Türkiye Gazetesi E-Gazete
Arama
Özetle Dinle
Kaydet
Köse Yazilari 1 saat önce

İsrail'in Doğu Akdeniz'deki yayılmacı politikaları, Türkiye'nin kararlı caydırıcılığı ve Lübnan'ın kırılganlığı arasında yeni bir jeopolitik kırılma noktası oluşturmaktadır.

  • İsrail, Doğu Akdeniz'de Gazze, Lübnan ve Suriye sınırlarında askerî-siyasi yayılmacılıkla yeni bir güvenlik-enerji mimarisi dayatmaktadır.
  • Lübnan'ın derin ekonomik krizi, ülkeyi dış baskılara ve iç sarsıntılara açık hale getirerek İsrail'in bölgesel nüfuzunu genişletme riski taşımaktadır.
  • Türkiye, "Mavi Vatan" doktrini ve modernize edilmiş Deniz Kuvvetleri ile KKTC'nin haklarını koruyarak İsrail'in tek taraflı hamlelerine karşı stratejik ve hukuki caydırıcılık sağlamaktadır.
  • Bölgenin geleceği, İsrail'in yayılmacı hamlelerine karşı Türkiye'nin kararlılığı ile Lübnan'daki toplumsal-siyasi gerilimlerin kesiştiği noktada şekillenecektir.
Türkiye Gazetesi
Orta Doğu’da yeni fay hattı ve İsrail yayılmacılığ...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Orta Doğu bugün yalnızca çatışmaların değil, emperyal akıllarının ve stratejik vizyonların çarpıştığı sert bir jeopolitik kırılma alanı. Bu tabloyu belirleyen temel eksenlerden biri, katil İsrail’in son iki yılda hızlanan askerî-siyasi yayılmacılığıdır. Gazze’de uluslararası hukuk normlarının dışına taşan ve soykırım operasyonlarını sürdüren Tel Aviv, aynı zamanda Lübnan ve Suriye sınırlarında fiilî baskı alanları oluşturarak yeni bir güvenlik–enerji mimarisini dayatıyor. BM raporları, sivil kayıpların ve insani engellemelerin sistematik hâle geldiğini kaydederken, uluslararası hukuk çevreleri Tel Aviv’in saldırı doktrinini “yapısal bir hukuksuzluk pratiği” olarak tanımlıyor.

Bu agresif tutumun yalnızca askerî sahayla sınırlı olmadığı açık. İsrail, Doğu Akdeniz enerji denkleminin merkezine yerleşerek GKRY ve Lübnan üzerinden etkisini genişletiyor. İsrail–GKRY iş birliği, deniz yetki alanları üzerinden Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu törpüleme çabasına dönüşmüş durumda. Lübnan’ın derin ekonomik krizi ise Tel Aviv’e bu tabloda manevra imkânı tanıyor. Lübnan, enerji keşfi ve uluslararası fonlara erişim arayışı nedeniyle yeni bir dış baskı eşiğine sürüklenmiş durumda.

Bu noktada Türkiye’nin rolü belirleyici. Aralık 2024'te Lübnan Başbakanı Necip Mikati’nin Ankara ziyaretinde İsrail'in saldırılarına ve ülkesinin içinde bulunduğu kriz dönemine ilişkin; "Lübnan belki de dünyada her anlamda çok kötü diyebileceğimiz bir kriz yaşadı ancak şunu öğrendik: Önce Allah'a daha sonra da Türkiye'ye güvenmemiz gerektiğini öğrendik. Yaşasın Türkiye ve Lübnan dostluğu." vurgusu, Türkiye’nin bölgesel istikrar üretme kapasitesinin Lübnan halkı nezdindeki karşılığını net biçimde ortaya koyuyor. Buna karşın, Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun’un Batı ve özellikle Fransa ile yakın ilişkileri, tarihsel olarak Fransa’nın eski manda döneminden kalan sömürge mirası ve nüfuz alanını da yansıtarak, Ankara’nın bölgesel stratejileriyle örtüşmeyen bir tablo oluşturabiliyor. Bu durum, İsrail–GKRY ekseninin Lübnan üzerinden sınırlı bir diplomatik ve enerji manevra alanı bulmasına zemin hazırlayabilir; ancak iç siyasi dengeler ve halk dinamikleri, bu alanın tamamen açık olmasını engelliyor.

Ancak hesaplanmayan bir risk, Lübnan iç dengelerinin hassasiyeti. Ekonomik çöküş ve güvenlik kırılganlığı halka dayalı bir patlamayı tetiklerse, Trablusşam’dan Beyrut’a uzanan toplumsal hareketlilik bölgeyi geri dönüşü olmayan bir kırılma noktasına sürükleyebilir. Lübnan’daki her iç sarsıntı, Suriye sınırından Akdeniz’e kadar geniş bir güvenlik boşluğu oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu boşluk, İsrail’in agresif politikalarını daha da cesaretlendirebilir.

Türkiye’nin bu tabloya verdiği cevap ise yalnızca söylemsel değil, kurumsal bir stratejinin yansımasıdır. Mavi Vatan doktrini çerçevesinde modernize edilen Türk Deniz Kuvvetleri, TCG Anadolu gibi çok rollü platformlara ve güçlü denizaltı caydırıcılığına sahip. Türkiye, bu denklemi yalnızca kendi kıyı güvenliği için değil, KKTC’nin hak ve çıkarlarını korumak üzere bir stratejik çapa olarak konumlandırıyor. KKTC, Doğu Akdeniz enerji aramalarının, deniz ticaret yollarının ve askerî deniz hatlarının merkezinde bulunuyor. Burada güvenlik, sadece askerî caydırıcılık ve deniz alanlarını kontrol etmekle sınırlı değil; uluslararası hukuk referanslı stratejik güvenlik, iki devletli çözüm perspektifi ve diplomatik dengeyi kapsıyor. Türkiye-KKTC hattı, İsrail ve GKRY’nin tek taraflı hamlelerine karşı fiilî ve hukuki caydırıcılık sağlayan temel eksen konumunda.

Bugün Doğu Akdeniz hattında;

İsrail’in askerî güvenliği enerji jeopolitiğiyle birleştiren, hukuk dışı genişlemeleri meşrulaştırmayı amaçlayan agresif güvenlik modeli; vekil aktörler ve deniz yetki alanı anlaşmaları üzerinden bölgeyi yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.

Türkiye ise uluslararası hukuka referans veren caydırıcı stratejisinde deniz yetki alanları, ekonomik koridorlar ve askerî caydırıcılık bir bütün olarak yürütülüyor. Türkiye, Libya’dan KKTC’ye uzanan geniş hattı Kıbrıs Türklerinin haklarını koruma ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güvenliğini sağlama prensibi çerçevesinde ulusal çıkar zinciri olarak görüyor ve bu zincirin kırılmasına izin vermiyor.

Bu tablo bize gösteriyor ki, Orta Doğu’nun yeni kırılma noktası ne yalnızca Gazze’dedir ne de yalnızca deniz haritalarında. Asıl kırılma, İsrail’in yayılmacı hamlelerine karşı Türkiye’nin kararlılığı ile Lübnan’daki toplumsal-siyasi gerilimlerin kesiştiği yerde oluşacaktır. Eğer Lübnan yeni enerji anlaşmaları ve dış baskılar nedeniyle iç dengelerini kaybederse, İsrail’in bölgesel alanı genişler; ancak Türkiye’nin diplomatik ve askerî caydırıcılığı bu genişlemeyi sınırlandıran tek gerçek güç olarak ortada durmaya devam eder.

Bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin iradesi hesaba katılmadan tek bir harita çizilemez. Bölgenin geleceği, Ankara’nın stratejik kararlılığı ile Levant’ın kırılgan gerçekliği arasındaki bu ince çizgide belirlenecek. Türkiye, hem askerî kapasitesi hem diplomatik ağı hem de KKTC ile kurduğu ortak kader bilinci sayesinde ne çevrelenebilir ne de oyun dışına itilebilir. İsrail’in bölgesel hesapları ise bu kararlı duruş tarafından sınırlanmaya mahkûmdur.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR