Büyük bir faciayı yaşayan ve el''an tesirinden kurtulamayan bir Türkiye''den herhangi bir tavizin koparılmak istenmesinden daha dehşet verici bir gelişme olamaz. Gerçekten de; başta Yunanistan olmak üzere birçok Avrupa ülkesi ve ABD, Kıbrıs sorununu, her ne pahasına olursa olsun bitirmek niyetinde. Her bakımdan sıkışmış bir Türkiye''ye, önce yardım elini uzatarak sonra taviz istemekten daha ayıp ne olabilir ki. Nerdeyse 40 yılını bulmuş bir ihtilafı, hemencecik fakat Rumlar''ın lehine bitirme yarışına çıkan sözüm ona hür dünyanın büyük yanılgı içinde olduğu şüphe götürmez. Ne tarihi, ne coğrafi ne de sosyal ve politik konumları göz önünde bulundurmayan Batı, Kıbrıs''ı Rumlar''a peşkeş çekmenin gayretini güdüyor. Oysa; en azından 25 yıldan beri huzur ve barış içinde bulunan Kıbrıs adasında hiçbir şekilde Türk varlığının inkâr edilemeyeceği mutlaka bilinmeli.
ANKARA''YA GELİNCE Batı''nın bu gayreti karşısında bunalma noktasına gelen Türkiye, sonuna kadar meşru hakkını savunmalı ve hiçbir şekilde tavize yanaşmamalı. Kısacası, deprem Kıbrıs politikamızı da sarsmamalı. Gerçi, Ankara''nın kararlı tutumu sergileniyor ama kapalı kapılar ardında neler görüşüldüğü ve tasarlandığı pek belli olmuyor. Bu arada, Dışişleri Bakanı İsmail Cem''in temkinli ve ağırbaşlı politikasının yanısıra KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş''ın sarsılmaz tutumunun, yüreklere su serptiğini de hatırlatalım. Adanın resmen ikiye bölündüğü 20 Temmuz 1974 tarihinden beri Batı, ayrı bayrağı, ayrı dili, ayrı dini ve ayrı toprağı olan iki topluluğu tek millet gibi görmek sevdasından vazgeçemiyor. "Adada barışı ihdas etme" adına hareket ettiğini sanan Batı, en az 25 yıldan beri Kıbrıs''ta barışın hüküm sürdüğünü bile görmeyecek kadar körelmiş durumdadır sanırız. Şunu da asla unutmamak gerekir ki, Türkiye''nin Kıbrıs ile ilgili politikası milli olmakla beraber Türk halkının bağrından fırlamış ve vazgeçilemeyecek amaçlar içeriyor...

