7-8 Ekim 1999''da, Londra''da, Chatham House''da yapılan, uluslararası nitelikli, "NATO Development in Partnership" konferansında ortaya çıkan belli başlı değerlendirmeleri, şöylece özetlemek mümkündür:
-250 milyonluk Amerika, 350 milyonluk Avrupa''yı, 160 milyonluk fakir, yardıma muhtaç ve darmadağınık bir Rusya''ya karşı savunuyor. NATO''nun tarifi olan bu durum, artık, gayrı tabii hale gelmiştir. Rus tehdidi ortadan kalktığına veya en azından asgariye indirilmiş olduğuna göre, NATO''yu, Varşova Paktlı soğuk savaş dönemi ölçüleri içinde tutmakta ısrar etmenin bir mantığı kalmamıştır. Bununla beraber, temsil ettiği üstün teknoloji, iletişim, emir ve komuta imkân ve kabiliyeti nedeniyle NATO, barış ve istikrarı tehdit edici nitelikteki yerel patlamaları söndürmekte etkin bir örgüt olarak kullanılabilir. Bu konuda, Kosova''da, son defa çok iyi bir sınav verilmiştir. Müdahale alanı, NATO''nun görev sahası içinde mi değil mi? Bu o kadar önemli değildir. Yani, NATO Antlaşmasının meşhur 5''inci maddesinin lâfzına saplanıp kalmanın bir yararı yoktur. Hele, karar mekanizmasının işletilmesinde çeşitli engelleyici faktörlerin etkin olduğu Birleşmiş Milletler''i de beklemeye gerek yoktur. Şayet üyelerden, NATO hudutları dışındaki uyuşmazlıklara katılmak istemeyen olursa, bunu da anlayışla karşılamak gerekir. Yunanistan''ın Kosova''ya müdahalede sergilediği tutum gibi.
-Rusya, iktisaden, daha uzun bir süre Batı''ya muhtaç kalacaktır. Bugün, tek başına New York''un gayrı safi hasılası bile, Rusya''nınkinden fazladır. Bununla beraber, Rusya''daki eski düzen yanlılarına fırsat vermemek için, Rusya''ya yardım edilmelidir. Ama ne kadar? Herhalde ölmeyecek kadar. Daha fazla değil.
-Avrupa''nın, kendine göre, ayrı bir güvenlik ve savunma kimliği araması doğaldır. Ancak gerçekçi olmak lazım. Kosova''da da görüldüğü üzere, Amerika, tek başına, ateş, savaş ve teknoloji gücünün % 90''ını elinde bulunduruyor. Dolayısıyle, Amerika''nın, şu veya bu şekilde, katkısı ve katılımı olmadıkça, Avrupa''ya özgü ayrı ve etkili bir savunma sisteminden bahsetmek mümkün değildir. Bu bakımdan, Avrupa''nın kaynaklarını iyi kullanması ve olmayacak duaya amin deyip, imkanlarını israf etmemesi gerekir.
-Kaldı ki, yeni savunma kimliğini, Avrupa Birliği üyeliği ile sınırlı tutmak da yanlıştır. Zira, savunma bir bütündür, tecezzi kabul etmez. Örneğin, ortak savunmaya, yıllarca büyük fedakarlıklar göstererek önemli katkılarda bulunmuş Türkiye gibi bir ülkeyi, sırf, AB''ye henüz üye değildir diye, egzersizin dışında tutmak doğru olmaz.
-Bu sonuncu konuda, Konferansa katılan üst düzey askeri yetkililerimiz tarafından, etkileyici nitelikte, kapsamlı bir takdim yapılmış ve görüşlerimiz anlatılmıştır. Ben de şahsen ayrıca, görüşmeler sırasında, birkaç kere müdahale ederek, etkin ve güçlü bir savunmanın, ekonomik boyut olmadan düşünülemeyeceğini, bu boyutun da, Avrupa Birliği olduğunu, nitekim, yeni katılan Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti''nin de, bu düşüncelerle, Avrupa Birliği''ne katılmaya davet edildiklerini, aynı mantığın Türkiye için fazlasiyle geçerli olması lazım geldiğini vurguladım.
İngiltere Dışişleri eski Bakanı ve NATO eski Genel Sekreteri Lord Callagan ile, NATO''nun yeni Genel Sekreteri İngiliz Savunma Bakanı Robertson ve Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı S. Talbott tarafından yönlendirilen ve yaklaşık 400''e yakın akademisyen, politikacı ve yazarın katıldığı konferans, NATO''nun geçirmekte olduğu evrimi ve benimsemekte olduğu yeni alan dışı misyonları ortaya koymak bakımından yararlı olmuş ve Türkiyemiz için de, bu yeni oluşumdaki yerinin tayini açısından, tekrar düşünmemize vesile teşkil etmiştir.

