Kaydet
a- | +A

Cumhuriyet tarihimizde ilk defa, TBMM''de grubu bulunan siyasi parti liderinin imzasıyla, Meclis dışından bir adayın cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesinin demokratik teamüllere uyup uymadığının tartışılmasının bittiği görünüyor. Ancak; bu sefer, aday gösterilen Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer''in görevinden neden istifa etmediği yeniden gündeme gelmiş bulunuyor. Çeşitli görüşlerin yanısıra Aydın Menderes''in adaylığı iptal girişiminde bulunacağı belirtiliyor. Öte yandan, 5 parti genel başkanının müşterek imzasına rağmen, adaylıklarını koyan parlamenterlerin durumu da eleştiriliyor. Özellikle birinci, hele ikinci turdan sonra, çok az oy alan adayların hâlâ neden çekilmedikleri dile getiriliyor. Bu arada, Akbulut ve Yalçıntaş''ın iddialı görünümleri de devam ediyor.

İşte demokrasinin cilveleri Bütün bu tartışma, eleştirme, iptal hatta kınama girişimlerinin aslında gayet serinkanlı bir şekilde değerlendirilmesi ve her birini demokrasinin birer cilvesi olarak kabul etmek gerekmiyor mu? Tabii ki; parti içi istişare ve kararlardan sonra liderlerce atılan imzaların gereği yerine getirilmeli. Fakat üzerinde mutabakata varılan adayın Meclis dışından olduğu hiçbir zaman unutulmamalı. Kaldı ki, Meclis çatısından ve hemen hemen her partiden aday çıkması "Meclis İradesi"nin bir tecellisi olarak değerlendirilmeli. Beş lider tarafından belirlenmiş bir hukuk adamının, rakipsiz şekilde seçime girmesi daha sağlıklı mıydı? Kanaatimizce; kaç tur sürerse sürsün, cumhurbaşkanlığı seçiminde böylesine bir görünüm, demokrasinin sağlıklı işlediğinin işareti olarak kabullenmeli. Ne var ki, teamüllere ve parti disiplinine aykırı hareket ederek üstelik gittikçe az oy almasına rağmen çekilmeyen adayların, rahatsızlık doğurduğu hatta biçimsel bakımdan da olsa kötü örnek olduğu da hatırlardan çıkarılmamalı. Yine de, "Meclis''in iradesi"nin çok önemli olduğu kabul edilmeli ve seçim süreci hâlâ devam ettirilmeli.