Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Emeklilik bir hayatta kalma mücadelesi mi?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Emekli maaşları bir türlü iyileşmeyen kronik bir yara olmaya devam ediyor!

Bu mesele ciddi anlamda bir toplumsal meseleye dönüştü. TBMM çatısı altındaki sayın vekillerimiz, anlıyoruz ki bu konuyla yeterince ilgilenmiyorlar! O hâlde biz yazarlar, gazeteciler emektarlarımızın sesi olacağız, olmalıyız!..

Emekli ifadesinden ziyade “emektar” demeyi tercih ediyorum zira onlar bu ülkeye emek verenlerdir. Dünü inşa edip bugüne hazırlayanlardır. Onlar dünümüzdür her şeyden önce. Kimi babamız, kimi amcamız kimi teyzemiz, halamız, dayımızdır bizim. Biz dünümüzü nasıl yok sayarız?

Ülkemizde ‘emeklilik’ tabiri caizse bir trajediye dönüşmüştür. Yoksullukla mücadele senelerine evrilmiştir. Oysa çalışma yıllarında hayal edilen gerçek hiç de böyle değil! Her insan için bir gün rahat edeceği, evinde huzur içinde ibadetlerini edip, torunlarını seveceği, gezeceği, huzur bulacağı yılları ifade eder emeklilik…

Ancak hakikat tam tersi bir hayatı tarif ediyor! Ülkemizde emeklilik, yoksullukla mücadele dönemini ifade eden korkunç bir sürece dönüşmüş durumda! Yeterince beslenemeyen, gezemeyen, ısınamayan ve her türlü insani ihtiyacını karşılayamayan devasa bir insan kitlesinden bahsediyoruz! Biz 16,5 milyon insanı yok sayabilir miyiz?

16,5 milyon emektarımız, 2026 Ocak zammıyla bir kez daha hayal kırıklığı yaşadı. En düşük emekli aylığı 16.881 TL'den yüzde 12,19 zamla 18.939 TL'ye yükseldi. Müthiş!

Bu rakamlar resmî açıklamalarda "zam" olarak sunulsa da günlük hayatta emeklilerin alım gücünü erozyona uğratmaktan öteye gitmiyor. Kira, elektrik, doğalgaz faturaları, gıda fiyatları ve özellikle ilaç harcamalarıyla baş etmek, bu düşük maaşlarla emeklilik artık bir hayatta kalma mücadelesi hâline geldi. Marketlerde temel gıda ürünleri bir yılda yüzde 50'ye varan artışlar gösterirken, kronik hastalığı olan emekliler bırakınız buralara uğramayı ilaç katkı paylarını bile ödeyemiyor.

Asıl sorun, kök maaş uygulamasının oluşturduğu adaletsizlikte gizli. Kök aylığı düşük olan yaklaşık 4 milyon emekli, yüzde 12,19'luk zamdan neredeyse hiç yararlanamıyor. Çünkü zam, kök maaşa uygulanıyor. Bu sistem, yıllarca prim ödeyen emeklilerin emeğini değersizleştiriyor ve eşitsizliği körüklüyor. Yüksek kök maaşlılar oransal kazanç sağlarken, düşük olanlar yerinde sayıyor.

Hükûmet, önceki yıllarda seyyanen zamlarla kısmi rahatlama sağlamıştı. Ancak 2026’da böyle bir ek düzenleme yapılmadı. Emekliler, hayat pahalılığının altında ezilirken seslerinin yeterince duyulmadığı duygusuna da kapılıyor. Oysa bu insanlar, ülkenin ekonomik büyümesine ömürlerini adamış bir nesil! Bugün faturalarını ödemek için, yaşayabilmek için çocuklarından yardım istemek zorunda kalıyorlar.

AK Parti 16,5 milyon emeklinin oy potansiyelini göz ardı etmemelidir. Gençlere yönelik iyileştirmeler AK Parti'ye yeterli bir oy dönüşü sağlamayacak! AK Parti emekli oylarını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır! Bunun anketlerle araştırılmasında fayda vardır.

Bir çalışanın aldığı maaşın üçte ikisini aynı işi yapmış bir emeklinin alması elzemdir. Bu çalışma ivedilikle yapılmalıdır. Emektarımızı çok düşük bir maaşla yaşama mücadelesi çarkları arasında yorgun ve çaresiz bırakmak vicdani de insani de değildir.

Peki emekli maaşları sorunu nasıl çözülür?

Gerçek çözüm, kısa vadeli iyileştirmelerde değil, köklü reformlarda yatıyor. Emekliler; millî gelir artışından adil pay almalı, intibak yasası uzun zamandır beklenen bir adım olarak çıkarılmalı ve en düşük aylık en az asgari ücret seviyesine çekilmelidir.

Aksi hâlde, emeklilik "huzur" değil, sürekli bir yoksulluk ve yalnızlık döngüsü olmaya devam edecek. Emekliler toplumun hafızası ve vicdanıdır. Onlara borçlu olduğumuz insanca hayatı ertelemek, geçmişimizi inkâr etmek demek. Onlara bir minnet ve teşekkür borcumuz vardır.

Ve bu borç artık ödenmelidir.

Meryem Aybike Sinan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR