Kaydet
a- | +A

Kuruluşunun 15''inci yılında, yaptığı araştırmalarla dikkatleri üstüne çeken Türkiye Araştırmalar Merkezi''nin başarılı direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, belki de en hareketli günlerini yaşıyor. Bir yandan TAM''ın 15''inci kuruluş yıldönümünün kutlanma faaliyetleri öbür yandan Avrupa Birliği süreci çalışmaları Prof. Şen''i olağanüstü çabalara yönlendiriyor. Gerçekten de TAM, son bir-iki yıldır çalışmalarının büyük bir bölümünü Avrupa Birliği''ne çevirmiş bulunuyor. Avrupa Birliği''nin adetâ, röntgenini çekmeye çabalayan Prof. Şen ve ekibi, çarpıcı rakamlar ve sorunlar buluyor. Özellikle, Almanya''nın AB süreci içinde takındığı tutumu ve gelecekteki davranışları TAM''ın araştırdığı konuların başında geliyor. Bizzat Prof. Dr. Faruk Şen tarafından hazırlanan bir raporda, Avrupa Birliği''nin kuşbakışı bir profili çizilirken, Türkiye için de bir reçete sunuluyor. Çok önemli bulduğumuzdan, raporun bir bölümünü, aktarma ve okuyucularımızla paylaşma ihtiyacını duyduk.

Diyalog dönemi İşte Şen''in raporundan önemli paragraflar.

Türkiye ile Birlik Arasındaki Temel Konular: Özellikle Almanya''da 16 yıllık Hıristiyan birlik hükümetinin seçimleri kaybetmesi ve sosyal demokrat hükümetlerin Avrupa Birliği ülkeleri içinde ağırlık kazanması ve sonuç olarak Hıristiyan Batı kültürüne dayalı bir AB anlayışının gerilemeye başlamasıyla birlikte, Türkiye-AB ilişkilerinde yeniden bir diyalog imkanı doğmuştur ve Türkiye''nin Helsinki''de adaylık statüsüne kavuşmasının önü böylece daha önceden açılmıştır. Gerek yeni sosyal demokrat hükümetler ile başlayan olumlu diyalog, gerekse Helsinki zirvesinde alınan adaylık statüsü, AB ile Türkiye arasındaki meselelerin bugünden yarına ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Türkiye ile AB arasında acilen çözüm bekleyen bir takım önemli sorunlar bulunmaktadır. Bunlardan belli başlıları şöyle sıralanabilir:

1- Serbest Dolaşım Avrupa Birliği''ni oluşturan ülkeler, Türkiye''nin tam üyeliği halinde, serbest dolaşım hakkının yürürlüğe girmesi ile beraber AB içinde öncelikli ve çözümü güç bir sorun olarak görülen işsizliğin daha da ağırlaşacağından hareket etmektedirler. Türkiye ile ilişkilerin yeniden kurulmasını savunan Federal Almanya''nın yeni Başbakanı Gerhard Schröder, Türkiye''ye bir üyelik takviminin verilmesini savunurken, birliğin öncelikle AB genelinde geçerli bir göç politikası oluşturması gerektiğini, serbest dolaşımın gerçekleşmesinin oluşturacağı sıkıntıların giderilmesi zorunluluğunu vurgulamakta ve Türk politikacıların bu konuda anlayışlı olmasını istemektedir. Alman genel seçimleri öncesi Hannover''de yaptığı basın toplantısında, Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne dahil olması için gösterilen çabaları desteklediğini belirten ve seçim sonrası da bu görüşünü tekrarlayan Schröder, en temel sorunlardan biri olarak serbest dolaşımı gördüğünü belirtmiştir. Türkiye''nin bu konuda oldukça esnek bir tutum içinde olduğu ise, Başbakan Mesut Yılmaz''ın Kohl hükümeti döneminde Almanya''ya yaptığı resmi gezi sırasında dile getirdiği açıklamadan anlaşılmaktadır. Türkiye, tam üyelik halinde serbest dolaşımın Avrupa Birliği ile yapılacak bir anlaşma ile uzun bir süre için ertelenebileceğini, bu gezi sırasında dile getirmiştir.

Nüfus faktörü 2-Türkiye''nin Avrupa Parlamentosu''nda ve AB organlarında temsili Büyük bir ülke olan Türkiye AB''ye üye olması durumunda şu anki AB nüfusunun yüzde 11,8''i ile AB''nin Almanya''dan sonra ikinci büyük ülkesi konumuna gelecek. Türkiye''nin tüm aday ülkeleri arasındaki nüfus payı yüzde 38 civarındadır. Nüfus faktörü ise özellikle 14 Şubat tarihinden başlatılan ve Aralık 2000''e kadar sürecek olan Hükümetlerarası Konferans kapsamında hedeflenen AB''nin yapısal reformu bağlamında büyük önem taşımaktadır. Bu reformlarla Avrupa Birliği karar alma prosedürlerini değiştirmeyi hedeflemektedir ve bu reform gerçekleşmeden ne Türkiye''yi ne de 2003 yılından itibaren üyeliğe alınması düşünülen diğer aday ülkeleri üyeliğe almayacaktır. Yeni adaylar Türkiye ile birlikte AB içerisinde yüzde 45.4''lük bir paya, Türkiye''siz ise yüzde 28''lik bir nüfus payına sahiptirler. Bu da aritmetiksel olarak şu anlama gelir:

Türkiye''nin diğerleriyle birlikte tam üyeliğe alınması ve şu anki aday ülkelerin aynı doğrultuda karar vermeleri halinde AB nüfusunun 4.7''lik bir kesimini temsil eden iki küçük eski üyenin de desteğiyle AB içerisindeki kararları kendi lehlerine dönüştürebileceklerdir. Böylesi bir konsensüs ihtimali ülkelerin farklı çıkarları olduğu gözönünde bulundurulursa düşük gözüküyor. Ancak yine de Türkiye''nin oylamalarda oynayacağı rol açıkça görülmektedir. Şu anda Avrupa Parlamentosu''nda çeşitli fraksiyonlardan 626 parlamenter bulunmaktadır. Türkiye''nin tam üyeliği halinde 63 milyonu aşan nüfusu ile Türkiye''nin Avrupa Parlamentosu içinde 87 parlamenterle temsil edileceğinden yola çıkılabilir. AB Konseyindeki oy sayısı 10, Komisyondaki üye sayısı ise 2 olacaktır. Bu durumun Türkiye''nin tam üyeliğini açıkça etkilediği anlaşılmaktadır.

Gereksiz kaygılar 3-Türkiye''nin AB''ye Ekonomik Katkısı ve Getireceği Ekonomik Yük Türkiye''nin, tam üyeliğin gerçekleşmesi halinde Avrupa Birliği''ne ekonomik olarak yük getireceği kaygısı da, Türkiye''ye karşı tutumda etkili olmaktadır. Bu kaygının pek yerinde olmadığı Türkiye Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan bir araştırma ile ortaya konmuş bulunmaktadır. Türkiye Araştırmalar Merkezi''nin yaptığı hesaplamalar Türkiye''nin Birliğe olağanüstü bir ekonomik yük getirmeyeceğini göstermektedir. Türkiye Araştırmalar Merkezi''nin hesaplamalarına göre, Türkiye 1998 yılında tam üye olmuş olsaydı AB kasasından alacağı teşvik miktarı 5,74 Milyar ECU olacaktı. Öte yandan Türkiye''nin üyelik durumunda ithalat kompozisyonunun değişmeyeceği varsayımıyla AB kasasına gümrük vergisi olarak 596 milyon ECU, KDV Özkaynakları kalemine 1427,5 milyon ECU, GSMH-Özkaynaklar gelir kalemine 825 milyon ECU, tarım fiyatları denkleştirme gümrük vergisi ve şeker&glikoz vergisi gelirleri kalemine ise yaklaşak 37.2 milyon ECU ödeyeceği hesaplanmıştır. Diğer net alıcı ülkelerle karışlaştırıldığında Türkiye''nin 1998 yılında AB''ye tam üye olmuş olsaydı, AB''nin yapısal önlemleri kapsamında alacağı teşvik miktarı, 5.74 milyar ECU olacaktı. 1998 yılında İspanya bu kalemden 6.6445 ECU, Portekiz 3.1713 ECU ve Yunanistan, 3.1794 ECU teşvik sağlamıştır. Türkiye''nin AB tarım fonlarından alacağı kaynak 4.3850 milyar ECU''ya denk gelmektedir. Bunun yanı sıra dış ve iç politika önlemleri, rezervler ve bütçe denkleştirme kalemlerinden Türkiye''nin üye olması halinde alacağı kaynak 181.1 milyon ECU''ya denk gelmektedir.

Sonuç olarak Görülüyor ki, Avrupa Birliği sürecimiz gerçekten de uzun ve engebeli yollardan geçiyor. Bizlere düşen, bıkıp usanmadan, yılmadan bu yoldan geçmek olmalı.