Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Ramazanda restoranlarda iftar konusu: Kim haklı?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Mübarek ramazan ayına bir kez daha eriştik. Bir öncekinde hayatta olup bu ramazan ayına erişemeyenlere Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum. Bir sonraki ramazan ayına da huzurla, ağız tadıyla, afiyetle erişebilmek dileğiyle.

Her ramazan ayında bu mübarek ayın da önüne geçen hadiseler var. Biri restoranlardaki iftar menü fiyatları.

Akşam yemeğinde dolapta bir şey yoksa bile bir menemen, bir yumurta kırmak, bir peynir domates bile bir akşam yemeği sayılabilir. Ama kapitalizmin de etkisiyle gözümüzde, zihin dünyamızda kurulan iftar sofraları tatlısıyla, hurmasıyla, böreğiyle, ana yemeği, ara yemeğiyle canlanıyor. Bir çorba, bir ana yemek, bir salatadan oluşan bir menü bile zayıf bir iftar sofrası oluyor zihinde. Bu açıdan bakıldığında misafir ağırlayan evlerin ya da iftar menüsü çıkaran restoranların göze hitap eden, bol çeşitli sofralar kurmaları anlaşılabilir bir durum.

Ancak ramazan aylarında imkânı olmayan aileler için de yokluk, yoksulluk çok daha fazla göze batıyor. Her gün pazara gittiğinizde fiyat değişimleri gözünüze çok çarpmaz. Ama yılda bir aldığınız bir şeyde bir yıllık enflasyon değişimi gözünüze değil tüm bedeninize çarpar. “Geçen yıl kişi başı şu kadara iftara gitmiştik, şimdi şu kadar katına çıkmış” kıyaslamasını yapmak daha kolaydır. O yüzden iftar menüsü üzerinden bir enflasyon değerlendirmesi yapılması, kurulan mükellef sofralara özenmesi, hatta sitem edilmesi de çok doğal.

Konuya iki açıdan bakmak mümkün.

Maddi gücü olmayan vatandaş haklı

Sosyal medyada, kaydırılan videolarda, televizyonlarda o mükellef sofraları gören aileler hâliyle dört kişilik bir aile için iftara 10 bin lira veremiyor. Adamın eşinin aklı, çocuklarının da gözü kalınca adamcağız da çaresiz kalıp isyanı basıyor.

Ben bir şirket sahibi olarak açık söyleyeyim o paraları ben de vermiyorum son 5-6 ramazan ayında. Yani mesele sadece geliri düşük aileler meselesi değil. Akıl, mantık meselesi.

Gariban vatandaş zaten istese de veremiyor, orta direk kendini çok zorlasa verecek, ama o kadar zorlandığına değer mi? Geliri iyi olan da eğer emeğiyle, bileğiyle kazanıyorsa “ne gerek var” diyor.

Restorancılar da haklı

Aralarında en fırsatçı gördüklerinizin bile haklılık payı var. Neden diyeceksiniz. Adam Topkapı Sarayı’nın içinde bir restoran işletiyor. Dünyada bir tane Türkiye, Türkiye’de bir tane İstanbul, İstanbul’da bir tane Topkapı Sarayı, onun içinde de bir tane restoran var. Adamın oraya ödediği kira akla ziyan, orada bir iftar yemeği yeme deneyiminin bedeli oradaki yemeğin maliyetiyle hesaplanmıyor.

Bir muhitte tek bir lokanta vardır, insanlar oraya mecburdur, mahkûmdur, orada fiyat belirlenirken devlet bile müdahil olabilir. Orada serbest piyasa değil monopol piyasa söz konusudur.

Türkiye artık turistik bir ülke. Sadece yazları değil dört mevsim 365 gün turist var, yurt dışından gelen iş insanları var, sık sık Türkiye’ye gelip gezip dolaşıp alışveriş yapanlar var…

Ya da düşünün ki bizim el terminallerini, barkod yazıcılarını sattığımız yabancı markalar var. Onların bir görevi de iş ortaklarını hoş etmek. Adam Amerikalı, İtalyan ya da Çinli. Türkiye ofisine de bir bütçe vermiş. Diyor ki Ömer’i ve ekibini iftara davet et. Zaten bana ısmarladığı iftarın parasının katbekat fazlasını benden çıkarmış. Bu yaptığı bir jest. O jestin değeri de “Nasıl bir yere iftara götürmüşler” ile ölçülüyor. Şimdi bu Amerikan şirketinin parası gelip de bizim Gaziantepli, Şanlıurfalı restorancı esnafımıza kalıyor. Not: Böyle iftarlara da eğer lüks ise (örneğin 5 yıldızlı otel iftarları) ben şahsen prensip olarak katılmıyorum. Ama arkasındaki mantık bu.

Bir de restorancıları çok iyi tanıyan biri olarak şunu da ekleyeyim. Restoranların boy gösterdiği, aralarındaki tatlı rekabetin yarıştığı bir unsurdur bu iftar menüsü fiyatı. Kendi statüsündeki bir restoran 2.000 TL dediyse iftar menüsüne, o esnaf 1.000 TL diyemez. Derse ikisini de bilen müşteri 2.000 TL’lik restoranın daha iyi, daha kaliteli olduğu algısına kapılır. Hatta eski tüfek restorancılar rakipleri iftar menüsü fiyatını açıklamadan kendileri açıklamaz. Onların da bir 100 TL üstüne fiyatlama yapar, daha sonra da o fiyatın içini dolduracak bir sofra kurmaya çalışır. Marka algısı meselesi.

Diyelim ki sofrayı 2.000 liraya kurdu ama masada 1.000 liralık bile yemek yok. O zaman da sinek avlar. İşte orada serbest piyasa işler. Müşteri de biraz bilinçli olacak, nereye gittiğini, ne aldığını bilecek.

Bazı ünlü restorancılar sofra fotoğrafıyla eleştiriliyor. Siz camekânını çok süslediği, ayakkabıları camekânına çok doldurduğu için eleştirilen ayakkabı mağazası gördünüz mü? O fotoğraf da restorancının camekânı. Sonuçta siz ramazan ayı dışında restorana gidip aynı o sofrayı kurmasını isteseniz ve parası neyse de çıkarıp verseniz oradaki garson size “yok bu sofrayı kuramayız, israf!” mı diyecek?

İsraf ise konu, vatandaş parasını israf edip etmeyeceğine kendi karar verecek. İsraf varsa tüketicinin israfıdır. Restorancıya düşen ise önce israf edilmeyecek, maksimum derecede tüketilecek sağlıklı yemekler yapmak, israf edilen miktarın da el değmemiş kısmını sokakta kalan evsizlere, dokunulmuş olanları da barınaklara göndermek, en sona kalanı da sıfır atık kapsamında kompost işlemine sokmak.

Bazen bazı şeyleri karıştırıyoruz. Kimi döveceğimizi şaşırıyoruz. Çok zam yapan marketin kasiyerine bağırıp çağırmak gibi.

Normalde 15 saat çalışan bir restoran ramazanda 2 saat aktif çalışıyor. Ve bir restoranda âdeta bir fabrika gibi yeri geliyor yüz kişi çalışıyor. O kadar insanın evinde, çocuğuyla olmayıp orucunu bile açmadan aynı anda yüzlerce kişiye sıcak çorba, sıcak yemek servis etmesinin değerini iftar menüsünde hiç görmüyoruz ama var.

Özetle, bizim çok şikâyetçi olup sürekli dövdüğümüz restorancı da hâlinden çok mutlu değil. Ama o fotoğrafı koyup müşterisini de çekmek zorunda.

Ama hepimiz için en temel kural elbette ki Rabbimizin buyruğu. Araf Suresi 31. ayet-i kerimede mealen buyurduğu gibi: “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allahü teala israf edenleri sevmez.”

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...