Kaydet
a- | +A

Öyle anlaşılıyor ki, şimdi de Avrupa Birliği''nin koordine ettiği yeni bir Kıbrıs tezgâhıyla karşı karşıya bırakılıyoruz. Gerçekten de, çeyrek asır önce kanımızı dökerek, Kıbrıs Türküne tattırdığımız özgürlük yok edilmek isteniyor. KKTC''nin varlığını görmezlikten gelen, hatta uluslararası anlaşmalarla adaya çıkan Türk askerini bile "istilacı" gözü ile değerlendiren Batı''nın bütün uğraşı, Kıbrıs''ı Rumlar''a peşkeş çekmekle özetlenebilir. İlgi çekici ki, Türkiye''yi Kıbrıs davasında pek anlayan ve destekleyen ülke de yok gibi. Sanki bütün dünya birleşmiş, Kıbrıs gerçeğini alt üst etmeye çabalıyor ve bu uğurda Türkiye''ye olmadık baskılar yapıyor. Barış Harekâtı''nın bugün kutlanacak olan 26''ncı yıldönümüne katılması beklenen Başbakan Bülent Ecevit''in Kıbrıs''a gidişinin bile "nazik" bir şekilde önlendiği bir ortam yaşanıyor.

Ecevit''in önlenmesi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri''nin isteğini kabul edip, adaya gitmeyen Başbakan Ecevit''in "yanlış" bir karar aldığını düşünüyoruz. Çünkü, Batı''nın ve özellikle Rumlar''ın böylesine jestlerden hiç etkilenmediklerini aksine, lehlerine değerlendirmeler yaptıklarını bilmeyen var mı? Bir zamanlar, burnumuzun dibindeki bir diğer adanın, Yunanistan''ın eline geçmemesi için neler yapmamıştık. "Hatta, Girit bizim canımız" diye sloganlar bile atmıştık. Fakat, eninde sonunda Girit hem elimizden alındı, hem de silahlandırılarak bize karşı, stratejik bir üs haline getirildi. Dileriz ki, Kıbrıs''ta da böylesine bir sonuçla karşılaşmayız. Bu yüzden, "Kıbrıs bizim canımız" diyerek dikkatleri çekmek istiyoruz. Ne yazık ki, bugün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş''a içerden de, şiddetli bir muhalefet mevcut. Hatta, aşırı solcular, Türk askerinin varlığından şikayet ediyor. Oysa, Kuzey Kıbrıs''ta yediden yetmişe dayanışmanın gösterilmesi gereken hassas günler içindeyiz.

Haklı davanın yanındayız Şartlar ve ortam ne olursa olsun, Kıbrıs Türkünün yanında olmayı milli bir görev ve politika haline getiren Türkiye, sonuna kadar haklı davasının savunucusu olmanın bilincini taşıyor. Bugün Kıbrıs''ta ada fiilen bölünerek hem sınırlar çizilmiş, hem de soyu sopu, dili dini, bayrağı parası ayrı iki yönetim bulunuyor. 20 Temmuz''un şafağında dalga dalga Kıbrıs''a çıkan kahraman Türk askerleri, böylece barışı da sağlayarak, insani görevini de yerine getirmişti. Şimdi bu zaferin 26''ncı yıldönümünde, Kıbrıs''ı Rumlaştırmanın yoğun çabaları karşısında, dimdik durmanın mücadelesinin verilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği yolunda, Kıbrıs davasından vazgeçilemeyeceğinin kesin işaretlerini vermenin tam zamanını idrak ediyoruz. Bu yüzden; keşke, Başbakan Ecevit, Kıbrıs''a gidip, bütün dünyaya, Türkiye''nin tarihi ve haklı davasından asla vazgeçmeyeceğinin mesajını verseydi diyoruz.