Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne üyelik adaylığı ile ilgili dosya üzerinde artık nihai bir kararın verilmesinin beklendiği 10 Aralık Helsinki Zirvesi''ne yaklaştıkça, dikkatler, tümüyle, Yunanistan''ın sergileyebileceği oyunlara yoğunlaşmış bulunuyor. Ağustos ayındaki depremden bu yana geçen son üç ay zarfında, gerek Türkiye''de, gerek Yunanistan''da sahneye konulan yakınlaşma, dayanışma ve dostluk gösterilerine rağmen, hem Başbakan Simitis ve hem de pek yumuşak ve insancıl olduğu zannedilen Dışişleri Bakanı Papandreu, gerçek yüzlerini arka arkaya ve açık ve seçik biçimde gösteriyorlar. Önceleri, Helsinki''de, Yunanistan''ın tatmin edilmesi zaruretinden, ortak deklarasyona buna uygun ifadeler konulması gereğinden bahsettiler. Bu defa, daha ileri giderek, Maraş''ın kendilerine verilmesinden, Ege''de Adalet Divanı''na gidilmesinden ve herhalde Güney Kıbrıs Rum yönetiminin üyeliği önündeki engelin kaldırılmasından söz ediyorlar. Bunlar yetmiyormuş gibi, Papandreu, Helsinki''de olumsuz bir sonuçla karşılaşılmak istenmiyorsa, Birliğin diğer nafiz üyelerinin, Türkiye üzerinde baskı kurmalarını da, dolaylı olarak, telkin ediyor. Gerçekten, ortada danışıklı bir döğüşün pişirilmekte olduğu kokuları gelmiyor değil.
Korku kadar zararlı ve tehlikeli bir illet yoktur. Bir kere, bundan kendimizi tümüyle sıyırmalıyız. Aleni beyan ve baskılara, ayni açıklıkla, hemen cevap vermeliyiz. Kimse yanlış hesap yapmasın. Bu arada, sessiz diplomasiyi de kullanmaktan geri kalmamalıyız. Herhalde, Helsinki Zirvesi için, metinler, çok öncesinden kançılaryalarda hazırlanmaktadır. Bu çalışmalara, fiili de olsa, gayrı resmi de olsa, katılmanın yollarını aramalıyız. Avrupa Birliği ile, mevcut üçlü (troika) siyasi istişare mekanizmasını çalıştırmalıyız. Ayrıca, Brüksel''de, Komisyon ve Konseyle, direkt temas kurabilmeliyiz. Yoksa, herşey son güne kalırsa, önümüze konabilecek taşları yerlerinden oynatmak zor olacaktır.
Bu meyanda, Avrupa''da, Brüksel''de, nisbi olarak, daha çok hak iddia edebileceğimiz bir gelişme oluşturmaktadır; geçen hafta Londra''da bir araya gelen Başbakan Tony Blair ile, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği çerçevesinde, acil kriz hallerinde müdahale etmek üzere, 50-60.000 kişilik özel bir kuvvetin teşkili üzerinde mutabakat sağlamış ve bu önerilerini Helsinki zirvesi''ne taşımayı kararlaştırmışlardır. Böylece, geçen Nisan ayında Washington''da yapılan NATO zirvesinde kabul edilen, Avrupa''ya özgün bir güvenlik ve savunma kimliği kazandırılması ilke kararı doğrultusanda, somut bir adım atılmış olmaktadır. Şu sırada, Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO üyesi ülkeler, bu düzenlemenin dışında tutulmakta iseler de, 2000 yılında, bizim de ortak üye olduğumuz BAB ile, yeni kimlik arasında fiili bir entegrasyon sağlanacaktır. Hiç olmazsa, BAB''taki yerimizden hareketle, bu konuda, İngiltere ve Fransa ile birlikte, Birlik içinde de süratle, gereken girişimlerde bulunabilmeliyiz. Türkiyesiz, bir Avrupa savunmasına, eminim ki, bizi dışlamak isteyenler bile inanmıyorlar.

