24 Mayıs 1999 tarihli "İnternational Herald Tribune" gazetesinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı William Jefferson Clinton imzasiyle, Kosova ile ilgili olarak çıkan yazıyı, bazı okuyucularımız görmemiş olabilirler. Başkan Clinton, bu makalesinde hem Miloşeviç''e, hem NATO''ya ve hem de bölge ülke ve halklarına çok önemli bazı mesajlar vermekte olduğundan, bunları, ana hatlarıyle, özet halinde sunmak suretiyle, bazı sonuçların çıkarılmasına yardımcı olmak istedim.
-Başkan Clinton, önce Kosova''da niçin bulunduklarını izah ediyor; Amerika, hür, barış ve bütünlük içindeki bir Avrupa ile dayanışma için Kosova''da bulunuyor. Zira, Avrupa''da barış, istikrar ve ittifakın üzerine bina edildiği temel değerler, Miloşeviç''in, en az on yıldan bu yana sürdürmekte olduğu planlı ve programlı kampanya nedeniyle, ciddi tehditle karşı karşıyadır.
-Balkanlar''da etnik uyuşmazlıklar geçmiş dönemlerde de yaşanmıştır. Ancak, etnik temizlik yenidir. Bunun örneklerini, yakın zamanda, önce Hırvatistan''da ve Bosna''da gördük. Etnik temizliğe seyirci kalmak, hem moral ve hem de stratejik bakımdan felaketi davet edecek nitelikte bir davranış olurdu. Nitekim, uluslararası camia, önceleri, Bosna''da, saldırganla saldırıya uğramışı aynı kefeye koyan, sözde tarafsız gibi bir tutum takınmakla, 250 bin kişinin telef ve 2 milyon insanın, yerlerinden yurtlarından olmasına sebebiyet vermiştir.
-Batı, NATO, böylesine bir trajedinin tekrarlanmasına izin veremezdi. Bununla beraber, başlangıçta, yine barışçı yol ve yöntemlere öncelik tanıdık. 1998 yılı ekim ayında varılan mutabakatla, Miloşeviç, Kosova''daki kuvvetlerinin önemli bir bölümünü çekecek ve bölgede uluslararası bir gücün konuşlandırılmasına razı olacaktı. Miloşeviç, aksini yaptı, Kosova''ya ilave kuvvet yığmak suretiyle, etnik temizliği hızlandırdı.
-Başlattığımız ve ikinci ayını tamamlamış olan hava bombardımanı ile beklediğimiz sonucu alacağımıza inanıyoruz. Şimdiye kadar, bir yandan Sırplar''ın askeri imkan ve kabiliyetini önemli ölçüde azaltmış, diğer yandan da Sırp ekonomisine büyük zararlar vermiş bulunuyoruz. Miloşeviç''e karşı başkaldırılar başlamıştır. Gençler askerliği reddettikleri gibi, ordu saflarından firarlar da yoğunlaşmıştır. Bu meyanda, Kosova Kurtuluş Ordusu da gittikçe güçlenmektedir.
-Miloşeviç''in, NATO''yu bölme ve dayanışmayı zayıflatma taktiği tutmamıştır. NATO, Kosova konusunda, bugün, her zamankinden daha müttehittir. İç politikadan kaynaklanan bazı taktik farklılıklara rağmen, NATO''nun temel hedefleri üzerinde camia içinde ayrılık yoktur. Sırplar Kosova''dan kuvvetlerini çekecek, mülteciler güven içinde yurtlarına dönecek ve bölgede, NATO ağırlıklı uluslararası bir güvenlik gücü konuşlandırılacaktır. Bu temel şartlarda değişiklik söz konusu değildir. Bu bağlamda, Bosna''da olduğu gibi, Rusya ile de, yapıcı işbirliğine taraftarız.
-Sonuçta, askeri opsiyonları tamamen hesap dışı tutmamakla beraber, Kosova''da, halihazır politikamıza devam etmekten yanayız. Bununla beraber, Balkan sorununa daha geniş açıdan bakmak zorundayız. Etnik temizliği engellemek ilk hedefimizdir. Ancak, bölgedeki etnik uyuşmazlıkları, uzun vade içinde ortadan kaldırmanın yolu, bölgeyi Avrupa''ya entegre etmekten geçer. Amerika ile birlikte, Avrupa Birliği, bu amaçla, teşebbüsü ele alabilmelidir.
İkinci Dünya Harbi sonrası, Batı Avrupa ve soğuk savaş sonrası da, Merkezi Avrupa için yapılanın benzerini, Güneydoğu Avrupa için de yapabilmeliyiz. Ekonomileri, ticareti ve yatırımları teşvik etmek suretiyle, bölge ülkelerinin NATO''ya ve Avrupa Birliği''ne katılmalarına yardımcı olmalıyız. Başta kendi halkına ve daha sonra da komşularına, çevresine saygılı demokratik bir Sırbistan da, bu kadro içinde yer alabilir. Sırbistan, ya bir Avrupa ülkesi olmaya veya Avrupa''nın kenarında, Balkanize olmuş bir ülke olarak kalmaya karar vermelidir. Görülüyor ki, Başkan Clinton, iki tarafa birden seslenmek ihtiyacını duyuyor. İki aydan bu yana sürüp giden bombardımandan, sonuç alınmadığı gerekçesini kullanmak isteyen bazı müttefikleri, yeniden dayanışmaya davet ederken, Başkan Clinton, diğer taraftan da, Sırp halkı ile birlikte, bölge ülke ve halklarını, uzun vadeli çıkarları açısından, daha geniş düşünmeye, NATO ve Avrupa Birliği yoluyla, Avrupalı olmaya ve Miloşeviç''in kozlarını elinden almaya çalışıyor.
Bu senaryoya bakınca, insanın aklına ister istemez şu sual takılıyor; Balkan ülkeleri de Avrupa Birliği''ne girince, biz nerede duracağız?

