Kaydet
a- | +A

Gazetelere yansıdığı şekliyle, Sayın Başbakan, bir beyanatında, Yunanistan''ın, bizi yanlış yapmaya, hata yapmaya sevketmeye çalıştığını ifade etmiş. Doğrudur. Biz de bunun farkındayız. Avrupa Birliği de, ancak Yunanistan''ın tutumu karşısında yanlış bir iş yapmamak elde değil. 36 yıldan bu yana ortaklık ve ayrıca, son birkaç yıldır Gümrük Birliği ilişkisi sürdürdüğü Avrupa Birliği ile, Türkiye, bugünkü kadar, hiç yakın olmamıştı. Türkiye''nin tam üyelik adaylığı için, halen 14 yıl bir yana, Yunanistan bir yana. Bu aşamaya kolay gelinmedi. Uluslararası konjonktür, Türkiyesiz bir Avrupa ve Türkiyesiz bir güvenlik ve savunma tertibinin inandırıcı ve geçerli olamayacağını, artık zihinlere yerleştirdi. O kadar ki, Kosova nedeniyle, savaşı göze alan Avrupa, bir yanının boş kalmasını kabul etmiyor. Balkanları önce, iktisaden ayağa kaldırıp, arkasından Birliğe ve savunma örgütü içine almayı hesaplayan Avrupa, Türkiye''yi kenarda bıraktığında, bu mayanın tutmayacağını artık anlamışa benziyor.

Yunanistan, işte bu gerçeği görmek istemiyor. Kendi iç meseleleri varmış, açık gözlülük yapıp, bu fırsattan bilistifade, Kıbrıs''ı ve Ege''deki sorunları bir çırpıda istediği formüllere bağlamak peşinde.

Sormak lâzım; danışıklı döğüş söz konusu değilse, Yunanistan, Türkiye''nin ayağına kadar gelmiş bu derece hayati bir fırsatı engellemeyi nasıl göze alabilir? Bunun sonuçlarını düşünmez mi?

Kıbrıs''ın AB üyeliğine karşı değiliz. Beyanı şartla ki, bu, tarafların üzerinde mutabık kalacakları siyasi çözümün belirleyeceği çerçeve içinde olsun. Bunca yıllık acı deneyimlere rağmen, KKTC''nin, New York''ta Rumlarla dolaylı görüşmelere razı olması bunun samimi kanıtı değil midir? Bundan 40 yıl önce, Zürih''te, Rumlarla egemenliği paylaşmıştı. Ada''nın sahibi Türkler. Bu defa değişen nedir? Değişen, toplumların fiziki olarak, coğrafya olarak ayrılmaları, aralarına sınırlar çekmeleri olmuştur. Bu realiteyi yok farzetmek mümkün mü? Adını, hemen şimdiden koymaya gerek olmasa bile, bulunacak formül, bu gerçeği herhalde değiştirmemelidir.

Türk-Yunan uyuşmazlıklarında, Avrupa Birliği''nde geçerli kural ve yöntemlerin uygulanmasından bahsediliyor. Şayet, AB üyelerinin tümü için vacip ölçütler varsa, Birliğe üye olduğumuzda, biz de bunlara, diğer üyeler gibi, uymakta, herhalde tereddüt etmeyiz.

ÇOK BAŞLILIK

Biraz da kendimize dönüp bakalım. Başbakanı saymazsak, Avrupa Birliği ile ilişkilerden, görünürde, iki Bakanlık birden görevli; Dışişleri Bakanlığı ve Devlet Bakanlığı. Bu deneyim, porföy paylaşımı gibi bir zaruret olmadığı halde, merhum Cumhurbaşkanı Özal''ın zamanında da yaşandı. İçerideki karmaşa bir yana, bundan daha önemli olarak, Avrupa Topluluklarında, görev ve yetki belirsizliklerine yol açıldı. Örneğin, tam üyelik başvurusu, bütün veçheleriyle, bir dış politika egzersizi olduğu halde, bu görev, Devlet Bakanı''na yaptırıldı.

Şimdilerde ise, gerek Yunanistan''la, gerek AB üyesi ülkelerle siyasi temaslar Dışişlerinde yoğunlaştığı halde, ilgili Devlet Bakanımız da, fırsat düştükçe, çok teorik bantlarda da olsa, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkilerine yeni yeni tarifler getirmekten geri kalmıyor. Bu da herhalde, epey dikkat çekiyor olmalı.