Türkiye Başbakanı Amerika''da. Bu çok önemli ziyaret için, sonuçları millete ve memlekete hayırlı olsun demek düşer hepimize. Ziyaret başlamış olduğuna göre, bunun zamanlaması üzerinde durmak da, artık zait olmalıdır. Deprem felaketinin getirdiği maddi, manevi büyük tahribatın ortadan kaldırılmasına çalışıldığı ve bu amaçla, bir yandan, milletçe bir yardımlaşma seferberliği başlatılırken, diğer taraftan da, dostlardan gelen ve gelecek olan yardımların değerlendirilmesiyle meşgul olunan şu sırada, destek temini amaciyle, Amerika gibi bir ülkeye gidilmesi, bu ortamda doğru olur muydu? Böylesine bir sualin de zamanı geçmiş gözüküyor. O halde, şimdi yapılacak olan, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye bakmaktır.
Ancak, Amerika ile ilişkilerde deneyimi olanlar bilirler. Amerika, dikensiz gül bahçesi değildir. Amerika verebileceğinin karşılığını mutlaka bekler. Amerika''da, fertler gibi, yönetim de, salt ve geniş anlamda, ekonomiyle, al verle hareket eder. Amerika''yla ilişkilerde, buna hazırlıklı olmak lazım.
Sayın Başbakan, çok hassas olduğumuz Kıbrıs konusunda, ne Amerika''dan baskı var ve ne de biz herhangi bir tavize hazırız diyor. İnşallah öyle olur. Basın haberlerine, bu arada, gelen giden üst düzey Amerikan yetkililerinin, özellikle Dışişleri Bakanı Albright''ın Türk ve Yunan gazetecilerine birlikte verdiği son mülakata bakılırsa, önce Bosna''da, arkasından Kosova''da, kendilerine göre, devrim niteliğinde işler başaran, uyuşmazlık halindeki etnik unsurları bir araya getirdiğini iddia eden Amerika, Kıbrıs''ta yeni bir statüyü pazarlama peşinde. Üçlü egemenlik olarak tarif edilen bu buluşun içinde, görev ve yetkilerin, federal bir yapı çerçevesinde paylaşımı yanında, toprak düzeltmeleri bile var. Örneğin, Güzelyurt (Omorfu) ve Maraş Rumlar''a verilecek, ayrıca Karpas''da, Rumlar''ın gelip yerleşebilecekleri bir kanton ihdas edilecek ve bütün bunlardan daha önemli olarak, garantör Türk -Yunan kuvvetleri yanında, NATO ağırlıklı bir Barış Gücü de Ada''da konuşlandırılacak.
Beyaz Saray''daki görüşmelerde Başkan Clinton, tüm bu söylenenleri, yumuşak bir dille de olsa, ortaya attığında, Başbakan''dan alması gereken cevabın ne olması gerektiğini, sokaktaki insanımıza sorsak, o dahi bilir ve hiç tereddüt etmeden, hayır der.
Kaldı ki, böylesine bir senaryoya ne karşılık gösterilebilir ki? Aralık''taki Helsinki zirvesinde, Avrupa Birliği''ne aday adaylığında 12''nci sıraya kaydolunmak mı?
Bize çizilen yol haritası bu ise, değmez. Zira, 12''nci sırada gözüksek bile, Avrupa Birliği denilen merkezin, her gün biraz daha genişleyen dördüncü çemberinde biryere oturtulmuş olacağız. Bilindiği gibi, ilk çemberi, para birliğine girmiş bulunan onbirler oluşturmaktadır. İkinci çemberde, ekonomisi para birliğine girmeye henüz hazır olmayan dörtler yer almaktadır. Üçüncü çemberde, KRY dahil adaylıktan müzakereye geçenler bulunmaktadır. Dördüncü çemberde, sıra bekleyen Bulgaristan, Romanya ve Baltık ülkelerine ve göz kırpılan diğer bazı Balkan ülkelerine kalmaktadır. Aradaki bu farklılaşma ne zaman kapanır? Allah bilir. Dolayısiyle, 12''nci olmaktan gayrı bize bir yer gösterilmiyorsa, şu sırada bunu alıp, üzerinde çalışalım, ancak karşılığında bir şey veremeyeceğimizi de muhataplarımıza iyice anlatalım. Hele KRY''nin üyeliğine, şu veya bu şekilde yolu açmak gibi, adına diyalog denilen tehlikeli yola kaymayalım. Aksi halde, o kaygan yolda, ileride, hiç tutunamayız.

