Kaydet
a- | +A

Yetkililerimiz, Uluslararası Para Fonu (IMF) görevlilerinin, bir süreden beri yapmakta oldukları temas ve incelemeler sonunda, açık ve kesin bir taahhütte bulunmak yerine, nasihatle iktifa etmelerine şaşırdılar. Brezilya''ya, Meksika''ya ve Güneydoğu Asya ülkelerine, adeta "bol kepçe" misali, 50-60 milyarlara varan yardımlar yapan IMF''nin,Türkiye''nin beklediği çok mütevazı ölçüleri bile onaylamak istemediğini, üzüntü izhariyle belirten yetkililerimizin, herşeyden evvel, göz ardı ettikleri önemli bir gerçek vardır. O da şudur: Amerika ağırlıklı IMF, üye ülkelerin katkı paylarını artırmamaları nedeniyle, yaşamakta olduğu bütçe kısıtlamalarına rağmen, bahsi geçen ülkelere, çaresini bulup, yardımları gerçekleştirdi. Sebebi, bu ülkelerin ekonomilerindeki daralmanın, Amerikan ekonomisine hemen yansıması ihtimalidir. İhracatının yaklaşık % 30''unu Güney Doğu Asya''ya ve bir o kadarını da Latin Amerika''ya yapmakta olan Amerika Birleşik Devletleri''nin, böylesine bir gelişmeyi göze alması mümkün mü? Amerika buna izin verir mi? Hatta IMF, beklenen reformları yapmadığı halde, Rusya''ya bile, iyi kötü yardıma devam edebiliyor. Burada da, Amerika''nın gözettiği siyasi mülahazalar ağır basmaktadır. IMF, şart olarak, her ne kadar, görünürde, bazı prototip reçetelerin uygulanmasından yana gözüküyorsa da, kararlar, tümüyle siyasidir.

Türkiyemiz, bugün geldiği durumda, Amerika''yı ve diğer ağırlıklı Fon katılımcılarını, siyasi bakımdan etkileyebilir mi? Sonuçta, Fon, Türkiye''ye karşı, kolaycı yoldan, iktisadi argümanları kullanmayı tercih ediyor. Biz de, doğrusu, yardıma pek de gönüllü olmayan Fon''un işini kolaylaştırmak için, ne gerekiyorsa yapıyoruz. Fon''un eline istemediği kadar koz veriyoruz. Bütçe gelirlerinin yarısı ve vergi gelirlerinin % 80''ine yakın kısmı, borç faizi ödemelerine gidiyor. Normal şartlarda, GSMH''nın % 4-4.5''i olması gereken bütçe açıkları, görülmemiş biçimde, % 11''leri geçiyor. % 40''lara varan reel faizlerle, yatırımlar durmuş, iş yerleri kapanmaları ve işsizlik patlamaları ahvali adiye haline gelmiş, özelleştirme tıkanmış ve sosyal güvenlik sistemini kurtarmaya çare bulunamıyor ve tartışmalar sürüp gidiyor. İşin ilginç yanı, alışılmışın aksine, kimse kimseyi suçlamıyor. Zira, bugünlere gelinmesinde, hemen herkesin, iyi kötü bir katkısı (!) olmuş.

IMF, reformlar üzerinde ısrarlı ve herhalde, sıkı para politikasından yana. Küçülme süreci içine girmiş bir ekonomiye, sıkı para politikası olur mu? İster kabul edelim, ister etmeyelim, yeni para, kredibilite ve yabancı sermayenin teşviki için, bu acı ilaç içilecek. İlaç alınırken, yan tesirlerine iyi dikkat edilecek. Başka çaresi yok.

Bir diğer ilginç saptama da şudur: Zamanlama. Acaba, neden, IMF ile görüşmeleri, G-8''lerin ve BM Güvenlik Konseyi''nin Kıbrıs''la ilgili ve bizim kabul edemeyeceğimiz bir teşebbüsü ele aldığı zaman yapıyoruz? Teşebbüsün arkasında Amerika olduğuna göre, masa şefi düzeyindeki bir IMF görevlisinin, hakkımızda, beklediğimiz kararı alamamış olmasına neden şaşıyoruz? IMF yardımlarıyla, Kıbrıs''ta taviz arasında ilişki kurulmak istendiği yeteri kadar aşikar değil mi? Amerika''nın, Iraklı Kürt liderlerle tezgah peşinde olduğu üzerinde durmasak da, Kosova''da, geçmiş katkılarımızla mütenasip bir yerin bize ayrılmasına pek müdahil olmak istemeyen Amerika''nın, bu tutumunu, mesele yapmak istemesek de, Amerika''ya yine yaranamayacağız anlaşılan. Amerika, Kıbrıs için planlanan dayatma ile, IMF yardımları arasında irtibat (link) kurmaya devam edeceğe benziyor. Buna direnmenin yolu, kendi kendimize toparlanmaya bakmaktan başka birşey değildir.