Kaydet
a- | +A

45 yıldır "sporun içinde, spor yazarı" olarak bulunuyorum!.

İlk defa "ümitsizliğe kapılmaya başladım!."

Sporumuz adına, futbolumuz adına, kulüplerimiz adına!.

Özellikle "büyük kulüplerimizde" ortaya çıkan bir sendromdan söz etmek istiyorum!.

"Ne oldum" sendromu!.

Ya "fırsat" zengini!.

Ya "baba" mirasçısı!..

Ya "aile" hovardası!.

Ya "karanlık odakların" taşeronu!..

Ya şu... Ya bu...

"Cepleri kalın" diye, yönetimlere giriyorlar!..

Sonra da başlıyor; "ne oldum sendromu!.."

Her gün kameralar önünde, spor yazarlarının karşısında "ağızlarına ve akıllarına geleni" söylüyorlar!.

"Nereye gittiğini, neye mâl olacağını", toplumda "nasıl tahribatlar yapabileceğini" düşünmeden!.

Hem rakipler için, hem de "kendi camialarında karşılarında olanlar için!."

"Camiayı toparlamak, birlik ve beraberliği temin etmek, karşılıklı sevgi ve saygının devamını sağlamak" gayreti içinde olmaları gereken, böyle bir sorumluluğu "görevlerinin gereği" yüklenmek zorunda olan "başkanlar" da, eskilerin "ishâl-i kelâm" dedikleri bu "garip gelişmeleri" seyredince, hatta zaman zaman "hoşlarına gittiği için" teşvik edince, iş iyice çığrından çıktı!..

Türkiye''nin en büyük kulüplerinden birini "dilencilikle eşleştirecek" kadar kendinden geçmişten tutun da, "kendi camiasına şantaj yapmaya kalkışanlara" kadar, ortalıkta "daha düne kadar adı sanı hiç duyulmamış", bugün bile "çok kişinin adını doğru dürüst hatırlayamadığı" insanlar "yönetici" diye dolaşıyor!

Medyamızın "anlı - şanlı yazar - çizer takımında" her ne hikmetse "çıt" yok!..

Her Allah''ın günü hakemlere "tribünlerden futbolculara, ailelerine edilen küfürler, size, eşinize, ailenize edilse maçı devam ettirir misiniz?" diye soran "ünlülerimiz", ne yazıktır ki, "böylesine çirkin görüntüler ve sözler için", birkaç satır yazmaya bile tenezzül etmiyorlar!..

Onlara sormak gerek:

"Bu densizliklere tepki koymak için, size mi ''dilenci'' denmesi gerekiyor ya da sportif şantajın size mi yapılması? Bu tahriklerin zaten barut fıçısına dönen futbolumuzu ne hale getireceğini görmüyor musunuz?



"Logo sorunu çözülmezse, Hırvat Boksiç''i transfer etmeyeceğiz. Brezilyalı Jardel''in transferini de tekrar düşüneceğiz. Herkesin bu karara uyması gerekir. Kıraç bilmediğimiz bir hırstan dolayı diğer kurumları araya sokarak oyalama taktiği güdüyor. Logonun devredilmemesi halinde 10 gün içinde yapmamız gereken şirketleşme, AIG ortaklığı ve transfer gibi olayları gerçekleştiremeyiz."

Galatasaray Genel Sekreteri Celal Gürcan söylüyor bu sözleri!..

Resmen ve alenen "Galatasaray''ın logosu üzerinde söz ve hak sahibi olan" 10''dan fazla kuruluşa ve bu arada "hangi hırstan kaynaklandığını çok iyi bildiğimiz" bir üslûpla da İnan Kıraç''a ve onun başında bulunduğu vakfa "siyasi - ekonomik - kulüpsel şantaj yapmaya" çalışıyor, Kıraç''ı taraftara "hedef gösteriyor!."

Adama sorarlar; "Transferi logoya bağlama yetkisini sana kim verdi?"

Galatasaray Genel Kurulu''nun verdiği "şirketleşme yetkisi" ile Galatasaray Divan Kurulu''nun "logo hakkındaki tavsiye kararı", hepsinin ayrı ayrı "hükm-î şahsiyeti olan" 10''dan fazla kuruluşu bağlar mı?

Onların da kendilerinin bağlı oldukları "genel kurulları, kurulları yok mu?"

Galatasaray gibi bir büyük kulübün "genel sekreterliği koltuğuna oturan" kişinin "engin" kültürüne bakınız!

Gidip, "iyi bir avukat olan" Divan Kurulu Başkanı''na "bazı şeyleri hiç olmazsa "konuşmadan önce" danışsa ya!.

Hazret, bakın daha neler diyor?

"Genel kurulun verdiği kararı başka kurullar tartışamaz. İşbirliği Kurulu''nun hiç bir yaptırımı yoktur."

Vay.. Vay.. Vay...

Peki, "senin ne yaptırımın var?"

"İşbirliği kurulunun hiç bir yaptırımı yoksa", neden haftalardır "Logoyu verin" diye tutturdunuz?

"Logo sizinmiş gibi" kullansanıza!.

İnsanın "ağzından çıkanı", başkalarından önce "kendi kulağı duymalı!."

Nitekim "genel sekreterden çok daha akıllı ve kurnaz olduğu" açıkça görülen "başkan" Faruk Süren ertesi günü "lâfı düzeltti!"

"Logo olayı, şirketleşe olayı olsa da, olmasa da, Jardel işi bitmiştir. Parayı başka yerden bulur veririz. Galatasaraylılar endişe etmesin!."

"Sportif - ekonomik - kulüpsel şantajın ters teptiğini" hemen görmüştü başkan ve geri adım atmakta da gecikmemişti!

Aslında, en az 2-3 yıldır, gerek Galatasaray Genel Kurulları''nda, gerek camiada "devamlı böylesine baskılar yapılıyor", ancak "kısa vadeli ve küçük başarılar kazanılıyor" ama meseleyi "kökten halledecek adıma Galatasaray camiası izin vermiyordu!"

Üst üste yapılan 10''a yakın olağan ve olağanüstü genel kurulun ortaya koyduğu gerçek buydu!

Camia, "Süren yönetimine güvenmiyordu!."

Genel kurullarda 3-500 ya da 8-900 oyluk "zaferler kazanan" Süren ve ekibinin "meseleyi kökten çözmesi için" yapacağı tek şey vardı; "Camianın güvenini kazanacak adımlar atmak ve parçalanan camiayı Galatasaraylı olmanın gerekleri etrafında toplamak! Kaybolan saygı ve sevgi çemberini yeniden yapılandırmak!. Camiaya gerçekleri ama daima gerçekleri söylemek!"

Bunu Süren yapabilir mi?

Bugüne geliş çizgisine bakarsak, zor!

Hem de çok zor!

"Dar" bir çevre dışında, "Galatasaray''ın tarihinde olan ve daima olacak olan insanları bile yok farzederek" Galatasaray''ı yöneteceğini zannetmek ve "Dediğim dedik" zihniyetinin zebûnu olmak, değil Süren yönetimine, Galatasaray''da hiç bir yönetime yarar sağlamamıştır ve sağlamayacaktır da!

Süren "küçük maddi ve manevi çıkarlar" sebebiyle etrafında fır dönen ve onu alkışlayanların çemberini kırmalı ve "camianın bütünüyle el ele, gönül gönüle vermenin yollarını arayıp, bulmalıdır!"

Logo meselesi de, stad meselesi de, şirketleşme de, transfer de bugün, olmazsa

yarın halledilir!

Ama "Galatasaray''ın, Galatasaraylılığın aldığı, alacağı yaralar derindir; çabuk iyileşmez!"

"Başkanlık", bunu görebilmek ve gereğini yapabilmektir!

Süren yapabilir mi?

Bu soruya "olumlu" cevap vermem güç!

Ama Galatasaray camiasına bir mesaj verebilirim:

"Durum vahim ama, ümitsiz değil!"

ÖNE ÇIKANLAR