Ekonomik hayatımızın gelişmesinde kamuoyunun çok önemli bir etkisi vardır. Yanlış oluşan, gerçeklere ters düşen görüşler ve inançlar ekonomik hayatımızın işleyişine olumsuz yönde etki yapar. Bu yanlış görüş ve inançların en önemlilerinden bir tanesi dışardan sağlanan mali kaynaklarla ilgilidir. Hemen ifade edelim ki, bu kaynaklardan biri yabancı sermaye diğeri de dış kredilerdir. Aslında ülke ekonomisi için gerekli olan bu iki kaynak ne kadar yararlı ise bunlara yönelik yanlış kanaat ve inançlar da ülkemiz için o kadar zararlıdır. Bu tesbitimizi bilimsel açıdan şu şekilde izah edebiliriz:
Bilindiği gibi her ülkenin bir yıl içinde elde ettiği bir gelir vardır. Bu gelirin büyük bir kısmı yıl içinde ulusça tüketilir. Geri kalan kısmı da tasarruf edilmiş olur. Tasarruf edilen gelirler ise mutlaka şu veya bu şekilde yatırıma gider. Yatırımlar ise bilindiği gibi ya doğrudan gelir sağlar, ya da buna yardımcı olur. Bu bilimsel gerçek karşısında akla gelen ilk husus; ülkenin kendi gelirlerinden elde ettiği tasarrufların sağlayacağı yatırımlarla sınırlı kalındığı takdirde gelişme de bu ölçüler içerisinde kalır. O halde bir ülke kendi imkanları dışında gelişmek isterse dışardan gelir sağlamak durumundadır. Bu sağlanacak gelirler de ya dış kredidir, ya da yabancı sermayedir.
Bütün bunları yazmamızın sebebi şudur. Geçen hafta Dünya Bankası Başkanı Mr. F. Wolfenshohn ülkemize gelmişti. Geliş sebebi de; bankanın ülkemize vermeyi kabul ettiği ve edeceği kredilerdi. Başkanın geldiği gün de muhalefete mensup radyolardan birinde konuşan yorumcu şöyle söylüyordu:
"Bu Dünya Bankası''nın verdiği krediler ve bunların benzerleri ülkemiz için çok zararlıdır. Çünkü bu krediler karşısında ülkemize yarar sağlamayacak olan bazı kararların alınması şart koşulmaktadır. Bu sebeple dış krediler kullanılmamalıdır."
Biz kamu görevlisi iken 1960''lardan itibaren zaman zaman bu gibi görüşlerle çok karşılaşmıştık. O sıralarda Hazine Genel Sekreteri ve aynı zamanda yabancı sermaye komitesi üyesi olduğumuz için benzeri sözleri sık sık duyardık. Hatta bu konularda mesela Coca Cola''nın Türkiye''ye yabancı sermaye kuruluşu olarak gelmesine müsaade eden yabancı sermaye kararında imzamız olduğu için bizlere vatan haini bile denilmişti.
Burada ifade etmek istediğimiz husus dış kredi ve yabancı sermaye düşmanlığının ülkemizin kalkınma gayretlerine karşı devamlı olarak mevcut olduğudur.
Bir de şimdiye kadar alınan kredilerle ve yurda giren yabancı sermayeyle neler yapıldığına bakalım.
Ülkemizin Keban dahil bütün büyük barajları, elektrik santralleri, Aliağa rafinerisi, Seydişehir Alüminyum, İskenderun Demir Çelik Fabrikası''ndan tutun İstanbul''un birkısım kanalizasyon ve su şebekesine kadar birçok tesisler ve yabancı sermaye ile kurulmuş şirketler hep bu dış kaynaklarla gerçekleşmiştir. Eğer bunlar olmasaydı, başka bir deyimle dış mali imkanlara çeşitli kulplar takan düşüncelere uyulup, bahsettiğimiz yatırımlar yapılmasaydı Türkiye''nin hali nice olurdu.
Bu arada gene o radyo haberine gelelim: Dünya Bankası kredi verirken eğer bazı şartlar ileri sürüyorsa bunlar olsa olsa kendilerine göre ülkemizin ekonomik açıdan daha iyi olacağına inanmalarındadır. Bunlardan yanlış olanlar her zaman karşılıklı görüşmelerle halledilir. Geçmişteki bürokratik hayatımızda hep böyle olmuştur.
Bütün temennimiz ülkemizin kalkınması için icap eden yatırımların gerçekleşmesi için gereken iç ve dış finansman imkanlarımızın artmasının sağlanması ve hükümetin toplumun olumsuz yönde kanaate sahip bulunan kesimindeki yanlış düşüncelerin düzeltilmesine çalışmasıdır.

