Kaydet
a- | +A

Esasen çeşitli sıkıntılar içinde bulunan ülke ekonomisi, birbirini takip eden iki deprem felaketinden sonra daha da güç durumlarla karşı karşıya kaldı. Bu güç durumları, bir yandan yıkıntıların ortaya çıkardığı yeni kamu giderleri, diğer yandan da büyük üretim merkezlerinde meydana gelen gelir azlığının sebep olacağı vergi eksilmesi olacaktır. Neticede bu iki felaket mevcut ekonomik zorlukları daha da arttırmıştır.

Bu durumda (hükümetin yapması gereken) giderlerin artması karşısında bunları karşılayacak yeni mali imkanlar aramaktır. Bunun da iki yoldan sağlanması mümkündür.

Yollardan biri, vergi artırıcı ve gider eksiltici tedbirler almak, diğeri de borç bulmaktır.

İki felaketten itibaren hükümet de bu belirttiğimiz iki istikamette faaliyete geçmiş, bir yandan deprem vergisi diye bir paket hazırlamış ve bazı tasarruf tedbirleri almış, diğer yandan da gerek IMF''den, Dünya Bankası''ndan gerek diğer devlet ve finansman kuruluşlarından kredi sağlama yollarına başvurmuştur. Genel olarak şu ana kadar mali imkan arama açısından ortaya çıkan manzara budur.

Biz bu yazımızda son vergi zamlarıyla ilgili olarak ortaya çıkan tablo üzerinde durmak istiyoruz. Çünkü dışarıdan sağlanacak kredilerin gerçekleşmesinde ya da arzu ettiğimiz istikamette sağlanmasında bu tablonun rolü büyüktür. Şimdi bu tabloyu analiz edelim. Hükümetin zaten büyük açığı olan bütçesi ile başımıza gelen felaketin zararlarını telafi etmesi mümkün değildir. O halde dışarıdan para istemek şart. Ama o zaman da hükümete sen önce kendi imkanlarını tam olarak harekete geçir derler. İşte nereden bakarsak bakalım bu gerçek tablo, hükümeti yeni gelir artırıcı tedbir aramaya mecbur kılmaktadır. Bu itibarla hükümetin yeni vergi almaya yönelmesi bizce kaçınılmazdır. Bu noktada herkesin bu gerçeği kabul etmesi gerekir. Her yeni vergi, şüphesiz veren için bir sıkıntı kaynağıdır. Ama, hasta olanın nasıl bazen acı ilaçla yahut bir ameliyatla canı yanarsa şu anda ortaya çıkan deprem felaketinin meydana getirdiği yaraların sarılması için de bu sıkıntılara ulusça katlanmamız kaçınılmazdır.

Bu gerçeklere mukabil şimdi yeni vergi paketi dolayısıyla Kasım ayında kamuoyunda büyük bir tartışma ortamı oluşmuştur. Hükümet kendisinin de arzu etmediği fakat mecbur kaldığı yeni vergileri savunmakta, muhalefet ve toplumun vergiden etkilenen kesimi de ateş püskürmektedir. İnsan hangi tarafı düşünse Nasrettin Hoca gibi sen haklısın diyor ama bir de objektif, gözle görünen gerçekler vardır. O da yeni gelirler bulunmazsa ülke ekonomisi bu gününü aratır hale düşer. Bu arada deprem vergisi kanununa, son anda eklenen tahvil ve bono faizlerinden alınacak vergilere değinmek istiyoruz.

Bu konunun iki tarafı vardır. Bunlardan biri tahvil ve bonoyu alanlar alım sırasında şimdi konulan faiz vergisini ödemeyeceklerine göre hesaplarını yapmışlardır. Ama şimdi devlet bunlara kusura bakmayın faizinden biraz vergi alacağım diyor. İşte bu noktada alıcılar açısından devlet sözünde durmadı, tek taraflı olarak mukaveleyi bozdu şeklinde bir tablo ortaya çıkıyor. Bu ise devlete olan güvene zarar verici gibi görünüyor.

Bu durum şüphesiz bilhassa yabancı yatırımcılar açısından, ülkemiz aleyhine bir faktör oluşturmuştur ve piyasaya yeni bono ve tahvil arzında faiz yükseltici bir durum meydana getirmiştir. Konunun diğer tarafı da hükümetin yeni gelirler bulmak zorunda kalmış olmasıdır.

Netice itibariyle son vergi zamları serbest piyasa düzeni kurallarının gereği piyasada bir çalkantı meydana getirecektir. Fakat hükümet bütün iktisadi tedbirlerinde kararlı ve kalıcı bir tutum izlerse ki temennimiz bu, şu andaki olumsuz gibi görünen yeni düzenlemelerin IMF ve diğer mali kuruluşların desteği ile ekonomiye olumlu etki yapması çok muhtemeldir. Yeter ki, toplumumuz bu konuda gerçeği anlayabilecek tarzda hükümet tarafından yeterince aydınlatılabilsin.