Bölücübaşı Öcalan''ın akıbetiyle ilgili son gelişmeler gündemi yeniden işgal ederken, "acaba caniyi asalım mı, yoksa bekleyelim mi"? diye bir tartışma sürdürülüyor. Görülüyor ki; yıllar yılı milletin kanını emen PKK elebaşının her durumu, başımıza dert oluyor, belâ kesiliyor. Batı dünyasının son tutumu bile, çifte standardın ne denli uygulandığının en çarpıcı örneğini sergiliyor. Batı, "insan hakları" için bar bar bağırırken ve bağımsız bir ülkenin hükümranlık haklarını ihlal edercesine müdahaleye kalkışırken; acaba caninin, ölümüne, sakat kalmasına sebep olduğu binlerce kişinin hakkını unutuyor mu? Evet, "caniyi asalım mı, bekleyelim mi?" Kim ne derse desin ve ne düşünürse düşünsün, Türkiye bir hukuk ülkesi. Tabii ki hukuki prosedürü tanıyacak ve takip edecek. Ne var ki, her bekleyişin de bir tahammül sınırı vardır sanırız.
ADALET GERÇEKLEŞMELİ Avrupa''nın himayesindeki bir cani ile ilgili adli kararın er geç uygulanmasını, milletimizin büyük çoğunluğu istemekte ve beklemekte. Adaletin tecelli etmesi anlamına gelecek infaz için, Türk milletinin sabrı taşmamalı. Üstelik bu kahredici bekleme döneminde, PKK''nın tamamen silahı bırakıp teslim olması da gerekiyor. Avrupa, asıl bu kanlı örgütün dağılması için gayret göstermeli ve bin yıl biterken terörü de sonuçlandırmaya bakmalı. Sabrını taşırmamak şartıyla Türk milleti beklemesini bilir. Zaten vicdanlarda hüküm giymiş durumdaki bir caninin son çırpınışları, ne kadar ibret verici değil mi? Manen ölmüş bir cani yüzünden tartışmaya bile gerek görmüyoruz. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nin idamı bir süre durdurma taktiğinin başka istekler için gerekçe olarak kullanılmamasına dikkat edelim. Ve infaz sürecinin inisiyatifimizde olduğunu bütün dünyaya, cesur bir şekilde açıklayalım.

