Siyasal Bilgiler okulundayken çok değerli hocamız merhum Prof. Esat Arsebük, bir gün derste eski hukukumuza ait bir kuraldan bahsetti. Hocamızın söylediğine göre bu kural; "Umumi hata hak sayılır" şeklindeydi. Bunun manası; "yanlış olan bir husus, eğer halk tarafından doğru kabul ediliyorsa o doğru" demektir. Hocamızın bu anlattıklarından sonra bütün arkadaşlar, nasıl olur da, gerçekte yanlış fakat toplumca doğru diye kabul edilen bir husus geçerli sayılır demiştik.
Fakat sonradan çeşitli vesilelerle anladık ki değil sadece hukukta, aynı zamanda politikada ve ekonomide de bu kural geniş ölçüde geçerlidir. Nitekim, yanlış oldukları halde şu veya bu şekilde toplumumuzun büyük bir kısmınca doğru kabul edilen birçok hususlar olumsuz etkilerini hâlâ devam ettirmektedirler.
Bu konuda birçok misaller vermek kabildir. Bunlardan biri: IMF ile alakalı olanıdır. Geçenlerde, memleketimizde ilgililerle temasta bulunan C. Cottarelli''nin bir beyanı ele alınarak IMF hakkında söylenmedik laf bırakılmadı. IMF hakkındaki itham şu idi: Bu beynelmilel teşekkül, ekonomi alanında işlerimize müdahale ediyor, alacağımız kararları etkilemek istiyor. Bütün bu ithamlardan sonra eskiden olduğu gibi şimdi de IMF bizim aleyhimize çalışan bir müessese imiş gibi yanlış bir kanaat oluşmuş bulunmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz kural açısından ifade edersek IMF hakkındaki yanlış kanaat sanki doğruymuş gibi bir durum hasıl olmaktadır. Halbuki, işin gerçeği şudur: Evvela Türkiye olarak, bu kuruluşun üyelerinden biriyiz. Sonra IMF de, geçmişte zaman zaman bozulan ekonomik istikrarımızın yeniden sağlanması için aldığımız ekonomik tedbirlerin olumlu sonuç vermesi için mali destekler sağlamıştır. Bunlara ilaveten, almak mecburiyetinde kaldığımız dış krediler için bize, bir manada manevi kefil olmuştur. Çünkü, IMF bir memleketle stand-by diye isimlendirilen kredi anlaşması yaptığı takdirde bu durum sözkonusu ülkenin ekonomik bakımdan doğru yolda bulunduğunun dünyaya ilanıdır. Geçmişte 4 Ağustos 1958''de ve 10 Ağustos 1970''te ilan edilen devalüasyonlardan ve bunlarla irtibatlı ekonomik istikrar tedbirlerinden itibaren başlayan dış kredi zincirine geçen yıl bir yeni halka daha eklenmiştir. IMF''nin sağladığı ve ayrıca elde etmemize destek olduğu krediler kasamıza girdikçe IMF alkışlanmış, fakat ekonomimizin bozulan dengelerinin yeniden tesisi için almak zorunda bulunduğumuz kararlar sözkonusu olunca bunlardan can sıkıcı olanlar sebebiyle hoşnut olmadıklarımız yüzünden aleyhine sesler yükselmiştir. Bu seslerin temelinde IMF bize kredi vermek için ağır şartlar yüklüyor şeklindeki bize göre yanlış düşünceler yatmaktadır. Bu sebeple, yukarıda bahsettiğimiz eski hukukumuzdaki kural bize göre ekonomi dünyamız için doğru değildir.
Benzer kurala bir başka misal de şudur: Uzun zamandan beri yabancı sermaye bir sömürü düzeni mahsulüdür şeklinde yaygın bir kanaat ülkemizde hakim olmuş ve bu ekonomik hayatımızın idaresinde etkisini sürdürmüştür. Aslında yabancı sermaye gelişmekte bulunan ekonomimizin finansman ihtiyacının milli kaynaklarla karşılayamadığımız kısmını gideriyorsa ve bu ülke kalkınması için gerekli yatırımlar haline geliyorsa niçin bir sömürü aleti olsun. Ama uzun süre bu yanlış görüş toplumun büyük bir kesimince doğru kabul edildiğinden hükmünü yürütmüştür. Bu da ülkemiz için zararlı olmuştur.
Bu konuda daha birçok misal vermek mümkündür. Bütün temennimiz, ekonomik hayatımız için istenmeyen durumların ortaya çıkmaması açısından eski hukukun uzun "umumi hata hak sayılır" kaidesinin, ekonomik hayatımızda "doğru olan haktır" şekline dönüşmesidir.

