2005 Ekim ayına müzakere tarihi alan Türkiye, adeta bayram yaptı. Bu, gerçekten Türkiye için önemli gelişmeydi. Başta sayın Başbakan olmak üzere, üyeliğe giriş tarihi olabilecek 15 sene sonra, Türkiye''nin bugünkü Türkiye olmayacağı ifade edildi. O da doğrudur. Ne var ki bütün bunlar konuşulur, tartışılırken, "Üye ülke halklarının hayat standartlarında sporun yeri ve önemi nedir, bizim o standarta ulaşmamız için bu süreç içinde nasıl bir yol izlememiz, ne yapmamız lâzım, şimdiki politikalarla bu gerçekleşebilir mi?" , kimse dile getirmedi. AB ile müzakerelere başlamak için, sporda gerçekleştirmemiz gereken bir kriter yok. Ama olmaması, bugünkü tablonun aynen devam edeceği anlamına da gelmez.
Şu bir gerçek; bu gibi konuları düşünmesi gereken kurumların başında Milli Eğitim Bakanlığımız geliyor. Spor kültürü almış, bunun sonucu olarak da sporu bir yaşam biçimi olarak günlük hayatına geçirmiş bir toplum ve sporcu bir gençlik yetiştirmek gibi adeta toplum mühendisliği görevini yasal olarak tekelinde bulunduran Milli Eğitim Bakanlığı''nın bir "Eylem planı" hazırlayıp, bir an evvel kolları sıvama zamanıdır. Esasında bu konu, bu bakanlığımızın, bu güne kadar hep ihmâl ettiği, 1739 Sayılı Temel Eğitim Kanunu''nun ona yüklediği asli görevidir de...
Elimde, Ankara Üniversitesi BESYO öğretim görevlilerinden, Velittin Balcı h ocamızın, "Avrupa Birliği ve Spor" konulu bir çalışması var. Bu çalışmasında Velittin hocamız, AB yönetiminin, sporu algılama ve spora yaklaşım biçimini, geniş bir perspektiften ortaya koyuyor. Önemli gördüğümüz bilgileri aktarmak suretiyle bilhassa Milli Eğitim Bakanlığı bürokrat ve teknokratlarının, sporda AB''ye uyum bilinçlerinin gelişmesine ve şayet harekete geçme gereği duyarlarsa, çalışmalarına bir nebze de olsa katkıda bulunmak istedik.
Gerçekten, hem yeni bir oluşum olması, hem de gelecekte nüfus olarak 400 milyonu aşan büyük bir potansiyele ulaşacak üye ülke halklarının birleşip kaynaşmalarında spor, AB üst yönetiminin büyük umut beslediği en önemli araçtır ve birliğin en önemli gündem maddeleri arasında yer almaktadır. 500 milyona dayanacak bu büyük birlik, nasıl birleşip kaynaşacak ve ABD gibi tek bir devlet ve güç olarak ortaya çıkacaktır? AB üst yönetimini en çok düşündüren, üzerinde en çok çalışılan şey budur. 24 ayrı Avrupa Komisyonu departmanından 20''sinin, spor dünyası ile doğrudan ilgili politikalar üzerinde, düzenli olarak faaliyet göstermesi, bunun en açık delilidir.
Beklentisi yüksek enstrüman olarak sporun, AB üst yönetimi düzeyinde ele alınmasına yönelik ilk adımın, Amsterdam Deklarasyonu ile atıldığını görüyoruz. Avrupa Birliği, Aralık 1999''daki Helsinki Avrupa Konseyi toplantısında "Spora yönelik bütüncül bir vizyon" a yer vermiş, bunu 2000''de Nice Avrupa Konseyi''ndeki deklarasyon izlemiştir. Yeni vizyonla, sporla ilgili
"Muhafazakâr görüş" terk edilmiş, sporun toplum hayatındaki önemi dolayısıyla, AB''nin eğitim ve sağlık başta olmak üzere her politikasının uygulanmasında spora başvurulmasının altı çizilmiştir.
BİZİMKİSİ
DEMİRPERDE ANLAYIŞI Terk edilen muhafazakâr görüş, bizim de halen dört elle sarıldığımız ve uygulamaya devam ettiğimiz, sporu, sadece bir yarışma ve ülke tanıtım enstrümanı şeklinde algılamak olmalıdır. Hatırlanacağı üzere geçen asırda Demirperde ülkelerinin spor politikaları salt bu temele dayanıyordu. Batı giderek, toplum sağlığına, eğitimine, turizme, çevreye, ekonomiye, bireylerin sosyalleşmesine ve daha başka alanlara yaptığı olumlu katkı sebebiyle sporun bütün boyutlarını alabildiğine çok yönlü olarak kullanırken, aynı zamanda sporu üretken kılıyor ve yapılan yatırımları geri dönüşümlü şekle de sokmuş oluyordu. Toplumdan ve gençliğin tümünden kopuk bu politika ise Türkiye örneğiyle hem sporda geri kalmaya yol açmış hem de - bir iki branş hariç - sadece kaynak tüketici bir "kara delik" olup çıkmıştır. Üye ülkeler arasında, sporun bir çok alanda kazandığı boyut sebebiyle "Sporda Avrupa yaklaşımı" , bir kavram ve ortak ifade şekli özelliğini kazanmıştır. Üye ülkelerde spor popülaritesinin giderek artması, uluslararası karşılaşmaların çoğalmasıyla sporun, uluslar arası niteliğinin artması, endüstrileşme ve yayın haklarının da tetiklemesiyle sporda ekonomik boyutun ciddi bir gelişme göstermesi, bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. AB''de sporun halk ve gençlik düzeyinde yaygınlaşmasının, diğer alanlarla birlikte, istihdam ve marketing gibi ekonomi alanlarını da etkilediğini görüyoruz.Gerçekten son 10 yılda, AB içinde spor endüstrisinin sağladığı istihdam, yüzde 60 artarak 2 milyona ulaşmıştır.
SPOR EĞİTİMİ VE KÜLTÜRÜ
Son birkaç yılda AB, spor üzerindeki ağırlığını daha da artan oranda hissettirmekte, bir çok spor projelerine ve organizasyonlarına daha çok finans desteği sağlamaktadır. AB''nin, gelecekte de kaynaklarını bu alanda kullanmaya devam etmesi, bununla ilgili AB kanunlarının, uygulanıp uygulanmadığı konusunda hakemlik görevini sürdürmesi de bekleniyor. O sebeple toplumsal, eğitsel, sağlık başta olmak üzere diğer konulardaki AB finans desteklerinden yararlanma, spor yoluyla gerçekleştirilmek istenilen "AB halklarının bütünleşmesi" konularında, AB spor normlarına uyum sağlamak, Türkiye için de büyük önem taşıyor. Bu da Türkiye''de spor eğitimi ve kültürünün yaygınlaşmasının önemini ortaya koyuyor ki, burada, yazımızın başında ifade ettiğimiz temel sorumlu kuruluş olan Milli Eğitim Bakanlığı''na atıf vardır. AB gerçekleri karşısında Milli Eğitim müfredatı mutlaka değişmeli, ilköğretimden lise sona kadar çağdışı ve içi boş beden eğitimi dersleri kaldırılarak, yerine zorunlu "Spor Eğitimi ve Kültürü Dersleri" kitabıyla, uygulamasıyla haftada en az 4 saat okutulmalıdır.
Spor, yaşa ve kökene bakmadan AB vatandaşları arasında en önemli konuma sahiptir. Vatandaşların yarıdan fazlası, ya 15 ülkede sayısı 700 bini bulan spor kulüplerine (Bugün için 25 ülke ve kulüp sayısı daha da artmıştır) bağlı, ya da başka şekillerde düzenli olarak sporla uğraşmaktadır. Yaklaşık 2 milyon öğretmen, antrenör veya gönüllü çalışan, iş saatlerini ya da boş vakitlerinin önemli bir kısmını, spor faaliyetlerini organize ederek geçirmektedir. Bu kişiler, toplumların, kültürel kimlik ve sosyal birleşme ile sporda şiddet konusunda sorunlar yaşadığı şu sıralarda, hayati derecede önemli roller oynamaktalar. 1996 yılı rakamlarına göre, yaklaşık 125 milyon AB vatandaşı, herhangi bir spor etkinliğine katılmaktadır.Almanya''da yapılan bir çalışma, bu ülkede 85 bin spor kulübü olduğunu ve 700 bin kişinin bu alanda çalıştığını, spor sektörünün, ülke gayri safi milli hasılasının önemli bir kısmını oluşturduğunu ortaya koymaktadır.
Danimarka''da da 1 milyon 850 bin kişi 10 bin kulübe üye durumdadır. Lüksemburg''da, nüfusun yüzde 30''unu oluşturan 120 bin kişi, 1100 spor kulübüne üyedir. Belçika''da 17 bin kulübün, 1 milyon 400 bin üyesi vardır. Hollanda''da 4 milyon kişi kulüplere üyedir. Bu ülkede bir kulübe üye olmayan 3 milyon kişi de ayrıca aktif olarak sportif aktivitelere katılmaktadır. Portekiz''de, "A Bole" isimli spor gazetesi 170 bin adet basarak, ulusal basın içinde en yüksek tirajı elde etmiştir.
DEVAMI YARIN

