Türkiye Gazetesi E-Gazete
Arama
Kaydet
a- | +A
Türkler''in, Kıbrıs''ta, Birleşmiş Milletler ölçeklerine uyum içinde (self-determination) haklarını, bu defa, müstakil olarak kullanmak suretiyle, bağımsızlıklarını ilan etmeleri, Rumlar''ı apansız yakalamıştı. Her ne kadar, Kyprianou, daha sonraki aşamalarda, bir iki kere, Denktaş''la bir araya geldiyse de ve Denktaş, 2 Ocak 1984 tarihinde, dört temel noktadan ibaret bir iyi niyet bildirgesi yayınlamak suretiyle, Maraş''ın, Birleşmiş Milletler yönetiminde yerleşime açılmasını, Lefkoşa uluslararası hava alanının, yine BM yönetiminde ortaklaşa kullanılmasını önerdiyse de, Kyprianou, her defasında, kendileri bakımından, önde gelen koşulun, Türkler''in bağımsızlık kararlarından vazgeçmeleri olduğunu, ısrarla tekrarlamaktan geri kalmadı. Zamanın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar''ın, iki tarafı yaklaştırmak amacına yönelik çabaları da, yine, Rumlar''ın, iyi niyetten yoksun tutumu ve münhasıran zaman kazanma taktikleri nedeniyle, sonuç vermedi. 1988''e geldiğimizde, bu defa da, bir süre, meşhur ''Davos'' havasıyla oyalandık. Papandreu, güya, 1988 Ocak''ında Davos''ta bir araya geldiği merhum Turgut Özal''a, ümitvar bazı sinyaller vermişti. Rum kesiminde yapılan seçimler sonucunda, işadamı Vasiliou, az bir farkla Kyprianou''yu yenilgiye uğratmış ve Denktaş''la yeni bir başlangıç yapmaktan yana olduğunu açıklamış ve bu hava içinde, 24 Ağustos 1988 tarihinde bir araya gelen iki taraf arasında, aslında, iyi niyetle devam edilebilseydi, çok önemli sayılacak gelişmeler kaydedilmişti. Ezcümle, Vasiliou, Kıbrıs''ta, iki bölgelilik ve siyasi eşitlik ilkesini kabul etmişti. Ancak, 4 Temmuz 1990 tarihine geldiğimizde, herşey birden ve kökünden değişmişti. Rumlar, Avrupa Birliği''ne tam üyelik başvurusunda bulunmuşlardı. Zaman içinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulları, Güvenlik Konseyi, Bağlantısızlar ve hatta Amerikan ambargosu gibi payandalardan beklediklerini bulamayan Rumlar, Yunanistan''ın da içinde bulunduğu Avrupa Birliği''nden, böylece, en büyük siyasi desteği temin etmişlerdi. Denilir ki, Amerika, zaman zaman bize, Kıbrıs konusunda bir çözüme razı olmamız için, baskı yaptı. Aslında, Haziran 1964''teki yakışıksız Johnson mektubu hariç, Amerika, açıktan, bir tarafa meyletmedi. Hep, kendi ikili güvenlik çıkarlarıyla, NATO''nun Güneydoğu kanadında başgösterebilecek muhtemel bir çöküntüyü önlemeyi hesap etti. Amerika, 1974 Barış Harekatı''nı bile, sonuç alınıncaya kadar, görmezlikten geldi. Halbuki, Avrupa Birliği, tam üyelik müzakerelerine kabul etmekle, Rumlar''ı, her zamankinden daha fazla uyuşmazlığa teşvik etmiş oldu. Nitekim, daha sonraları, 1992 yılı Haziran ayında, BM Genel Sekreteri Boutros Gali''nin başlattığı girişimlere de, Rumlar, ciddi ve samimi olarak katılmadılar. Şimdilerde, Klerides dönemini yaşıyoruz. Aynı Klerides, Türkiye''nin AB''ye tam üyelik adaylığı son defa karara bağlanıncaya kadar, Denktaş''la, neredeyse, konuşmadı bile. Vakta ki, Yunanistan bizimle yeni bir bahar havası başlattı, ancak ondan sonra, Rumlar, şu sıralardaki BM nezaretinde dolaylı görüşmelere razı oldular. Ama bu defa karşılarında, siyasi eşitlikten hareketle, artık sadece konfederasyonun konuşulmasında ısrarlı, yeniden güçlenmiş bir Denktaş buldular. Bakalım bu çetin ceviz, Rumlar hâlâ oyun oynamaya devam ettikleri sürece, onlara, pek mutlu olamayacakları daha ne sürprizler hazırlayacak?
ÖNE ÇIKANLAR