''Sayılı günler çabuk geçer'' diye bir söz var.
Ne kadar da gerçekçi bir yaklaşım; bir hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçiverdi. Kısmetse bu akşam İstanbul''da olacağız. İstanbul dedik de, aklımızdan bir türlü atamadığımız "deprem"den bahsetmeden hiç olur mu? Her şeyden önce, bir deprem kargaşası yaşandığını kabul etmek gerekiyor... Kandilli Rasathanesi''nin resmi açıklamalarına rağmen, ikide bir "deprem olacak" teorileri ortaya atılıyor. Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Işıkara''nın defaatle belirttiği gibi, Marmara Bölgesi''nde her an deprem bekleniyor ama zamanını, büyüklüğünü ve süresini hiç kimse ne tahmin edebilir ne de açıklayabilir. Gerçi, Başbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, bir mucidin "erken uyarı sistemi"nden ısrarla bahsediyor. Ancak, böyle bir buluş olmuşsa hâlâ resmen ve tam kapasite ile faaliyete geçirilmediği de biliniyor. Büyük değer verdiğimiz, sevdiğimiz ve saydığımız dostumuz Prof. Alp''in, geniş halk tabakalarının da, tereddütsüz kavrayacağı yeni bir açıklama yapmasını bekliyoruz. Bu arada, İstanbul''daki önlemlerin, muhtemel bir deprem için alındığı da, halka anlatılmalı ve inandırılmalı. Yoksa, tam bir "deprem depresyonu"nu başımıza belâ ederiz. Aslında, kişisel olarak önerilen önlemleri de mutlaka alarak depremle yaşamasını da artık öğrenmeliyiz.
Şakir Paşa Ailesi Flaş''ın "Halikarnas Balıkçısı"nın sırrı başlığından sonra, depreme kapılıp gitmemizi yadırgayabilirsiniz. Gündem "deprem" olunca uzaklaşmak kolay olmuyor. Gelelim "Halikarnas Balıkçısı"nın sırrına... Biliyorsunuz; meşhur Şakir Paşa''nın oğullarından Cevat Şakir, "Halikarnas Balıkçısı" namıyla tanınıyor. Peki, Cevat Şakir''in ne sırrı olabilir ki. Cevat Şakir''in, babası Şakir Paşa''yı niçin öldürdüğü hâlâ bir sır veya sis perdesine bürülü... Bu günlerde elimizden düşürmediğimiz "Şakir Paşa Ailesi" kitabında "Halikarnas Balıkçısı"nın sırrını hâlâ çözmüş değiliz. "Şakir Paşa Köşkü"nden sonra, "Şakir Paşa Ailesi" bir dönemin, şiir, müzik, resim, sergüzeşt dolu renkli yaşantısını dile getiriyor. II. Abdülhamid''in sadrazamı Cevdet Paşa şahsiyet sahibi, realist bir devlet adamı. Ne var ki, adı bir "komplo" düzenlemesine karıştığından, azledilir. Bu nedenle de; Şakir Paşa, kardeşinin haksızlığa uğradığına inandığından, padişahın verdiği konakta oturmayı sindiremeyerek Büyükada''daki köşküne çekilir. Şakir Paşa''nın torunu Şirin Devrim''in de çocukluğunun geçtiği bu köşkte kimler yok ki! Ve neler yaşanmaz ki! Eski İstanbul özellikle konak-köşk hayatını, samimi bir şekilde dile getiren Şirin Devrim''in "Şakir Paşa Ailesi" bir nostalji esintisi gibi, insanı okşuyor. Ancak, bu kitapta da, "Halikarnas Balakçısı"nın sırrı tam olarak çözülemiyor. "Füreya"da da bu sır saklı kalmış. "Halikarnas Balıkçısı"nın babasını neden öldürdüğünü merak edip duralıyorken, Bodrum geçiveriyor gözlerimizin önünden.
Bodrum''un simgesi Cevat Şakir''in adı Bodrum''la anılıyor. Bodrum ki, ülkemizin en şirin Ege beldelerinden biri... Eğlencenin, sanatın kısacası turizmin altın yöresi... Bir de, sık sık yakılan veya yanan ormanları olmasaydı... Gerçekten de, Bodrum bir tabiat harikası... Yüce Allah''ın ülkemize ihsanlarından biri... Eskiden, Bodrum''da geniş çapta sünger avcılığı bile yapılır, balığın her cinsine rastlanırdı. Şimdi, Bodrum kendini tarla balıkçılığına teslim etmiş durumda. Bu yüzden de, bol bol çupra ve levrek tablaları, masaları süslüyor. Bu sıcak pazar gününde, deprem depresyonundan uzaklaşmanın en iyi yolu; konakların, köşklerin renkli yaşantısından derlenen, anıların tatlı esintilerini, Bodrum''u, denizi, yeşili ve yüce Allah''ın bahşettiği nimetleri düşünüp düşünüp hülyalara dalmak olsa gerek...

