Basına yansıdığı kadariyle, Milli Güvenlik Kurulu, Hükümete, Türkiye''nin, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği''ne (AGSK) katkısının, kararlara katıldığı ölçüde olmasını tavsiye etmiştir. Esasen, Hükümetin, öteden beri izlenen yaklaşımı da, bu istikamette olmuştur. Dışişleri Bakanımız, muhtelif vesilelerle beyanlarında, sorumluluğumuzun, kararlara iştirak oranında olacağını vurgulamıştır. İlk nazarda, son derece mantıki. Sorumluluk alacaksak, katkıda bulunacaksak, karar mekanizmalarının da içinde olmalıyız. Bilindiği gibi, Avrupa Birliği bünyesinde oluşturulmaya çalışılan bu güç, öncelikle Avrupa''da, Balkanlar''da veya genel barış ve istikrarı tehdit istidadı taşıyan, başka bir coğrafyada ortaya çıkabilecek konfrontasyonu, bir bakıma, pasifize etmek amaciyle kullanılacaktır. Bu konuda, NATO imkan ve kabiliyetinden yararlanılması arzu edildiğinde de, bittabi, NATO''dan karar alınacak, yani NATO üyelerinin mutabakatı sağlanacaktır. Biraz geriye dönüp baktığımızda, geçmişte, önce Bosna''da ve ardından da, Kosova''da NATO ağırlıklı olmakla beraber, benzeri misyonlarla güçler teşkil edilmiş ve Türkiyemiz de bu güçler içinde yer almıştı. Neydi maksadımız? Avrupa olarak girişilen bir aksiyonun içinde aktif olarak rol almak ve ortak davaya hizmet etmek. Bu arzumuz o kadar samimiydi ki, Kosova ile ilgili gücün teşkilinde, bizim vereceğimiz birliğin hareketi, önceleri, geciktirildiğinde, bundan, ciddi rahatsızlık duyduğumuzu, ilgili çevrelere ısrarla hatırlatmıştık. Zira, Avrupa''nın dışında kalmaya razı olamazdık, ayrıca, müdahale edilecek gerginlikler bize çok yakındı ve muhtemel sonuçlarından etkilenmememiz sözkonusu değildi. Bence, şimdi de, farklı düşünmemiz için bir sebep yok. Sırf AB üyesi değiliz diye, kurulacak güç içinde formel olarak, şimdilik yer almasak bile, gücün misyonunu ve müdahale edeceği bölge ve alanların bizi çok yakından ilgilendirebileceğini hatırda tutarak, bu kuvvete, gerektiğinde katkıda bulunabilmeyi, önceliklerimiz arasına alabilmeliyiz. Avrupa Birliği ile başladığımız bu, uzun ve çetin yolda, bu hizmetin, ilerisi için, faydasını görmeye bakmalıyız. Dışişlerimizin hafızası yok derler, ama, yine de bazı önemli örnekleri hatırlıyor ve yararlanıyoruz. Türkiye''nin NATO''ya üye olmak için, 1940''ların sonlarında yaptığı başvuru, önceleri, pek öncelikli bir işlem muamelesi görmemişti. Ancak, 1950 Haziran''ında Kore savaşı birden patlak verince, Türkiye, imkânlarının tüm kısıtlılığına rağmen, hür Dünya cephesinde savaşanlara katılmakta tereddüt etmemişti. İşte bu cesur karar, Türkiye''yi NATO''ya taşımıştı. Şimdi de, (AGSK) içinde uyumlu davranmak, beklenenden belki de daha kolay bir biçimde, bizi, Avrupa Birliği''ne taşıyabilir.

