Destekleme alımlarında uygulanan politika fiyat istikrarının sağlanmasında önemli rol oynaması dolayısıyla fevkalade ehemmiyeti haiz bulunmaktadır. Türk iktisadi hayatında 1935''lerden sonra başlanan destekleme alımlarının tek amacı, üreticilerin korunmasıydı. 1929 Dünya Ekonomi krizinden sonra üreticilerin rekoltenin bilhassa fazla olduğu dönemlerde zarara uğramamaları için bazı ürünlerin hükümetçe doğrudan doğruya veya dolayısıyla satın alınması korunmanın ilk şekli olmuştu.
Ülkemizdeki destekleme alım düzeni 50 yıl içinde gelişerek bugünkü duruma geldi ve ekonomik hayatımızın idaresinde kullanılan önemli bir mekanizma niteliğini kazandı. Nitekim, bugün destekleme uygulamasının dayandığı politikaların birçok amaçları bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
-Tarım ürünlerinde fiyat istikrarını sağlamak.
-Üreticilerin gelirlerinde aleyhlerine olacak herhangi bir dalgalanmayı önlemek,
-Pazarlama kolaylıkları temin etmek,
-Ekilebilir arazinin özelliklerine ve ülkenin ihtiyacına göre üretimi düzenlemek,
-İhracata yönelik ürünlerde, döviz gelirlerini artırmak,
-Genel fiyat istikrarına yardımcı olmak,
Birbirinden önemli olan bu amaçların arasında şüphesiz sonuncusu en büyük ehemmiyeti haiz olanıdır. Bu sebeple bilhassa enflasyonun hakim olduğu dönemlerde, destekleme alım politikaları yerine göre, talebi kısmada ve üretimi artırmada büyük önem kazanırlar. Bu politikalarda yapılabilecek hatalar enflasyonun kamçılanmasına sebep olurlar.
Destekleme fiyatlarının tesbitinde teknik olarak büyük güçlük sözkonusu değildir. Çünkü her mahsulün maliyeti ve üreticisinin geçimindeki yeri bellidir. Bu itibarla gerek ekonomik gerek sosyal açıdan bu konularda değerlendirme yapmak ve fiyat tesbit etmek zor bir iş değildir. Fakat, bu alanda ülkemiz bakımından oldukça büyük problem, alım fiyatlarının iç politikada oynadığı rolden kaynaklanmaktadır. Bütün partiler, üreticiye yararlı olması için destekleme fiyatlarının tesbitinde ekonomik ölçüler yönünden aşırı bir yüksekliğe meylederler. İlk bakışta bu istek, üreticinin gelirini yükseltmeye yönelik ve sosyal hedefe dayalı gibi görülür. Ama fiiliyatta amaç ekseriya aşılır ve partilerarası mücadelede kazançlı çıkmaya müncer olur. Ama görünürde verilen yüksek fiyatların sebep olduğu genel fiyat artışı neticede hem tüketiciye ve hem de başka deyimle ülke halkına zarar verir.
Bugünkü durumda destekleme fiyatlarının tesbitinde en büyük sorun, enflasyonla mücadelede programın başarıya ulaşması için, bunların makul ölçüde tesbiti mecburiyetinden kaynaklanmaktadır. Bu makul ölçü de IMF''ye verdiğimiz niyet mektubunda, başka bir ifade ile taahhüdümüzde mutlaka vardır. Bu mecburiyet de IMF''nin dediğini yapmak diye değil, doğru hareketin gereğini yerine getirmek şeklinde değerlendirilmelidir.
Gerek Hazine Genel Sekreteri gerek Planlama Müsteşarı olarak görev yaparken destekleme fiyatlarının tesbiti sırasında çok sıkıntı çekmiştik. Bu arada komik olaylarla da karşılaşmıştık. Mesela bir defasında, verilecek fiyat için ilgili her Bakan, bir rakam söyledi. Sonunda bunların ortalaması alınarak ilanı yapıldı. Başka bir deyimle, teklifler içinde doğru olan rakam yerine ilgisiz olanı destekleme fiyatı olarak uygulandı ve tabii ekonomiye de zarar verdi.
Bu arada buğday fiyatları da geçen cumartesi günü ilan edildi. Gayet tabiidir ki derhal üreticilerden ve bunların oyuna muhtaç politikacılardan itirazlar yükseldi. Umuyoruz ki hükümet, ülke ekonomisinin kaostan kurtulması için gösterdiği akılcı hareket tarzını bu hususta da muhafaza edecektir.
Temennimiz, bundan sonra ilan edilecek destekleme fiyatlarında da hükümetin göstereceği uygun tavrı köstekleyecek siyasi olumsuzlukların olmamasıdır.

