Zaman zaman yeni iş modellerini paylaşıyorum. Çünkü gerek yeni iş hayatına girecek gençlerden, gerek çalıştığı işten ayrılıp kendi işini yapmak isteyenlerden, gerekse kendi işini yapan ama hâlinden memnun olmayanlardan çok fazla mesaj geliyor.
Bugün size öyle bir iş modeli anlatacağım ki sektörünüzü değiştirmeniz bile gerekmeyecek. İştigal alanınız her neyse o alanda kalarak işinizi büyütebileceksiniz.
Bir komedyenin gösterisinde bir kesit vardı. Film çektikleri sırada tuvalet sorunu yaşanıyormuş. Tuvalet konteynerinde çok sıra oluyormuş. İnternetten mobil bir tuvalet aracı sipariş etmişler.
Kapıya jilet gibi bir otobüs yanaşmış. İçinden çok şık giyimli bir baba oğul inmiş. Kapıları açmışlar. Otobüsün önüne iki şezlong koymuşlar. Baba-oğul güneş gözlüklerini takıp şezlonga uzanmışlar. Otobüsün içi dışı tertemiz, pırıl pırıl.
Bu otobüs hikâyesini dinlediğimden beri hiç unutmadım.
Fiyat rekabetinin zirve yaptığı, 10 lira indirim için insanların ve firmaların başka satıcılara gittiği bir dönemde para kazanmak gerçekten çok zor.
Ama bir yolu var
İş modelinde inovasyon. Her zaman kullandığım çok güzel bir söz var. Bir işi yapıp para kazanamıyorsan ya yanlış iş yapıyorsundur ya da o işi yanlış yapıyorsundur. Enfes bir söz.
İyi bildiğiniz bir sektördeyseniz, o sektöre çok hâkimseniz, o sektörde biliniyorsanız öncelikli tavsiyem o sektör -eğer ölmüyorsa, bitmiyorsa- ayrılmamanızdır. Çünkü bir sektörü bilmek ve o sektörde bilinmek o işi iyi yapmak için görünmez ön şart.
Eğer sektörden sıkıldıysanız, bıktıysanız ve yeni bir iş, meslek öğrenmek istiyorsanız buna diyeceğim yok. Ama her sektörde bozuk insanlar, işini kötü yapanlar, mesleğin adını lekeleyenler var. Mükemmel sektör yok, bunu da bilerek bu kararı alın.
Evet, gelelim bu “bir yolu var” konusuna.
İşinizi yapan diğer esnaflara, tüccarlara iyi bakın. Nasıl yapıyorlar.
Genellikle o sektöre giren yeni oyuncular mevcut oyuncuların, hatta o işin en büyüğü olanların o işi nasıl yaptığına bakarlar. Yüzde kaç kâr marjıyla yapıyorlar. Kaç kişiyle yapıyorlar. Hatta nerede, hangi bölgede konuşlanmış olduklarına bile bakarlar.
Oysa sektörü bugüne getirenler birçok kararı o günün şartlarında çok düşünmeden vermişlerdir.
Başka yerde yap
Bizden ayrılıp yine el terminali ve barkod sektöründe iş kurmayı düşünen bir eski çalışanıma demiştim ki “İstanbul’da kurma, git bu işi Diyarbakır’da kur. Oradakiler de çoğunlukla İstanbul’dan, Ankara’dan alıyor. İstanbul’da bu işi öğrenip de Diyarbakır’da yapan kimse yok. Hatta Diyarbakır ve bölgesinde bu işin uzmanı firma da yok, olanlar bayilik yapıyor, İstanbul’dan alıp oralara satıyor. Uzman değiller.”
Elbetteki tüm diğer eski çalışanlar gibi bizimki de dinlemedi ve İstanbul’daki 101. şirketi kurdu.
Aynı işi, farklı bir yerde yapabilirsiniz. Bu işinizde lokasyon bazlı bir inovasyon olur.
Göze hitap et
Birkaç yıl öncesine kadar gittiğimiz eczaneleri düşünün. Sıradan, soluk beyaz eczaneler. Amaç ilaca ulaşmaktı ve bu amacı karşılıyordu.
Ama yenilenen ya da yeni açılan eczanelerde bambaşka bir atmosfere giriyorsunuz. Aynalı, moda renklerle döşeli, şık, oturma alanlarının olduğu, ilaç dışında kozmetik ürünler, takviyeler, sporcu sağlık ürünleri ve bir de o şıklığa markasını konumlandırmak isteyen prestijli markaların stantları.
Yerlerini değiştir
Bizim şirkette müşteri ofise girdiği anda dört önemli alanın tam ortasında kalıyor. Satış ve yönetim (benim olduğum alan), teknik servis, depo ve YouTube stüdyosu. Bizi zaten çoğunlukla YouTube’da izleyip geliyorlar. Kafalarını sağa çevirdiklerinde izledikleri Youtube videosunun çekildiği yer, karşılarına baktıklarında YouTube’da ürünü anlatan o kişi, yani ben. Sola döndüklerinde teknik servis ve depo.
Teknik servis ama bu başka türlüsü. Kapalı kapılar ardında olup da küçücük bir pencereden müşteriye ürününü uzatan servislerden değil. Tamamen duvarsız bir teknik servis. Cihazınızı veriyorsunuz ve tamir edilirken izliyorsunuz çayınızı içerek. Uzman arkadaşımız hem cihazı onarıyor hem de dikkat etmeleri gereken kritik konularla ilgili müşteriyi bilgilendiriyor. “Şu parçaları arada sırada temiz bir bezle silerseniz çok daha uzun ömürlü gider” cümlesi müşteriye çok iyi geliyor. Bir de maalesef teknik servislerde cihazdaki parçaları bozuklarıyla değiştirme, yapmadan yaptık deme, alıp haftalarca alıkoyma gibi tuhaflıkların olduğu bir yerde müşteriye ilaç gibi geliyor.
Özel diyalog geliştir
Bazen müşterilere -gençlerse- “Çay içer misiniz?” diye soruyorum. “İçerim” diyor. Ben de bakıyorum herkes çok meşgul ve en müsait kişi o misafir genç. “Mutfak şurada, kendine de bana da bir çay alıver” dediğimde unutulmaz bir diyalog oluyor aramızda. Kendisini bu şirketin bir parçası gibi hissediyor.
Daha dün, büyük bir market zincirinin Bilgi İşlem Müdürü gelmişti ofisimize. Sohbet ettik, yeni ürünlerini teslim ettik, arızalı cihazlarını servisimize aldık, tam gidecekleri sırada. “Sizin o tarafta bir müşteriye ürün bırakacaktık, sizin yolunuzun üstü, siz bırakır mısınız?” diye sordum.
Naim abi sağ olsun, “Ne demek Ömer’ciğim” dedi ve aldı cihazı götürdü.
Aralarında nasıl bir diyalog geçti bilmiyorum. “Bunu Ömer Bey gönderdi, biz de başka bir müşterileriyiz, size bırakmamızı istedi” mi dedi yoksa “Desnet’ten geliyorum” mu dedi, bilemiyorum.
Bu arada bu anlattıklarımın hiçbiri taktik değil, hepsi içten gelen, doğaçlama, samimi diyaloglar. Herkese elbette söylenmez. Ama farklı iletişimler özel bağlar kurar.
Ve en önemlisi. O işi kimsenin yapmadığı kadar özenerek, kimsenin yapmadığı kadar severek yapın. Tuvalet otobüsün sahipleri gibi. Dünyada en önemli iş sizin işinizmiş, o işi en iyi yapan da sizmişsiniz gibi. Kendinize ve işinize müthiş saygı duyarak.
Sağlıcakla kalınız.

