Kaydet
a- | +A

Bugünlerde kamuoyunda Beynelmilel Para Fonu (IMF) konusu yine gündeme gelmiş ve bu kuruluşla ilgili birbirine zıt görüşler tartışılır olmuştur. Kuruluşundan bu yana IMF ile ilişkilerimiz, çeşitli dönemlerde farklı şekilde gelişmiş ve bu hal bu şekilde devam edeceğe de benzemektedir. IMF konusu hakkında objektif bir bakış açısı içersinde değerlendirme yapabilmek için evvela bunun başlangıcına ve ne olduğuna bakmak lazımdır. Tekrarında fayda gördüğümüz için yazıyoruz, IMF 1944 yılında, 2. Dünya harbinin sebep olduğu ekonomik ortam içersinde Bredton-Woods konferansından sonra iki amaç için kurulmuştur. Bunlardan biri; dünyada iktisadi istikrarın tesisi, diğeri de bunun gerçekleşmesi için milletlerarası ticaretin geliştirilmesidir.

Herşeyden evvel ifade etmeliyiz ki Türkiye olarak bu beynelmilel kuruluşun ortaklarından biriyiz. IMF zaman zaman bozulan ekonomik istikrarımızın yeniden sağlanması için değişik tarihlerde aldığımız çeşitli iktisadi tedbirlerin başarılı sonuç vermesi için mali destekler sağlamıştır. Bu desteklerin yanında ayrıca dış krediler için ülkemize bir manada manevi kefil olmuştur. Çünkü, bu teşekkül bir ülkeyle stand-by diye adlandırılan kredi anlaşması yaptığı taktirde bu olay sözkonusu, memleketin ekonomik açıdan doğru yolda olduğunun dünyaya ilanıdır. Geçmişte Beynelmilel Para Fonu''nun 4 Ağustos 1958''de ilan edilen devalüasyondan ve bununla irtibatlı ekonomik istikrar tedbirlerinin alınmasından itibaren başlayan dış kredi zincirine, bilindiği üzere geçen yıl bir yeni halka ilave edilmiş bulunmaktadır. Bununla ilgili kredilerin bir kısmı yurda gelmiştir.

Geçmişte kalan dönem içersinde sağladığı ya da elde etmemize yardımcı olduğu krediler kasamıza girdikçe kamuoyunda IMF alkışlanmış, fakat ekonomimizin düzelmesiyle ilgili almak zorunda bulunduğumuz kararlar gündeme geldikçe bunlardan can yakıcı olanlar dolayısıyla memnun kalmadıklarımız yüzünden aleyhinde sesler yükselmiştir. Bu seslerin nedeni; kamuoyunda oluşan IMF bize kredi vermek için ağır şartlar yüklüyor tarzındaki görüşlerdir. IMF ile ilişkilerimizde kamuoyunda oluşan yanlış kanaatin temelinde bizce şu yatmaktadır. Sanki kredi alırken kapitülasyon dönemindeki borç vericiler gibi alacağını garanti altına almak için IMF bize ağır şartlar yüklüyor.

Hemen ifade edelim ki böyle bir durum kesinlikle sözkonusu değildir. Eğer kredi almamız için kendilerine göre gerekli görülen tedbir ve kararlar alınmazsa IMF kredi verme amacı olan o ülkenin ekonomik durumunun düzelmemesi sözkonusu olacaktır diye düşünür. Bu anlattıklarımız IMF imajının bir yönüdür. Şimdi bir de bu imajın diğer tarafına bakalım. IMF kendisinden kredi talep eden ülkenin ekonomik durumunun düzelmesi için bazı tedbir ve kararların gerekli olduğunu düşünebilir. Kredi isteyen ise, bunları öngörmemiş olabilir. IMF düşündüklerini ülke kabul etmezse kredi vermiyorum diyebilir. İşte bize göre en önemli nokta bu noktadır. Bu gibi hallerde o ülkeyle IMF arasında görüşmeler yapılarak doğru yol bulunabilir. Geçmişte, Hazine Genel Sekreterliğimiz sırasında 1966''da IMF''nin yetkili kişisi Sturc ile yaptığımız bir tartışmada kabul etmemiz için bizi zorladığı bir husustan vazgeçmek durumunda kalınca burnunun birden nasıl kanadığını hâlâ hatırlıyoruz. Netice itibariyle kamuoyundaki tartışmanın özünü IMF''nin öngördüğü ekonomik politika ve kararların doğru olup olmadığı teşkil etmektedir. Meseleye böyle bakarsak, bugünlerdeki tartışmanın konusu; IMF''nin gerekliliği değil, iktisadi düşünce ve politikasının ne derece doğru bulunduğu hususu olmalıdır.

Kanaatimizce, IMF kuruluş amacı doğrultusunda mevcudiyetini korumalı, fakat öngördüğü politikalar ve kararlarla tedbirlerin tartışılabilir olduğu da kabul edilmelidir. Esasen, IMF ile yaptığımız müzakerelerin uzun sürmesinin sebebi de budur.