Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Hakan Fidan’ın Moskova temaslarına dair notlar
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye’nin çözüm üretme kabiliyeti, savaşların ve krizlerin yoğunlaştığı günümüzde daha da görünür hâle geldi.

Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-İran gerilimi, İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, Afrika ve Orta Doğu’daki istikrarsızlıklar… Dünyanın karşı karşıya bulunduğu tüm bu kritik başlıklarda Türkiye’nin kapısı çalınıyor.

Ortaya çıkan bu tablo, Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği diplomatik kapasitenin ve çözüm odaklı yaklaşımının doğal bir sonucudur. Bu kapasitenin karşılığını ise özellikle üst düzey temaslarda daha net görmek mümkün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurt dışı ziyaretlerinde bunun birçok örneğine şahit oluyoruz. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyareti de Türkiye’nin ulaştığı diplomatik kapasiteye ve kabiliyete verilen önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Öncelikle şu hususun altını çizmek gerekir: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin başta olmak üzere Rusya’nın en üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirilen görüşmeler başlı başına önem taşımaktadır. Ancak daha dikkat çekici olan, bu isimlerin önemli bir bölümünün Bakan Fidan’ın bulunduğu mekâna gelerek görüşmeleri gerçekleştirmesidir. Bu durum, diplomatik teamüller açısından sık rastlanan bir tablo değildir...

Bakan Fidan’ın Moskova temaslarının gündeminde; enerjiden ticarete, savunmadan istihbarata, ekonomiden turizme, güvenlikten bölgesel stratejilere kadar hem Türkiye’nin hem de dünyanın gündemindeki temel başlıklar yer aldı.

Türkiye açısından Rusya ile ilişkiler yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerden ibaret değil. Ankara, Moskova ile hemen her alanda sürdürülebilir ve yönetilebilir bir ilişki modeli oluşturmayı hedefliyor.

Rusya-Ukrayna savaşının adil bir sonuca bağlanması, ticaret yollarının korunması ve üçüncü ülkelerin süreçten zarar görmemesi için Türkiye yoğun çaba harcıyor.

Bunun yanında; İran krizi, ABD ile İran arasında başlatılmaya çalışılan yeni diplomatik süreç, Gazze’de yaşanan insani trajedi, İsrail’in işgal politikaları, Güney Kafkasya’da kalıcı barışın tesisi, 3+3 Bölgesel İşbirliği Platformu’nun işlerlik kazanması ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki nihai barış süreci de Hakan Fidan’ın gündemindeki önemli başlıklar arasında yer alıyor.

Moskova’da dikkat çeken bir gerçeklik

Bakan Fidan’ın muhataplarıyla yaptığı görüşmelerden yansıyan en önemli hususlardan biri, Rus devlet mekanizmasının üst düzey isimleriyle kurduğu güven ilişkisi.

Dışişleri, içişleri, savunma ve istihbarat kurumlarının yöneticileri, enerji sektörü temsilcileri, Kremlin danışmanları ve Putin’in müzakere ekipleriyle yıllara dayanan bir çalışma zemini oluşmuş...

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin arasındaki ilişkiyi de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Rusların zihniyet dünyasında dostluk ve güvenilirlik önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle karşılıklı güvene dayanan ilişkiler, diplomatik süreçlerin ilerlemesinde kritik önem taşır.

Putin-Fidan görüşmesi ve Kazan’ın mesajı

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Rusya Devlet Başkanı Putin’in programına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşme dâhil edildi.

Görüşmenin adresi olarak Kazan’ın gösterilmesi ayrıca dikkat çekicidir. Zira Rusya’nın Tataristan’a verdiği önem biliniyor. Bu yönüyle Kazan, Türkiye ile Rusya arasında kurulan tarihî ve kültürel bağların sembol şehirlerinden biri, âdeta iki ülke arasındaki “altın köprü” olarak görülüyor.

Türk ekolü dış politika

Türkiye, en karmaşık ve çıkmaz görünen meselelerde dahi sonuç odaklı çözüm üretme kabiliyeti sergileyebiliyor.

ABD ile İran arasında son dönemde yaşanan gelişmelerde de Türkiye’nin katkısını göz ardı etmek mümkün değildir. Elbette Washington ve Tahran’ın karar alma süreçleri ve hızları zaman zaman birbirinden farklılık gösterebiliyor. Ancak tarafların doğrudan konuşabilmesine imkân sağlayan diplomatik zeminin oluşmasında Türkiye’nin katkısı açık şekilde görülüyor.

Konuşabilmek ve etkili konuşabilmek yalnızca bir hitabet meselesi değildir. Türkiye’nin diplomatik etkisini güçlendiren unsur, sahada oluşturduğu kapasite ve caydırıcılıktır.

Çünkü uluslararası ilişkilerde sizi dinlenir ve muhatap alınır kılan şey yalnızca söylemleriniz değil, aynı zamanda sahip olduğunuz güç ve kapasitedir.

Bu nedenle Türkiye’nin dış politikasını değerlendirirken “NATO’cu”, “Avrasyacı”, “Batıcı” gibi kalıplara sıkıştırmak hiç hoş olmayan arkaik yaklaşımlardır.

Türkiye bugün herkesle konuşabilen, tüm aktörlerle temas kurabilen ve millî çıkarları doğrultusunda Ankara merkezli bakış açısını koruyabilen kapasiteye sahiptir.

Dolayısıyla ABD ile görüşürken “Amerikancı”, Rusya ile temas kurarken “Avrasyacı” olunmuyor. Bu tür sınıflandırmalar çoğu zaman Türkiye’nin geliştirdiği yeni diplomatik yaklaşımı anlamakta yetersiz kalıyor.

Türkiye-Rusya ilişkilerine daha geniş bakmak

Türkiye-Rusya ilişkilerini değerlendirirken yalnızca Ankara-Moskova hattına odaklanmak yeterli değildir.

Kafkasya, Orta Asya olarak da ifade edilen Türkistan, Orta Doğu ve Afrika’daki gelişmeler de bu ilişkinin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle hem Türkiye hem de Rusya’nın siyasi liderliği, konuya daha geniş bir jeopolitik perspektiften bakmaktadır.

MGIMO’dan fahri doktora

Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGIMO), Rusya’nın en önemli diplomasi akademilerinden biridir.

Rus diplomatlarının, büyükelçilerinin ve dış politika uzmanlarının yetiştiği bu köklü kurum, geçtiğimiz yıl aldığı karar doğrultusunda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a fahri doktora ünvanı verilmesini kararlaştırmıştı. Bu ziyaret sırasında söz konusu ünvan kendisine takdim edildi...

Bu adım yalnızca akademik bir takdir değil, aynı zamanda Rus diplomasi çevrelerinin Hakan Fidan’a ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine duyduğu saygının da bir göstergesi olarak okunabilir.

İlişki ağları oluşturmak zaman ister, sabır ister ve kapasite ister. Diplomaside kalıcı sonuçlar günlük tartışmalarla değil, uzun yıllara yayılan stratejik akıl, sabır ve istikrarlı çabalarla ortaya çıkar... Bu nedenle Türkiye’nin attığı adımları değerlendirirken hamasetten uzak, stratejik ve bütüncül bir bakış açısıyla hareket etmek gerekir. Aksi takdirde ortaya çıkan tabloyu eksik okumak ve yanlış yorumlamak kaçınılmaz hâle gelir.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…