Kaydet
a- | +A

Galatasarayımız''ın başarısı, UEFA rüyasının gerçekleşmesiyle noktalandı. Sonradan gördük ki; bu başarıyı, yeryüzüne yayılan bütün bir Türk dünyası ile müslüman ruhlar da hasretle beklermiş. Türk futbol semalarında gördüğümüz bu parlak ışık, bir kuyruklu yıldızın akışı gibi hafızalarımızda kalacak. Şahit olanlar çok şanslı. Yahya Kemal''in mısraları hislerimizin tercümanıdır: Birden kamaştı gözlerimiz baktık engine,

Hûlyalı mavilikte bu ani parıldayış...

Sayın Başbakan''ım,

Gerçekte 17 Mayıs''ta yaşadığımız bu olayın, heyecan verici, coşkulu ve sevinç verici olduğu kadar, 17 Ağustos depremi gibi dersler alınacak tarafı çok daha ağırlıktadır. Galatasaray''a "Devlet Üstün Hizmet Nişanı" verdiniz. Şimdi de kriz içindeki bu kulübümüzü borçlarından kurtaracak "parasal yardım" gündemde. Bize göre, akla ve mantığa uygun değil bu yardım. Yine yanlış yapılıyor. Öncelikle Galatasaray''ın başarısını iyi irdelemek gerekir. Bu başarı devletin yürüttüğü spor politikalarının değil, özel sektörün bir başarısıdır. Devletin, kulüpler ve transfer ücretleri üzerinde hiç bir mali denetimi olmadığı halde kulüplerimiz yine iflas çukurlarının diplerinde gezinmektedirler. Niçin?

Galatasaray, başarı adına ödüllendirilecek, Fenerbahçe''den, Beşiktaş''tan, Trabzonspor''dan farklı olarak ne yapmıştır? Hatta, Galatasaray kadar teknik adamını ve futbolcularını mağdur eden ikinci bir kulüp var mı şu anda ligde?.. Fatih hoca, cebinden futbolcuların transfer taksitlerini ödemişse, Capone''nin, Marcio''nun kulüplerine borç yüzünden FIFA''lık olunmuş ise, yeni transfer görüşmeleri için masaya oturulacağı şu günlerde bizzat Fatih hocanın ve futbolcuların milyonlarca dolarlık eski alacakları hâlâ ödenmemiş ve Galatasaray''ın başarısız yönetimi yüzünden bu konu dış basında gündeme gelmişse, siz bu kulübün nesine ödül vereceksiniz?.. Ortada Galatasaray Kulübü''nün ödüllendirilecek ne başarısı var ? Ve milyonlarca dolarlık yardımlar arefesindesiniz, şimdi yapmayın! Keşke Faruk Süren ortaya çıksaydı da "Hayır ! Biz yönetim olarak Fatih Terim ve onun talebelerine gerekeni yapamadığımız için, bu inanılması güç başarıları karşısında sadece boynumuz eğik durumdayız. Üstün Hizmet Nişanı ve para yardımı tümüyle onların hakkıdır. Bizim kayda değer hiçbir katkımız yoktur" diyebilseydi.

Sayın Başbakanım,

Bu başarı, iyi irdelendiğinde görülecektir ki, gerçekten Fatih Terim gibi nadir kişilik ve liderlik yapısına sahip bir insan ile ona inanmış, bütün profesyonellik haklarını ve beklentilerini bir kenara atarak etrafında kenetlenmiş, belki bir daha bir araya gelemeyecek ender bir sporcu kadronun başarısıdır. Yani bu başarı profesyonellik kurallarının dışındadır, sıradışıdır, loto gibi, toto gibi, bilmem kaç yılda bir Eurovizyon''da, dünya güzellik yarışmalarında alınan piyango gibi bir başarıdır. Türk sporunda mevcut sistemlerin ve altyapıların, başarıya yönelik politikaların ürünü olan bir başarı değildir. Bu tür başarıların devamı gelmez. Bu tür başarıları ancak "Halley Kuyrukluyıldızı" periyodunda görebilirsiniz. Onun için, "Böyle başarıların devam etmesini istiyorsak kulüplerimizin desteklenmesi gerekir. Devlet kesenin ağzını açmalı. Türkiye 120 saat dünya gündeminde kaldı. Reklam parası şu kadar milyar dolar tutar. Devlet Galatasaray''a bunun karşılığını vermeli" gibi yaklaşımları hep oryantal buluyorum. Sanki "gösteri" bitmiş, eller cebe atılarak iane toplanıyor. Yazık!

Sayın Başbakanım,

Eğer başarının devamını ve kulüplerimizin içinde bulundukları krizden düzlüğe çıkmasını istiyorsanız, çok sayıda ve kaliteli sporcu arzını mümkün kılan spor politikalarını devlet olarak yürürlüğe koymalısınız. Böylece transfer borsasındaki kulüpleri krize sürükleyen "yüksek enflasyonu" düşürmüş, kulüplere devlete yakışır gerçek anlamda destek de sağlamış olursunuz. Bu, onların cebine para koymaktan daha akılcı ve gerçekçi bir destek ve teşviktir. Yani kulüplerimize balık bağışlamayalım. Onlara bol balıklı göller oluşturalım. Sporu AB üyesi ülkelerde olduğu gibi yaygınlaştıralım. Bu da 20 milyon okuyan çocuk ve gencimizin bulunduğu "Okullara yönelik spor geliştirme ve yaygınlaştırma politikaları"ndan geçer... Devlet olarak hükümetlerin yürüttüğü her türlü yolsuzluğa teşne "Tesis yapma" ağırlıklı sporda kalkınma politikalarından vazgeçmeli, spora verilen desteği yeniden gözden geçirmelisiniz. Resmi verilere göre Türkiye''nin şu anda 350 bin kadar lisanslı sporcusu vardır. Bu rakam özel ve kamu sektörüne ait binlerce tesisin kullanılmadığının, boş durduğunun, halkın ve gençliğin spordan kopuk olduğunun ispatıdır. Bu rakam sporda geri kalmışlığın, ilkelliğin, çağdışılığın olduğunun ispatıdır.

Sayın Başbakanım,

Avrupa Birliği''nin kapılarını zorladığımız şu dönemlerde, Türk spor politikasının temel unsuru, onlarda olduğu gibi, sporun halk düzeyinde "bir yaşam biçimi" olarak geniş ölçüde benimsenip yapılması ve sporcu sayımızın 10-15 milyonlara çıkarılması olmalıdır. Bugün izlenen politika ile bu düzeye gelmemiz hayâldir. Yabancı sporculardan medet uman, onları Türkleştirerek milli müsabakalarda yarıştırıp başarısızlığı gizlemeye çalışan ve 350 bin sporcu ile durumu idare eden, daha çok şova yönelik atraksiyonları benimseyen bir spor yönetimi ve anlayışıyla karşı karşıyayız.

Son söz: "17 Mayıs Galatasaray Depremi" nden gereken sonuçları çıkarmaz, tedbir almazsak hem böyle başarıların getireceği artı sonuçlardan mahrum kalırız, hem de Fatih Terim ve ona inanan sporcu kadrosu gibi yeni kahramanların gelmesini en az bir 60 sene daha bekleriz. Kimsenin şüphesi olmasın!

Saygılar sunuyorum.