Kaydet
a- | +A

Bu yazı, İran''ın, 22 Temmuz''dan bu yana, sınırı geçtikleri iddiası ile, tuttuğu iki askerimizi serbest bırakmasından hemen önce yazılmıştı. Ancak, İran''ın, bu çok geç kalmış jestine rağmen, aşağıda belirtilen müşahede ve görüşlerde bir değişiklik olduğunu zannetmiyorum.

İran, bizi, bu süre zarfında, hemen her gün, biri diğerini tutmayan söz ve vaatlerle, oyaladı durdu. O kadar ki, hükümet yetkilileri, beyanlarında, bir gün umut dağıtırken, ertesi gün, henüz bir şey belli değil diyecek kadar, İran''a kapılıp gittiler.

Ortada gerçek olan bir şey var. İran''ın, ötedenberi olduğu üzere, Türkiye''ye saygısı yok. Sınırın, o da varsa, yanlışlıkla geçildiği, iki askerimizin, herhalde İran''ı istilayı düşünmüş olamayacakları devlet güvencesi verildiği halde, buna itibar edilmedi ve konu, yeni yeni tetkik ve incelemeler adı altında, bunca zaman sürüncemede bırakıldı.

Kendilerine özgü Müslümanlığı kimseye bırakmayan İran''ın din adamı yöneticileri, bu askerlerimizin ailelerinin de, her gün nasıl yatıp, nasıl kalktıklarını hiç düşünmediler. İran ölçülerine göre, bu herhalde, bir şey değil. Irak savaşı sırasında, 12-15 yaşındaki gencecik çocukların ellerine, taşıyamayacakları boyda silahları verip, alınlarına da, "bu yolda şehit olmak istiyoruz" diye bantlar yapıştıran İranlı aynı din adamları, siyasiler değiller miydi? Gerçi, bu onların bilecekleri iş, sonunda da ne elde ettiklerini, dünya alem gördü. Ama Türkiye gibi bir ülkeye bu cüret nereden? Acaba neyin hesabını yapıyorlar? Şayet hesapları, PKK''ya alenen sağladıkları desteği ve bunun sonuçlarını kapatmaya matufsa, çok yanılıyorlar. Açıkgöz komşu, herhalde, iki asker meselesini, pazarlık mevzuu yapıp, Türkiye ile el sıkışmak (shake hand) istiyor. Ancak, Türkiye İran''la şimdiye kadar, hakları olmadığı halde, çok el sıkıştı. Karşılığında ne gördük?

Bana kalırsa, İran''la ilişkilerde, hayal kırıklığına hiç yer olmamalıdır. Mesele, sadece, şu sırada iş başında bulunan din adamlarından oluşan kadronun Türkiye''ye karşı, ön yargılı ve gayrıdostane bir tutum sergilemesi değildir. Biz, bunu, Şah döneminde de yaşıyorduk. Görünürdeki renksiz protokole rağmen, Şah döneminde, uzaktan yakından, Türkiye''ye faydası dokunabilecek, ne ikili ve ne de çok taraflı hiçbir projenin hayata geçirilmesine imkan ve fırsat verilmemiştir. Başta doğalgaz alımları olmak üzere, birçok ahvalde, projelerde kuruşlandırma aşamasına kadar gelinmiş, ancak, sonunda görünmeyen bir el, tüm alınan mesafeleri bir kalemde silmiş ve tekrar başlangıç noktasına dönülmüştür. İran''la ilgili dosyalardan, buna istisna teşkil eden herhangi birini, şahsen hatırlamıyorum. İran''la, önceleri CENTO ve daha sonra da RCD içinde ele alınan projeler de, bu akıbetten kendilerinin kurtaramamıştır. Üstüne üstlük, İran, çok müstesna dostluk ve kardeşlik ilişkileri sürdürmekte olduğumuz Pakistan üzerinde de baskı kurmuş ve Pakistan''ı, çok arzu ettiği halde, birçok önemli projeden caydırmıştır. İran, şimdi aynı şeyleri, ECO içinde yapmaya devam etmektedir.

Ülkemizi ziyaret eden İranlı yetkililerin, Atatürk''ün mozolesini, Anıtkabir''i ziyaret etmemek gibi, TC''nin milli sembollerine açıktan saygısızlık oluşturan davranışları karşısında, büyüklük, olgunluk ve tolerans yolları tercih edildi. İranlı resmi heyetler, onurlarna verilen yemeklerde kadın davetli istemediklerini dayattılar. Hiçbiri hora geçmedi.

İyi komşuluğun icaplarını taşımak, hep bize düşmedi. İran, ya iyi ve dürüst komşu olur, ya da sonuçlarına katlanır. Yıllardan bu yana süre gelmekte olan bu müsamahaya artık bir son vermek gerekiyor. İran bizi, hep çantada keklik gördü. Bunun böyle olmadığını İran''a münasip şekilde anlatmanın zamanı çoktan gelmiştir.