Kaydet
a- | +A

Basında, genellikle, tarifler yuvarlanarak, Kosova ile Bosna arasında çok yakın benzerlikler kuruluyor ve NATO''nun, sonunda, Kosova''ya girdiği ilan ediliyor. Halbuki, mevcut düzenlemeye esas olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına dikkatlice bakıldığında, Kosova''ya girişin yetkisi, B.M. tarafından verilmiştir. Buna karşılık, bölgede teşkil edilecek güvenlik varlığının, üye ülkeler ve ilgili uluslararası kuruluşlar tarafından oluşturulacağı öngörülmektedir. Filhakika, 6 Mayısta Petersburg''ta bir araya gelen G-8''ler Dışişleri Bakanları, güvenlik varlığının özünü, NATO''nun teşkil etmesini karara bağlamış ve bunu, daha sonra, 2 Haziran''da Belgrad''ta Slobodan Miloşeviç''e kabul ettirmişlerdir. Ancak, G-8''ler, buna karşılık, Miloşeviç''e önemli tavizler vermek zorunda kalmışlardır. Ezcümle, bir yandan, Yugoslavya''nın egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkesi muhafaza edilirken, diğer taraftan da, Kosova Kurtuluş Ordusu''nun demilitarize edileceği açık hükme bağlanıyor. Nitekim, bu önemli tavizi koparan Miloşeviç, 78 gün süren bombardımanı, iki hayati kazanımla kapattığını halkına ilan etmekten geri kalmıyor. Birincisi, Kosova, ileride muhtar bir yönetime kavuşacak olmakla birlikte, Yugoslavya sınırları içinde kalıyor, ikincisi de, bölgede savaşın iç tarafı olan Kosova Kurtuluş Örgütü, demilitarize edilmek suretiyle sahneden çekilmiş oluyor.

Bu hesaba göre, sonunda kaybeden, Kosovalı Arnavutlar oluyor. Güvenlik Konseyi kararında Rambouillet anlaşmasına şekli bir atıf yapılmış bulunuyor ise de, bu defa, Rambouillet''de öngörülen, üç yıl içinde referandumdan bahis yok. Halbuki, Kosova Kurtuluş Ordusu, vaktiyle Rambouillet''yi kabul etmekle, referanduma ve sonunda da nihai hedef olan bağımsızlığa ümit bağlamıştı. Şimdi, bu örgüte böyle bir ümit verilmediği gibi, üstüne üstlük, bir de silahları ellerinden alınacak. Hazırlanan bu ortama, hâlâ, barış ve istikrara giden ortam denmek isteniyorsa, söyleyecek doğrusu bir şey yok. Öyle ki, başta Amerika olmak üzere, NATO bu defa, Arnavutları Sırplara karşı korumayı unutup, fiiliyatta, Arnavutlarla karşı karşıya gelecektir. İnsanın aklına, hiç arzu edilmese de, acaba, Amerika, Arnavutlara göz dağı vermek için mi Rusları işin içine soktu ve hiç hesapta yokken, gelip Priştine''ye yerleşmelerine göz yumdu?

Tüm noksanlıklarına rağmen, Bosna ile ilgili Dayton anlaşması, Kosova düzenlemesinden çok farklıdır. Her şeyden evvel, Dayton, Amerika''nın hakemliğinde olmakla beraber, uyuşmazlığın asli tarafları arasında müzakere ve imza edilmiştir. Halbuki, Kosova''da, yenilen Sırplara, galipler tarafından yeni bir statü empoze edilmiştir. Böyle olunca, yenilgiye uğrayan tarafın, fırsat buldukça, Statünün boşluklarından yararlanmanın yollarını arayacağını ve barışa sürekli engel çıkaracağını tahmin etmek güç olmayacaktır. Hele, işin içine, Sırpların aşikar müttefikleri Ruslar da girdikten sonra, NATO, neredeyse, Sırplar, Arnavutlar ve Ruslar olmak üzere, Kosova''da üç cephede savaşmak zorunda kalacaktır. Özellikle bu bakımdan, Kosova''da oluşturulacak sivil askeri otoriteler arasında uyum ve eşgüdüm çok büyük bir önem arzetmektedir. Askeri otoritenin sivil otoriteyi itmemesi ve sivil yönetime, otonomiyi bihakkın kullanabilme imkan ve fırsatını tanıması gerekir. Aksi halde, ne murad edilen siyasi süreci başlatmak ve ne uluslararası camianın, bölgenin imar ve rehabilitasyonu için ayıracağı kaynakların amaca hizmet edecek şekilde kullanılması mümkün olabilir. Bosna''daki yakın deneyimler bunu gösteriyor.

Türkiyemiz bu tabloda nerede? Bir kısım çevreler, askeri kontenjanımızın büyük veya küçük olduğunu münakaşa ediyor. Kanımca, esas mesele, Kosova''daki yeni örgütlenmenin içinde yer tutabilmektir. Gelecek için hizmet ve sonuçlarından yararlanma, ancak bu yolla mümkün olabilir. Bunun için de, her şeyden önce, muhtemelen çok yakında başlatılacak yardım kampanyalarına (Pledging Conferences) şimdiden hazırlıklı olmak gerekiyor. Taahhütlerimizi, imkan ölçüsünde, genişce tutmaya bakmalıyız. Kıt kanaat katkılarla etkili olmak mümkün olmuyor.