Büyük, vurdumduymaz, bencilliğin hükümran olduğu bir kentte, bir gece! Bu, yeryüzünde herhangi bir ülkenin kenti olabilir. Mutlu veya mutsuz, inançlı veya inançsız, işsiz veya işli, kadın veya erkek, hasta veya sağlam. Birkaç genç. Yaşadıkları, orman olarak düşünülen bir mekân. Burada, susmak bir erdem; konuşmak belki de suçtur. Bu, ağaçların kesif olduğu ormanın, biraz ilerisinde, bir gece vardır. Buradan gelenler, kendi inançları doğrultusunda konuşabiliyorlar. Veya, susmak zorunda kalabiliyorlar. İşte, kimlikleri bilinen veya bilinmeyen yedi genç, böyle bir mahalde, kentin dayanılmaz ortamından kurtulan gençler, duygularını veya inandıklarını rahatça ifade edebiliyorlar. Belki kentin varoşlarında, belki de altkültürün dar boyutları içinde yaşamışlardır. Belki yokluk, belki fakirlik içinde varolabilmek çabasını göstermişlerdir. Yedi kişilik minik bir orkestrada, icra ettikleri sazla da solo yapabiliyorlar. Tiyatro Dergisi''nde ifade edildiği gibi sonu olmayan bir uzun cümle içinde, sadece "iki tırnak arası" yaşamaya mahkûmdurlar.
Oynayanlar ve reji Yönetmen-yöneticiden galaya çağrıldık. Daha evvelki ilk oyunu sağlık sebebiyle göremedik. Daha sonra, dördüncü veya beşinci oyunlarına çağrılmadık; yalnız Ceza Kolonisi''ni görebildik, ilgimizi çeken bir oyundu. Bu yönde düşüncelerimizi belirttik. Daha sonra, gene saf dışı olduk. Son olarak nasılsa bu oyundan haberdar edildik. Güzel düşünülmüş, iyi hazırlanmış bir oyun. Oyunun, uzun bir hikâye ve tek kişilik olarak yazıldığını duyduk. Mahir Günşıray, bu uzun oyunu, değişik bir uygulamayla sahneye koymuş. Evvelâ, sahne sorununu çözmüş, salonu "sahne olarak" hazırlamış. Yaklaşık, 40-50 metre uzunluğundaki bu mekâna, iki ayrı bölümde çift olmak üzere karşılıklı dört sıra koltuk koymuş. Sıralar arasında yaklaşık olarak 4-5 metre aralık var. Böylece sahne oluşmuş. Rol alan sanatçılar, hayli karanlık olarak bu yapay sahnede "oynadılar." İfade ettiğimiz gibi, tek kişilik oyunu, yedi başarılı genç sundu. Bir kişiden dinleyeceğimiz olaylar dizisini, bu yedi gençten dinledik. Mahir Günşıray''ın bu değişikliğini saygıyla karşılıyoruz. Tek kişilik oyunların, bir an içinde "monolog"a dönmek tehlikesi de vardır. Bu sıkıntıdan kurtarmış.. Yalnız, sanatçılar konuşurken, zorluk çeken seyirciler, kortta, tenis maçı izler gibi, bir sağa, bir sola bakmak zorunda kaldılar. Kimse -biz de- bundan şikâyetçi olmadı. Yorum güzel, uygulama güzeldi. Emeği geçen bütün sanatçıları başta Mahir Günşıray olmak üzere kutlarız. Tiyatroya yardım eden, oyun sonunda güzel bir kokteyl düzenleyen sponsoru da kutlamak bir borçtur.
NOT: Oyunun galasında, Mahir Günşıray''la konuşmak istedik. Şahsen tanışmadığımız için arkadaşımız yönetmen Engin Uludağ''dan yardımını rica ettik. Büfenin önünde tanıştık. Tebrik ettik ancak Günşıray''ın beklenmedik bir tepkisiyle karşılaştık. Sözümüzün bitmesini beklemeden, sanatçı yanımızdan hemen uzaklaşıverdi. Belki tipimizi beğenmemiştir; ne yapalım herkes onun kadar uzun boylu ve yakışıklı olamaz. Buna da şükür.

