Hiç şüphe yok ki, 2000 ve takip edecek yıllar, geçen asrın öğretileri ve kazınamları üzerine bina edilecektir. Yani, mevcut binaya katlar çıkılacaktır. Yoksa, olan yıkılıp, yeni başlangıç denemelerine girişilmeyecektir.
Geçen asırda yaşanan trajediler, ekonomik çöküntüler ve siyasi çalkantılar artık gerilerde kaldı. Savaşların, münhasıran silahlarla kazanılmadığı, ekonominin, bütün silahlardan daha çok tesir sahasına hitap ettiği görüldü. Bugün, ekonomi sayesinde dünya, bazı önemsiz ve lokal istisnalar hariç, barış içinde yaşamaktadır. Ekonomiler, büyümede ve refahta biribirleriyle yarış halindeler. Askeri paktların yerini ekonomik paktlar almış. Amerika kıtasında NAFTA''dan, Avrupa''da Avrupa Birliği''nden ve Uzak Doğu''daki APEC''e kadar, bütün çatılarda liberal ekonomi ve serbest ticaret bayrakları dalgalanıyor. Elli yıllık CATT bile dar gelmeye başladı. Yerini Dünya Ticaret Örgütü aldı. Çin bile, ideolojiyi bir nev''i etiket olarak tutmakla birlikte, salahın, piyasa dinamiklerine dayalı serbest ekonomide olduğunu gördü ve son 10-15 yılda ortalama % 10''luk bir büyüme ile, şaşırtıcı biçimde rekorları aştı.
Bundan sonraki çağ, refah ve refahın giderek daha geniş katmanlara yayılacağı ve kazanımların konsolide edileceği çağ olacaktır.
Bu yönelim açısından, Türkiyemizin, öteden beri yüzünü çevirdiği Batı ile, bu defa daha belirgin bir biçimde, kurumsallaşma yolu ile entegre olmaya kapı aralaması, çağa ne kadar uygun. Doğru yoldayız, doğru bir reçete kullanıyoruz. Ancak bünyemizi de bu ilaçlara uyum sağlayacak, ilaçların yan etkilerinden müteessir olmayacak şekilde, herhalde ve süratle hazırlamamız gerekiyor. Bu hazırlık da, önce, iç barıştan, sosyal dayanışmadan ve gelir dağılımındaki dengesizliklerin mutlaka giderilmesinden geçer. Kayıtlı beş milyon, kayıtsız belki on milyon insanı ilgilendiren asgari ücreti, net 80 milyon TL olarak saptamış bulunuyoruz. Bunu, seksen değil, üç yüz seksen milyonla bile geçinmesi imkansız insanlarımıza, enflasyonla mücadele programının bir icabı, bir parçası olarak izaha çalışıyoruz. Bu, kimi tatmin eder?
Güneydoğu''da, muhtaç vatandaşlarımıza, bazı hayırsever insanımız, Bayramda, yılbaşında, poşetler içinde, gıda ve sair nitelikte yardım malzemesi dağıtıyorsa, aksaçlı kadın, erkek, hâlâ, sabahları erken saatlerde, ucuz ekmek kuyruğunda bekliyorsa, Avrupa Birliği üyeliğini, bu tablonun neresine oturtacağız. Bu uzun yürüyüşte, bu insanlarımızı arkamıza nasıl alacağız?
"Avrupa Birliği''ne giden yol, Diyarbakır''dan geçer" gibi, orijinal buluşlarla, bu işler olmuyor.
Başta Amerika olmak üzere, kapitalizmin en tavizsiz savunucuları bile, vahşi kapitalizme insancıl bir yüz (human face) geçirmek zorunda kaldılar. Türkiyemizde, bugünlerde, DSP''nin iktidar olduğu bu zamanlarda, bu insancıl yüzü arayıp bulamayacaksak, umudumuzu nereye saklayalım?

