Şükürler olsun ki; mübarek Regaip Kandili''ni milletçe idrak ettik. Bütün müminlerin, "kandilin hayırlara vesile olmasını, ülkemize ve insanlığa mutluluklar getirmesini" dilediklerini hissediyor veya sanıyoruz. Gerçekten de; huzura, sükûna o kadar ihtiyacımız var ki! Çünkü, her şeyin başı huzur. Mutluluğa giden yol bile huzurla başlar. Ne var ki ve ne yazık ki, huzurumuzu bozmak için elimizden geleni de ardımıza koymuyoruz. Nedense, büyük çoğunluk adetâ huzursuzluğa koşmakta dolayısıyla refaha da bir türlü ulaşılmamakta. Karşılıklı iddialar, sürtüşmeler ve dayatmalar ülkeyi krizden krize sokarken zaman zaman kaosa bile sürüklenme tehlikesiyle baş başa kalıyoruz. Bu kargaşa böyle gelmiş, fakat kesinlikle böyle gitmemeli.
NEYİ PAYLAŞAMIYORUZ Kİ Huzursuzluklar, sürtüşmeler karşısında insanın isyan edeceği geliyor. Her şeyden önce, "neyi paylaşamıyoruz" sorusuna cevap aramalıyız. Sonra, bu aziz vatandan başka neyimiz var ki? Dahası, başka gidebileceğimiz bir yer var mı ki? Ve en önemlisi, "tasada, kıvançta bir" yaşamak mecburiyetinde değil miyiz? Koskoca bir yüzyılı bitirmeye sayılı günler varken ister istemez bir "değişim" sürecine başlanmışken, asgari müştereklerde birleşmenin tam zamanını yaşıyoruz. Hiçbir şer gücün tahrikine, telkinine kulak asmadan, semalarında, ay yıldızlı bayrakların dalgalandığı ve ezan-ı Muhammedilerin yankılandığı bir ülkede, artık yeni bir yüzyıl için, el ele, gönül gönüle vermeliyiz. Zıtlaşmanın hiçbir kimseye yarar getirmediği defaatle kanıtlanmış olmasına rağmen, sonsuza kadar inadın sürmeyeceğinin bilincinde olmalıyız. Bu mübarek günlerde, vatanın esenliği, milletin birlik ve beraberliği için yediden yetmişe hep beraber dua etmeliyiz.

