Kaydet
a- | +A

Bugünlerde emeklilik ve kamu çalışanlarının ücretlerindeki artışla ilgili tartışmalar ve protestolar ziyadesi ile yoğunlaştı. Bunlar bize on yıl önce Tercüman''da 18.07.1989''da yazdığımız bir yazıyı hatırlattı. Bu yazının büyük bir bölümü şöyle idi:

"Eski hukukumuzda umumi hata hak sayılır, şeklinde ilginç bir kural vardı. Toplumun, bazı yanlışları doğru, ya da aksine bir kısım doğruları hatalı kabul etmesi şeklinde ifade olunan bu kural ekonominin idaresinde çok büyük bir rol oynar. Hükümetlerin bu kaidenin mevcudiyetini nazarı itibara alarak, birçok uygulamalarında bundan yararlanmaları mümkündür. Bu yararlanma da genellikle kamuoyunun doğruluğuna inandığı bazı yanlışları düzeltmekle olur. Bazen de hükümetler hatalı kanaatleri ortadan kaldırmak için doğruları süratle gerçekleştirmek suretiyle görüşünün isabetinin toplumca onaylanmasını sağlayabilirler. Bu düşüncelerimizi iki misalle açıklığa kavuşturmak istiyoruz.

Uzun süre ülkemizde bir yabancı sermaye düşmanlığı egemen olmuştur. Tabii kapitülasyonların, duyunu umumiyenin, Cumhuriyetten evvel mevcut bazı yabancı şirketlerin ve sonra da ideolojik görüşlerin bu düşmanlıkta rolleri çoktur. Bu yüzden 6224 sayılı Yabancı Sermaye Kanununun elverişli hükümlerine rağmen memleketimizde dışarıdan gelen paralarla kurulan tesisler çok sınırlı kalmıştır. Halbuki o dönemlerde yabancı sermayenin ülkeye kazandıracakları çok iyi anlatılabilse ve kamuoyundaki zararlılığına dair inanç düzeltilebilseydi AB''ye girmeye kararlı hükümetimizin ekonomik şartları daha iyi olurdu.

Rahmetli ve çok değerli tarım bakanlarından Bahri Dağdaş zamanında Meksika buğdayı diye bir tür tohumun ülkemize, Amerikan yardımından istifade suretiyle getirilmesi söz konusu olmuştu. Bu konu kamuoyuna yansıdığı zaman büyük bir reaksiyon husule gelmişti. Hatta Amerikalılar mevcut hassasiyeti bildikleri için bidayette bu maksatla ilave bir proje kredisi vermek suretiyle ithalatın bize yük getirmeyeceğini ifade etmişlerdi. Zamanın Başbakanı Sayın

Demirel''in tasvibinden sonra rahmetli Özal Planlama Müsteşarı iken onun yönetimindeki bir heyetçe tohum alımından ekimine kadar yürütülen bu proje sayesinde ülkede buğday rekoltesinde bir artış olmuştu. Böylece süratli hareket sayesinde konu ile doğrudan ilgili bürokratlar bazı kesimlerce suçlanmaktan kurtulmuştu. İş olup bittikten sonra da ek proje kredisinden bahseden Amerikalılar buğdayın bedelini yıllık ithalat ihtiyacında kullandığımız AİD kredisinden ödetmişlerdi.

Bütün bunlarla söylemek istediğimiz şudur: Hükümetler stratejik uygulamalarda kamuoyunda beliren görüşleri daima nazarı itibara almalıdırlar. Bunlarda yanlışlıklar varsa düzeltilmesi için büyük gayretler göstererek evvela uygun ortamı hazırlamalıdırlar veya çok süratle hareket ederek yapacakları icraatla itirazcıların görüşlerinin yanlışlığını bir manada ispat etmelidirler. Eğer kendi düşünceleri yanlış ise bunlardan da süratle vazgeçtiklerini kamuoyuna bildirilmelidirler."

Bugünkü olayları on yıl öncesinden tahmin etmişiz de bu yazıyı yazmışız diyemeyiz. Çünkü makalemizde ifade etmeye çalıştığımız hususlar her zaman karşımıza çıkmaktadır. Bizim belirtmek istediğimiz, bugünkü tartışmalarda hükümetin kamuoyunu tatmin açısından yeterli gayreti göstermediğidir. Mesela ücret artışında hükümet ve itirazcılar ayrı ayrı hususları ele almaktadırlar. Nitekim hükümetin aldığı karar ücretlere yıllık enflasyon sebebiyle yapılması gereken zamla ilgili. Aslında sene başındaki ile birlikte % 56''ya varan zammın enflasyon oranına eşit sayılacak düzeyde olacağı bir gerçek, ama diğer bir gerçek de büyük bir memur kitlesinin aldığı ücretin düzeyi yetersiz. Ancak hükümetin aldığı karar ücret düzeyini yeniden tespit ile ilgili değil.

Netice itibariyle bu konuda hükümet doğruları iyi anlatabilse ülkedeki kamuoyu ısınmasını önleyebilir. Emeklilik konusunda, hükümet matematiksel olarak gerçekleri bıkmadan, usanmadan, herkesin anlayabileceği dille açıklayabilse ve varsa yanlışlarını düzeltebilse bize göre gereksiz yere ortaya çıkan bunalımlı hava dağılabilir.