Kıbrıs davası etrafında, öteden beri mevcut milli dayanışmayı ortaya koymak ve soruna dışarıdan bazı müdahalelerin yapılmak istendiği şu sırada, parti farkı gözetilmeksizin, hangi temel ilkeler etrafında kenetlenilmiş olduğunu göstermek için, Barış Harekâtı''nın 25''inci yıldönümünde, TBMM''de özel bir oturum düzenlenmesi düşüncesi, gerçekten, son derece yerinde olmuştur. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş''ın onur konuğu olduğu 15 Temmuz oturumunda, siyasi parti liderleri, grupları adına konuşmalar yapmışlardır. Liderler, Barış Harekâtı''nın Başbakanı Sayın Ecevit''e, hakkı olan atıfları yapmakta, beklenen belagati pek göstermemiş ve özellikle bir lider, harekât sırasında, zamanın Koalisyon Hükümeti''nde yer alıp da, bu defa yine Meclis''te bulunan üç milletvekilini, hatırlamayı ön plana çıkarmış ise de, tümü itibariyle, bu özel günde, dosta, düşmana gereken mesajları vermişlerdir. Konuşmalarda, hamaset ve heyecan, elbette vazgeçilmez unsurlar olmuştur. Ancak bunlar arasında, itiraf etmek gerekir ki, DYP lideri Sayın Prof. Dr. Tansu Çiller''in konuşması, ilke ve fikir unsurları içermek bakımından, en doyurucu olanı idi. İlgili çevrelere, özetle, şunlar anlatılmak isteniyordu:
- Bugün Kıbrıs meselesine çözüm arayanlar, önce, 1960''taki Kıbrıs Devleti''nin nasıl ve hangi esaslar üzerine bina edilmek suretiyle, kurulduğuna bakmalıdırlar. Kıbrıs''ta taraflar, bugün bazı çevrelerce iddia edildiği gibi, ne azınlık ve ne de çoğunlukla tarif ediliyordu. Taraflar, iki ayrı toplum olmanın ötesinde, Birleşmiş Milletler''in (self-determination) kriterlerine uygun iki ayrı antite idi ve bağımsızlıklarını, ayrı ayrı kullanmak yerine, egemen eşitler olarak, birlikte kullandılar. Zürich ve Londra Anlaşmaları ile, Kıbrıs Devletine vücut veren antlaşmalar, buna göre düzenlendi. Ancak üç yıla varmadan, Rum tarafı kuvvet kullanarak, bu düzeni, Anayasayı ve devleti yıktı ve daha sonra da etnik temizliğe başladı.
- 1974 Barış Harekâtı''na değin, dünya kamuoyu, bu zorbalık karşısında seyirci kaldı. Ta ki, Türkiye 25 sene sonra, bugünlerde, NATO''nun Kosova''da yaptığı gibi, Ada''daki soykırıma fiilen müdahale edinceye kadar. Eğer, iddia edildiği gibi, Türkiye, Kıbrıs''ta, sözde işgalci ise, NATO da, Kosova''da işgalci demektir. -Bu arada Kıbrıs''ta Türkler, varlıklarını korumak için, tedrici olarak örgütlendiler ve 1983 yılından bu yana da KKTC olarak devletlerini kurdular. KKTC sayesinde Kıbrıs''a barış ve istikrar geldi.
- Batı, inandığı ilkeleri bir tarafa bırakarak, Rumlar''ı, haksız yere, devlet ve hükûmet olarak tanıdı. Bu yetmiyormuş gibi, Avrupa Birliği de, Rumlar''ı tam üyeliğe aday kabul etti. Böylece, Avrupa Birliği, bir taraftan, emrivakilere meşruiyet kazandırdı, diğer taraftan da, antlaşmalara göre, üçüncü bir ülke ile birleşmesi yasaklanmış bulunan Kıbrıs''la, Yunanistan arasında, de facto bir entegrasyonun yolunu açtı. Bu, aslında, Kıbrıs''ın, Avrupa Birliği eliyle, parçalanmasından başka bir şey değildir. Avrupa Birliği, bu suretle, ayrıca Türkiye ile Yunanistan arasında, savaşla tesis edilmiş olan hassas dengeyi de, Yunanistan lehine bozmaya yeltenmiş oldu. Bu koşullarda, Avrupa Birliği''nin Kıbrıs için çözüm önerileri inandırıcı olabilir mi, ciddiye alınabilir mi?
- Şimdi, G-8''lerin telkiniyle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adına, Genel Sekreter, tarafları, sonbaharda, New York''ta, ön koşulsuz, masaya davet ediyor. Türk toplumunun artık cemaat olmadığı ve 16 yıldan bu yana devlet olarak örgütlenmiş bulunduğu unutuluyor. Dolayısıyle, iki taraf, olsa olsa, egemen eşitler olarak bir araya gelebilir. Evvela, bu temel hareket noktasında mutabakat esastır. Türk tarafının ne zoru ve ne de acelesi vardır, masaya oturmak için. Ancak bu şartla, işinize gelirse diyoruz. Kıbrıs''ı hiçbir şeyin pazarlık konusu da yapamayız. Doğrusu, Kıbrıs Barış Harekâtı''nın 25''inci yıldönümü, bundan daha iyi kutlanamazdı.

