Kaydet
a- | +A

Mardin, Adıyaman, Bitlis, Şanlıurfa, Batman, Samsun, İstanbul, İzmir, Antalya... Türkiye''yi tamamlayan illeri saymak değil niyetim... Doğudan batıya bir kültür haritası çizildiğinde ilk akla gelebilecek şehirlerin isimleri bunlar. Bütün kentlerimiz önemli ve bütün kentlerimizdeki kültürel miras ülkemizi ayakta tutuyor. Son yıllarda artan "tarihî hassasiyet"i anlamaya çalışıyorum. Yıllardır Hasankeyf üzerine yoğunlaşan tartışmaların Zeugma Antik Kenti ile doruğa çıkmış olması, bu konuda uluslararası kamuoyunun devreye girmesi, medyanın konuyu sahiplenmesi gibi etkenlerle tarih, günlük tartışmaların içine girmiş oldu.

Zeugma Girişimi Baraj yapımı dolayısıyla sular altında kalması söz konusu olan Zeugma için devlet, özel kurum ve kuruluşlar ile medya mensuplarının ortaklığında oluşturulan Zeugma Girişimi de işin önemini ortaya koyuyor. Birkaç gündür Türkiye gündeminden çıkan bu tarihi kent, en son olarak Silicon Vadisi''nin efsane şirketlerinden Hewlett-Packard''ın ikinci kuşak sahibi David Packard''ın 5 ila 10 milyon dolar arasında yardım yapacağı haberiyle yeniden tartışılmaya başlandı. Bu tür projelere imza atan şirketin, 5 milyon dolarlık yardımı GAP İdaresi''ne ulaştırdığı da belirtiliyor. Zeugma''da 200 kadar Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyan arkeoloğun çalışmalarını koordine eden Oxford Arkeoloji Grubu''nun başındaki Rob Eary, daha çok paraya ihtiyaç duyduklarını çünkü eserlerin yüzde 70''ni barındıran C Bölümü''ne ulaşamadıklarını söylüyor.

Envanter şart! Sular yükseliyor ama bir yandan da tarihi eserler kurtarılmaya çalışılıyor. Türkiye''nin en önemli kültür varlıklarından olan Gaziantep''in Nizip ilçesi sınırlarındaki Zeugma çok şanslı... Batman''daki Hasankeyf de (buradaki kazı çalışmaları ise Prof.Dr. Oluş Arık başkanlığındaki bir ekiple yürütülüyor)... Her ne kadar, iki önemli medeniyet alanındaki çalışmalar planlandığı gibi yürümese de, ilgilerin bu bölgelere yönelmesini sağlıyor... Ama Türkiye sadece Hasankeyf ve Zeugma''dan ibaret değil... Yıllardır ilgi bekleyen Sümela gibi, Simenit Gölü''nün taşmasıyla büyük bir tehdit altında bulunan Çarşamba-Ünye arasında kurulu Amazon kenti gibi Anadolu coğrafyası üzerinde değişik medeniyetlerin izlerini taşıyan yüzlerce arkeolojik noktanın da en azından sağlıklı envanterinin çıkarılması gerekiyor.

Darısı diğerlerine Kültür Bakanlığı ve birlikte hareket edeceği diğer kurumlar, tarihî mirasları daha çok ciddiye alarak, en azından yıllık bütçesinde araştırma projelerine yatırım yapmalıdır. Zeugma önemlidir... Hasankeyf önemlidir... Ama Amazon veya Sümela da... Konya veya Kayseri de... İshakpaşa Sarayı veya Çifte Minare de... Bu eserler de en az onlar kadar önemlidir...

ARKA KAPAK: Hüzünlü mısralar Dilâver Cebeci... Nâm-ı diğer, Seyyah-ı Fâkir Evliyâ Çelebi... Yaklaşık iki yıldır hastalığın pençesinde boğuşuyor ama bu arada şiiri, yazıyı da ihmal etmemeye gayret gösteriyor. Elinden geldiğince oku(tu)yor, yaz(dır)ıyor. Gürül gürül gelen şiirleri ile zevkimize önemli katkılar sağlayan Cebeci''nin şiirinin üç kanaldan beslendiğini söylüyordu Mustafa Miyasoğlu... Halk, divan ve yenilik dönemi... Türkçe''yi, geçmişten gelen kural ve terkipleriyle çok iyi özümseyen şair, Necip Fazıl Kısakürek ve Arif Nihat Asya ile akraba olan söyleyişi ile kanatlandırıyor okuyucusunu. Alperen ve yiğit mısralar onun kaleminde daha bir anlam kazanıyor.

''Türkiyem'' şairi "Türkiyem" şiiri, beste olarak kazındı gönüllere; "Kandahar Dağları''nda Sabah Namazı" ise kendi sesiyle vurdu herkesi... Hele "Sitâre"si, Türk şiirinin en güzel mısralarını barındırıyor bütününde: "Nerden çıktın böyle karşıma Sitâre/ Efsaneler dökülüyor gülüşlerinden/ Kirpiklerin yüreğime batıyor/ Telaşlı bir kalabalığın ortasında/ Ayaküstü konuşuyoruz.../ Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum/ Gözlerin mi daha sıcak gülüyor/ Yoksa dudakların mı anlıyamıyorum..." Onun şiirinde sadece lirizm yok, kahramanlık, cihangirlik de en üst seviyede. Seyyâh-ı Fâkir Evliyâ Çelebi olarak farklı bir mizahın peşinde koşan Dilâver Cebeci, hikaye ve araştırmalarıyla da tanınıyor ama bütün her şeyin merkezine şiirini oturtuyor. Şairimizin, Burak Yayınları arasından çıkan "Asra Yemin Olsun ki..." kitabı da orijinal ve yerli bir söyleyişin izlerini taşıyor. (Asra Yemin Olsun ki, Dilâver Cebeci, Burak Yay., 0 212 527 05 77)

EZBER: Zaman masalı Susadım diye içtim zamanı Bindim bir huzmeye geçtim zamanı Dilime verildi sözden anahtar Yanaştım onunla açtım zamanı Dediler ki "vakit kılıçtır keser" Davranıp ortadan biçtim zamanı Sonra ellerimde oldu bir tesbih Koparıp etrafa saçtım zamanı Silkinip dönüştü bir gök küreye Sardım kollarımla koçtum zamanı Kırkbin yılda kırkbin belde dolaştım Nihayet arkadaş seçtim zamanı Susadım diye içtim zamanı Bindim bir huzmeye geçtim zamanı

Dilâver Cebeci - (Asra Yemin Olsun ki''den...)

YORDAM: Klasik Türk edebiyatı, çok iyi bir şekilde incelenebilir, asıllarına uygun şekilde hazırlanabilirse, bu eserlerin şâirleri, yazarları hakkında doyurucu bilgi verilebilirse, bu edebiyatın dünya çapında bir edebiyat vasfına hâiz olduğunu görmek mümkün olur. Prof.Dr. Abdülkadir Karahan

PORTRE: Hocalar, hocasız!... O''nu, sekiz yıl önce tanımıştım. Vefat ettiğinde yanında olamadım, cenazesine de katılamadım ama içimde bir ukde olarak kalan ciddi portrelerden birini onun için kaleme aldım. Eğitim Bilim Dergisi''nin ağustos sayısında yayımlanan bu biyografi denemesinde, Prof.Dr. Abdülkadir Karahan''ın bilimadamlığı, Türk edebiyatına kazandırdığı muhteşem eserler ve kişiliği üzerinde durmuştum. Hocamız, edebiyatla ilgilenen herkesi kendisine talebe bilirdi ve her karşılaştığı "talebesi"ni de Fuzuli''den imtihan ederdi. "Fuzuli-Hayatı, Muhiti ve Eserleri" isimli kitabıyla doktor olan ve Batı literatürüne de giren Karahan, onlarca önemli çalışmaya da imza atmıştı. Yüzlerce makale ile eski ve yeni Türk edebiyatına katkılar sağlayan Karahan''ın, Tasvir, Sabah, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Güneş ve Türkiye Gazetesi''nde birçok yazısı da yayımlandı. Yaklaşık bir asırlık ömründe yüzlerce hocanın yetişmesine vesile olan hocaların hocası Prof.Dr. Abdülkadir Karahan, eski Türk edebiyatının duayeniydi. Türkiye, Karahanlar''ı kolay yetiştiremiyor. Ama bir şansımız var: Prof.Dr. Orhan Okay, Prof.Dr. Birol Emil, Prof.Dr. İnci Enginün, Prof.Dr. Zeynep Kerman gibi değerlerimiz hâlâ yaşıyor. Onlara bari sahip çıkalım...