Hasta olan insanın tedavi edilmesinin ilk şartı hastalığının doğru olarak teşhisidir. Şayet teşhiste yanlışlık yapılmışsa iyileşme genellikle mümkün olmaz. Ama teşhis doğru, fakat tedavi ve uygulama yanlışsa sonuç gene olumsuzdur.
Tıpkı bunun gibi ülkelerin sosyal hayatında ortaya çıkan sorunların, aksaklıkların, teşhisinde hata varsa; bu takdirde de bunların ortadan kaldırılması mümkün olmaz. İktisadi hayat da sosyal yaşamın bir bölümü olduğuna göre, bunda varolan bozuklukların ya da arzu edilmeyen hallerin ortadan kaldırılması için gene aynı şekilde doğru teşhisler icap etmekte ayrıca çarelerin de iyi saptanması ve uygulanması zaruri bulunmaktadır.
Şu muhakkak ki, ülkemizin iktisadi bakımdan başta gelen problemi "kalkınmasının henüz tamamlanmamış bulunmasıdır." Bu meselenin daha süratli bir şekilde çözümü için 1962''den itibaren plânlı döneme girilmiş bulunulmaktadır.
Herkesin bildiği gibi kalkınma plânlarının esasını;
-Ekonomik problemlerin neler olduğu.
-Bunların halli için gerekli kaynakların nasıl bulunacağı,
-İktisadi politika ve tedbirlerin belirlenmesi ve bunların uygulama yöntemleri oluşturmaktadır.
Plânlı dönemin iki önemli çarkı vardır. Biri beş yıllık plânı, yıllık programları hazırlayan, diğeri de uygulayan çarktır. Bu iki çarkı işletenin başında da hükümetler gelir.
Çark diye belirtmeye gayret ettiğimiz bu iki mekanizma arasında en geniş manada bir işbirliği ve anlayış beraberliği mevcutsa hükümetlerin işleri kolaşlaşır. Eğer bu konuda olumsuz bir durum mevcutsa o zaman plândan beklenen netice elde edilemez.
İçinde bulunduğumuz şartlarda iktisadi hayatımızın ne kadar güçlüklerle dolu olduğu, problemlerin ne büyük boyutlara ulaştığı hepimizin malûmudur. Halbuki halen plânlı dönemde yaşıyoruz. Evvelce uygulananlara ilâveten önümüzde sonuna doğru geldiğimiz bir beş yıllık plân var. Bu plânda da genellikle ekonomik meselelerimiz ve bunların ortadan kaldırılması için gerekenler dile getirilmiş bulunmaktadır.
Yürürlükteki beş yıllık plân 2000 senesinin sonunda ömrünü tamamlayacaktır. Plânlı dönemde bulunmamıza rağmen ülkemiz ekonomik yönden en buhranlı bir dönem içinde bulunmaktadır. Yürürlükteki plânda problemler ve bunların ortadan kaldırılması yolları bellidir. Fakat bütün bunlara rağmen enflâsyon, gelir dağılımındaki dengesizlik işsizlik gibi arzu edilmeyen haller gözlerimizin önündedir.
Netice itibariyle görüyoruz ki, hastalık biliniyor. Çareler plânda gösteriliyor. Fakat uygulamaya gelince akıl almaz bir hareketsizlik ve umutsuzluğa dönüşebilecek bir sağduyudan mahrum kalma hali hükümetlerin bütün çabalarına rağmen kol gezmektedir.
Bu istenmeyen hale Parlamentomuzla, Hükümetimizle, bütün anayasal kuruluşlarımızla ve ulusça, elbirliğiyle nihayet vermek durumundayız. Bu acı gerçeğin bilincine hep birlikte mutlaka sahip olmamız gerekmektedir.
AGİT toplantılarının organizasyonundaki başarımızın oluşturduğu hava, ABD Başkanı Mr. Clinton''ın ülkemizin 21''inci yüzyıldaki imajı ile ilgili beyanları petrol boru hattı anlaşmalarının gerçekleşmesi halinde kazanacağımız iktisadi prestij ve güç, ulusal geleceğimiz için umut dolu sevindirici işaretlerdir. Ama bunların gerçekleşmesi de kesinlikle bahsettiğimiz ulusal bilince erişmemize bağlıdır.
Bu durumu iyi anlamamız gerekir. Aksi halde ulusça çok kötü günlerle karşı karşıya kalabiliriz.

