Kaydet
a- | +A

Büyük zelzele felaketi yüce milletimizi bir yandan derin üzüntüye gark ederken diğer yandan da büyük bir gayretle felaketin maddi etkilerinden kurtulmak çabasını göstermeye yöneltmiştir. İnanıyoruz ki felaketin manevi yıkıntısı dışında kalan bütün kayıplar milletimizin gayreti ile zaman içinde giderilecek ve ülkemiz giderek kalkınma yolunda hakettiği hedeflere erişecektir.

Bu yazımızda ulusça uğradığımız bu felaket konusunda bundan sonra ne yapılması gerektiği üzerinde durmak istiyoruz.

Felaketin başladığı 17 Ağustos''tan itibaren yapılacak ilk iş tabiidir ki fiilen buna maruz kalanların yardımına koşmaktı. Bu iş artık geride kaldı. Bundan sonra yapılması gereken bu felaketin izlerini ortadan kaldırmak ve ülkemizi daha ileri götürmektir.

Bunun için gayet tabiidir ki yapılacak işler belli bir program dahilinde sorumlu ve yetkililerce yürütülecektir. Ama en önemli olan bizce bunların gerekli kıldığı finansman kaynağının bulunmasıdır. İşte bu noktada hükümete düşen iç kaynaklarımızı güçlendirmek fakat bunlar yetişmeyeceği için gerekli dış kaynakları süratle bulmaktır.

Bu konuda geçmişte bize numune olacak yahut yol gösterecek ulusal bir felaketten kurtulmak için yapılan bir uygulamamız yoktur. Ama benzer bir kredi arama durumu geçmişte mevcut bulunduğu için bu örnek alınabilir.

1960 ihtilalinden sonra ülkemiz az gelişmişlikten kurtulmak için yeni bir gayret içine girmiştir. Bu gayretin aleti olarak kalkınma planı yapmak seçilmiş, başka bir deyimle planlı kalkınma dönemine geçilmişti. Ama bunun için de iç mali kaynaklarımız yeterli değildi ve bu sebepten dolayı dış kaynak aranmasına tevessül edilmişti. Bu yüzden üyesi bulunduğumuz OECD''ye başvurup kalkınma gayretlerimize yardım etmelerini talep etmiştik.

İşte o sırada bu müracaatımızdan sonra OECD bünyesinde Dünya Bankası, IMF ve Avrupa Yatırım Bankası''nın da dahil olduğu bir konsorsiyum, 31 Temmuz 1961''de kurulmuştu. O zaman biz de Paris''te OECD nezdindeki Türk delegasyonunda Maliye Müşaviriydik. Konsorsiyum kurulmasıyla ilgili kararın alındığı Konsey toplantısının bitişinde duyduğumuz sevinci anlatamayız.

Çünkü bu kararla kurulan konsorsiyumun ülkemiz için gerekli dış finansman kaynağını sağlaması kesinleşmişti. Nitekim bu konsorsiyum sayesinde elde ettiğimiz dış kredilerin ülkemizin kalkınmasında rolü çok olmuştu. Şimdi de hükümetimizin buna benzer bir beynelmilel organizasyon kurulması hususunda gerekenleri yapacağına inanmaktayız.

Kurulması gerçekleştiği takdirde organizasyondan mali kaynak sağlanmasında tabiidir ki bürokrasiye büyük görev düşecektir. Çünkü durum ne kadar iyi anlatılırsa yardım miktarı ve şartları o kadar iyi olur.

Biz 1965''ten 1972''ye kadar konsorsiyumdan elde edilecek yardımların tatmin edici miktar ve şartlarda olması için bu konularda görevli bulunan Hazine Teşkilatının genel sekreteri başka ifade ile baş sorumlusu olarak inanılmaz güç şartlarda görev yaptık. Bir defasında sinirsel ve fiziksel yorgunluğun meydana getirdiği hasta görüntümüz sebebiyle o yılın yardım miktarını belirleyecek konsorsiyum toplantısında Başkan Keiser bizi sarılık hastası zannedip elimizi sıkmaktan çekinmişti. Müteakip iki yılda da toplantıların bitişinden sonra asap bozukluğundan yataklara düşmüştük. Bütün bunlarla anlatmak istediğimiz yukarda da belirttiğimiz gibi dış yardım sağlamada ilgili devlet teşkilatına büyük ve stresli bir görevin düştüğünü belirtmektir.

Bütün dileğimiz felaketin maddi kötü sonuçlarının süratle giderilmesi için dış yardım temini konusunda başarılı olunmasıdır.