Türkiye''mizin, bu onyedinci veya onsekizincidir, Uluslararası Para Fonu''nun (IMF) sağlayacağı kaynaklara umut bağlaması, herhalde, sevinilecek, övünülecek bir durum değildir. Ama, olan olmuş, ateş bacayı sarmış; önü alınmaz bir iç ve dış borç sarmalında, Hazine, dövize ve Türk Lirası''na herkesten daha çok faiz vererek, adeta, geometrik dizi hızıyla borçlanıyor, enflasyon, ezebildiklerini, daha da eziyor, yatırım ve üretim durmuş, kazanç ve tasaruflar tümüyle spekülasyona yön değiştirmiş, % 5''lere varan küçülmeden bahsedilir hale gelinmiş.
Ne yapılıyor? Koşullar ne getirir, ne götürür, buna bakılmaksızın, ilave dış kaynağın üzerine atlanılıyor ve böylece, aşırı ve pahalı borçlanmanın baskısından, bir süre için dahi olsa, nefes alarak kurtulmak isteniyor. Bunun, realize edilebilir mi, edilemez mi diye düşünmeksizin, enflasyonun % 20''lere çekilmesi koşuluna bağlanmasına razı olunuyor. IMF''in acımasız katı reçetesine göre, ilk aşamada, dövizin fiatına narh konuluyor. Bunun, çok doğal bir sonucu olarak, mevduat faizlerinin, görülmemiş oranda birden düşmesi, başarının ilk ve belirgin kanıtı olarak takdim ediliyor.
Yani, bir çırpıda, piyasada, kurulmasına ve muhafazasına çalışılan istikrar, istikrarsızlığa dönüştürülmüş oluyor. Tasarruf sahibi, ne yapacağını bilemez hale geliyor. Ölçüler ve değerler anında değişiyor. Borsa patlıyor. Prim yapan hisse senetlerinin sahibi kuruluşlar bile, şaşırıyorlar. Meğer, bizdeki verimlilik ve kâr neymiş, bunca zaman farketmemişiz.
İşte, işi, salt parasal manipülasyonlarla çözmeyi, kolaycı bir yol olarak yeğlersek, Türk piyasasını böyle sürprizler piyasası haline getiririz. Bundan bir süre önceleri aniden patlayan Güney ve Uzak Doğu Asya borsalarının, sadece yöre ülkelerine değil, dünyanın başına açtıkları ve bugün bile sonu getirilemeyen meseleleri unutmayalım.
Dargelirli, yüksek gelirli, kimse enflasyondan yana olamaz. Ancak enflasyonun önünü alayım derken, asgari ücreti seksen milyonda tutar, memurlara sadece % 15 zam verirseniz, bu meyanda, üretimin temel girdilerini oluşturan kamu ve tekel ürünlerine sürekli zam yaparsanız, yani talebi iyice kısarsanız, bu çarkı nasıl çevireceksiniz? Dış talebin, ihracatın teşvikine gelince, bu da, hem kaynak ister ve hem de yeni pazarlar. Süresi belli senaryolarla pek olacak gibi değil. Öte yandan, aldığınız parasal önlemlerle ithalatı iyice ucuzlatırsanız, ihracata ve nisbeten yüksek faize endeksli döviz rezervlerinizi, zaman içinde nasıl belli düzeyde tutacaksınız? Eldeki 20-25 milyarlık rezerve güveniliyorsa, bilinmelidir ki, halk arasında söylendiği gibi, "hazırdan yemeye mal dayanmaz."
Belli bir refah düzeyine ulaşanların ve buna ulaşmak için çabalayan geniş kesimin önü kesilmemelidir. Önemli olan, herkesin biraz daha büyük pay alabilmesi için pastayı büyütmektir. Türkiye, 1980''de 2 milyar dolar ihracattan, bugünkü düzeyine böyle geldi. Bunun bedelini de, malûm, yüksek enflasyon olarak ödedi. Durgunluk ve işsizlik mi daha iyi, yoksa enflasyonu belli sınırlarda tutarak, bununla yaşamanın yollarını bulmak mı daha iyi? Halka sorulsa, bunun en doğru cevabı alınır.

