Kaydet
a- | +A

Ülkemizde enflasyon rakamları her ayın dördünde ilân edildikçe "ne olacak bunun sonu" sorusu da devamlı şekilde gündeme gelmektedir. Başka bir deyimle hayat pahalılığının artışı ekonomimizin baş sorunu gibi görülmektedir. Durum böyle olduğu halde toplumun sesini yansıtan kamuoyu tartışmalarında hastalık üzerinde konuşulurken tedavi nasıl olacak sorusuna kimse değinmemektedir. Zaten toplum olarak en büyük zaafımız da bu noktada oluşmaktadır. Bu zaafla ilgili olarak bir müşahedemizi nakletmek istiyoruz.

Toplumun büyük kesimi yukarda da belirttiğimiz gibi enflasyonun verdiği sıkıntıdan şikayetçidir. Memuru, işçisi, ziraatçisi, köylüsü ve işvereniyle büyük bir topluluk hayat pahalılığının artışından, devamlılığından mustariptir. Bunun için mitingler yapılmakta, devamlı şekilde tartışma ortamı oluşturulmakta hülasa bu noktada büyük bir toplumsal hareket bütünlüğü en geniş şekilde kendini belli etmektedir. Ama kimse enflasyonun ortadan kaldırılması ve bunun ana sebebi yahut mikrobu olan kamu açıklarının önlenmesi için yapılması gerekenlere değinmemektedir. Daha doğrusu bunun çok küçük bir bölümüne değinilmektedir.

Bilindiği gibi kamu açığı devletin geliri ile gideri arasındaki menfi farktır. Ya da kamu giderlerinin, devlet geliri ile karşılanamayan kısmıdır. Bu fark 1998 sonu itibari ile 5 katrilyon seviyesinde kesinleşmişti. Bu miktar ülkemizin o tarihte 56 katrilyon olan gayri safi milli hasılasının yaklaşık % 9''una tekabül ediyordu. Yeni bütçe tasarısında da bu oran % 11.5 olarak hedeflenmiştir. İşte bu ekonomik tablonun değişmesi için toplumdan gelen şikâyet feryatları arasında herhangi bir çare sesi duyulmamaktadır. Söylenen tek husus devlet masraflarını "kısın"dan ibarettir.

Evet kamu açığının gider fazlalığı ayağı gayet tabii önemlidir, ama bu ayak gelir noksanlığı yanında devede kulak kalır. Düşüncemizi daha çok açalım. Kamu açığının ana sebebi Kamu gelirlerinin azlığıdır. Evvelki hafta da bu konuya değinmiştik. Tekrar etmemizin sebebi vergi konusunda toplumumuzda mevcut olumsuz düşüncelerle mücadele edilmesi için gereğini bir kere daha vurgulamaktır. Bunun için de bizce vergi konusunda toplumun iyi aydınlatılması gerekir. Bilindiği gibi vergi konusunda bir alan, bir de veren taraf var. Veren taraf halk, alan da Devlet. Bizce bu mevzuda şu anda her iki tarafın da düşüncelerinde önemli noksanlık mevcuttur.

Biz taraflardan Vergi veren grubun üzerinde durmak istiyoruz. Şu bir gerçek ki vergi veren bakımından durum, genel toplumsal eğitim düzeyimiz dolayısıyla iç açıcı değildir. Bu durum ülkemizin tarihi gelişme seyrinin tabii sonucudur. Bu konudaki fikrimizi daha belirgin hale getirmek için bir anımızdan bahsetmek istiyoruz.

1970 yılında IMF yıllık toplantısı Kopenhag''ta yapılmıştı. Heyetimiz emrine verilen otomobilin şoförü bir üniversite talebesiydi. Toplantının sonuna doğru bir sabah bizim şoförün yüzünün asık olduğunu gördük. Kendisine, nedir hasta mısın diye sorduk. Cevabı şöyle oldu: "Hükümet müşterek pazara girmeye karar verdi. Müşterek pazara girersek mecburen bu sistemin vergi düzeni gelecek bunun da nisbetleri bizimkinden düşük dolayısıyla devletin geliri azalacak."

İşte enflasyon üzerindeki toplumsal tepkilerin ülkemizdeki görüntüsünün en önemli sebebi Danimarkalı gibi düşünmememizdir. Daha uzun seneler de bu şekilde düşünmeyeceğimiz muhakkaktır.

Bütün bunlarla ifade etmek istediğimiz, ülkemizde vergi gelirleri yeterli derecede sağlanmazsa kamu açıkları devam edecektir ve hayat pahalılığı da mevcudiyetini koruyacaktır.

Bu durumdan kurtulmak için yapılacak olanlar gene Maliye Bakanlığı''na düşecektir. Kamu açıklarını yok etmek için bir yandan tasarruf tedbirleri alınırken bir yandan da toplumsal tepkileri en aza indirecek tarzda vergi düzenlemeleri yapmak gerekecektir. Vergi düzenlemeleri derken de kastımız verebilecek herkesten gücü nisbetinde vergi alabilmektir. Tabii bütün bunları eski bir Maliye Müsteşarı olarak biz zamanında yapamamıştık. Çünkü vergiyi toplama alt yapımız çok zayıftı. Ama şu anda birçok teknolojik imkanlar var diyor, vergi alanında en iyisinin yapılması için gerekenlerin yerine getirilmesini, bunun için de Büyük Millet Meclis''imizin Maliye Bakanlığı''na paralel bir düşüncede olmasını temenni ediyoruz.