Bir ömür boyu unutmak istemediğimiz, zaten benliğimizden çıkması mümkün olmayan Galatasaray''ın zaferi ile ilgili birkaç satır daha yazmak ihtiyacını hissettik. Aslında, son yazı da sayılmamalı, çünkü her fırsatta, bu müstesna olayı dile getirmek isteriz. Her şeyden önce, "bu bir futbol maçı" diye zaferi geçiştirmek isteyenlere seslenmek istiyoruz. Hayır, bu sadece "bir futbol maçı" değil, bu bir milletin şahlanışı, kendisine ikinci sınıf insan muamelesi yapmak isteyen Batı''ya karşı direnişi, kafa tutuşu, kısacası kıyamından başka bir şey değil... Çoluk çocuğumuza, torunlarımıza bırakacağımız onurlu miraslardan biri için ne kadar "övgü" dolu sözler sarfetsek, gurur duysak yeridir sanırız.
Kopenhag''a gelince Alınan sonucun tesiri altında kalarak, şimdiye kadar sadece coşkumuzu dile getirmeye çalıştık. Oysa, Danimarka''nın tarihi başkenti Kopenhag hakkında söylenebilecek o kadar çok şey var ki. Gerçi iki günlük bir gözlem ama, yine de Kopenhag için yazılacakların başında, şehrin Baltık estetiğinin yanı sıra, Londra''ya benzemesi geliyor. Bu arada, orijinal heykelleri ve ünlü Tivoli meydanı ile parkı da unutmamak gerekiyor. Belki de holiganları azdıran, şehrin göbeğindeki "pap"lar ve "cafe"ler... Söz holiganlardan açılmışken, asillikten nasibini alamamış İngilizlerin kavgaları başlattığına birkaç defa tanık olmanın rahatlığı içinde, suçu onlara yüklüyoruz. Gerçekten de, bütün tahrik ve saldırıların başlangıcı İngiliz holiganlardan oldu. Nitekim, İngiltere de durumu tespit ederek resmen açıklama yapma ihtiyacını duydu. Tabii ki, bazı gençler de tahriklere kapılarak mukabelede bulundular. Ne var ki, Türklerden yaralananlar oldu. Bir Türk gencinin kulağının bıçakla kesilmesi, holiganların ne denli gözü dönmüş olduğunu gösteriyor. Yine de, bu çatışmalarla, hiç kimse, Türk futbol takımının yazdığı destana gölge düşürmemeli.

