Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bir kahvaltıdan fazlası
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bu hafta bir kahvaltı programına davetliydim. Karavan isminde bir e-Ticaret ve e-İhracat platformunun, lansman öncesinde paydaşlarıyla buluştuğu bir programdı. Takvimimde sıradan bir etkinlik gibi görünüyordu; ancak masaya oturduğumda bunun bir kahvaltıdan çok daha fazlası olduğunu fark ettim.

Bazı toplantılar vardır; konuşulanlardan çok, orada kimlerin bir araya geldiği size bir şey anlatır. Bu buluşma da tam olarak öyleydi.

Ultracommerce nedir, neyi hedefler?

Bölgenin ilk ultracommerce dijital ticaret platformu olarak faaliyete geçmeye hazırlanan oluşum; yalnızca bir pazar yeri olmanın ötesinde, Türk dünyası arasında dijital ticari bir omurga kurmayı hedefliyor.

Bu hedef doğrultusunda;
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT),
Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (TCCI),
Türk Devletleri Lojistik Merkezleri ve Kargo Taşıyıcıları İttifakı gibi, Türk devletleri arasında kurumsal birlikteliği temsil eden yapılarla stratejik ortaklıklar kurmuş durumdalar.

Ama mesele yalnızca ticaret değil. Asıl mesele; Türk devletlerinin birbirinden alışveriş yapmasını “mümkün” kılmanın ötesinde, bunu doğal ve sürdürülebilir hâle getirmek.

Bu işin mutfağındaki isim: Ali Aygün

Platformun CEO Ali Aygün, 20 yıldan fazla süredir tanıdığım, Türkiye’de e-Ticaret’in taşlarını tek tek döşemiş, bu alanın gerçek emekçilerinden biridir. Bugün geriye dönüp baktığımızda “normal” kabul ettiğimiz pek çok e-Ticaret pratiğinin arkasında, onun ve onun gibilerin görünmeyen emeği vardır.

Onun davetiyle katıldığım bu kahvaltıda karşılaştığım tablo, projenin teknik tarafı kadar sosyolojik ve stratejik boyutunun da güçlü olduğunu gösteriyordu.

Masadaki fotoğraf, geleceğin haritasıydı

Masanın bir yanında Türkmenistan’dan bir yetkili, bir yanında Azerbaycan’dan bir yetkili, bir yanında İslam ülkeleri adına bir temsilci…

Masanın başında ise Ahıska Türkü, Karavan Yönetim Kurulu Başkanı İslam Shakhbandarov vardı. Masanın kalanında ise Türkiye’den e-Ticaret ekosisteminin temsilcileri.

Bu sadece bir protokol düzeni değildi. Bu masa, Türk dünyasının dijital geleceğine dair sessiz bir fotoğraf gibiydi.

Güzel niyet yetmez, cesaret gerekir

Projenin amaçları gerçekten çok kıymetli. İnşallah başarıya ulaşırlar. Ancak bazı anlar vardır; susarsanız içinizde kalır. O gün, söz alıp konuşma isteği bedenime dolunca kendime engel olmak istemedim.

Mikrofonu aldım ve orada bulunan herkes adına, müsaadelerini alarak konuşmaya başladım.

“Su akar, Türk bakar” öğretisi

Yıllarca bize şu telkin edildi:
“Su akar, Türk bakar.”

Bu bir cümle değildi; bir bilinçaltı koduydu. Ne gelişme olursa olsun, biz o gelişmenin ancak figüranı olurduk. Oyunun kurucusu değil, seyircisi olmaya alıştırıldık.

Kabul edelim; bu sadece dışarıdan dayatılan bir algı değil, zamanla içselleştirdiğimiz bir ezberdi.

Bir neslin hafızası: Türkçe yoktu

Ben Türkiye’de bilgisayarı ve interneti ilk kullanan şanslı çocuklardan biriydim. Babam bu işi yaptığı için teknolojinin mutfağına erkenden girdim.

Ama o yıllarda bir gerçek hiç değişmedi:
Yazılımlarda Türkçe yoktu.
İnternet sitelerinde Türkiye yoktu.
Oyunlarda biz yoktuk.

Yeni bir program çıktığında heyecanla bakardım:
“Bizi düşünmüşler mi?” diye.
Affınıza sığınarak söylüyorum;
“Adam yerine koymuşlar mı?” diye bakardım.

Çoğu zaman cevap hayal kırıklığıydı.

Ekranlarda olan vardı, olmayan bizdik

Bu durum sadece teknolojide değildi. Yıllarca hepimizin izlediği devlet televizyonumuzun dizilerinde;
Ramazan ayı gelmezdi, ezan okunmazdı, Cuma namazı olmazdı. Ama her bölümde mutlaka içki olurdu. Hem millî, hem manevî değerler noktasında sistematik bir yok sayılma hâli yaşadık. Görünmeyen ama hissedilen bir dışlanmışlık…

O masada değişen bir şey vardı

İşte tam da bu yüzden, o kahvaltıda gördüğüm manzara beni derinden etkiledi.

Ahıska Türkü bir soydaşım konuşuyor, sözü Azerbaycanlı gardaşıma veriyor, o sözü Kazakistanlı misafire uzatıyor, oradan Türkmenistan’a gidiyor…

Bu bir konuşma sırası değildi. Bu, parçalanmış bir coğrafyanın yeniden konuşmaya başlamasıydı.

Artık suyun yönünü biz belirleyeceğiz

Orada şunu söyledim:

Artık su akıp Türk bakmayacak.
Mademki bu masa etrafında toplandınız…
Mademki zihninizdeki sınırları paramparça ettiniz…
Mademki soydaşınızı, dindaşınızı kendinize yoldaş ettiniz…

Bundan sonra yollar açıktır.

Artık suyun ne yöne akacağına Türkler karar verecek.
Ve bu sürecin liderliğini de Türkiye yapacaktır.

Başarı paylaşılmadan büyümez

Şunu açıkça söylemek gerekir:
Birbirimizin şirketini kendi şirketimiz gibi görmeden, birbirimizin başarısıyla gururlanmadan bu iş olmaz.

Bu, sadece bir ticaret meselesi değil; bu bir medeniyet ölçeği meselesidir.

Son söz: Ölçek ekonomisi bir zihniyet işidir

Platform başarılı olur ya da olmaz; bunu yalnızca Rabbim bilir. Ama artık şundan eminim:

Hiçbir Türk genci bir projeye başlarken sadece kendi şehrini, kendi ülkesini düşünmeyecek. Yüzünü; bütün Türk dünyasına, bütün Müslüman ülkelere, Türk ve Müslümanların yaşadığı tüm coğrafyalara çevirecek.

İşte o zaman gerçek ölçek ekonomisini yakalayacağız.
ABD’yi de, AB’yi de ancak bu şekilde yakalayacağız.

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR