Kaydet
a- | +A

Ne garip bir ülkede yaşar hale geldiğimizin farkında mısınız? Değer yargılarını popülaritenin emrine vermiş insanlarımızın tayin ettiği gündemlerle hayatımızı yönlendiriyoruz. Bir yanda yokluğun ve yoksulluğun mengene misali sıktığı aç midelerin isyanı, öte yanda doymaz bir iştihayla gece kulüplerine, barlara, lokantalara saldıran insanlar... Bütün amacı, en yakın zamanda zengin olup "adam" sınıfına girmek olan insanımızın zavallılığı dehşetle irkiltiyor düşünen beyinleri. Aşktan, edebiyattan, sanattan ve kendi benliğini tarif etmekten/yaşamaktan mahrum bir sürü insanın her gün yeni şeyler elde etmek için doluştuğu sokaklar, devinen ve devindikçe minare şerefesinden çukura doğru koşuşturan kafalara hammallık yapıyor.

Kültür ne demek? Dünyanın en iyi şairini, hikâyecisini, müzisyenini, romancısını yetiştirmiş olmak o kadar önemli değil artık. Şiir kitabınızın kaç basıp sattığı da kimseyi ilgilendirmiyor. Varsın romanınız birkaç yabancı dile tercüme edilsin. Bütün bunların hiçbiri sizin için övünç kaynağı olamaz. Uluslararası bir futbol karşılaşmasında tesadüfen bir gol attıysanız, hayatınızın en büyük gölünü de atmış olursunuz. Menecerleriniz fiyatınıza fiyat katar, yabancı kulüpler peşinizden koşar, rüyanızda görmeye bile cesaret edemeyeceğiniz kadar çok dolarınız olur, ülkenizin en ünlü mankenleri sizin için yanıp tutuşur... Kültür-irfan sohbetlerine gerek kalmaz ülkenizde. Çünkü televizyon ekranlarında "sanatçı" mankenlerin sunduğu absürd, uçuk ve saçmasapan "talk-show"lar kültür programı olarak takdim edilir uyuşmuş beyinlere. İlim adamları, başınız sıkıştığında kapısını çalacağınız birer kurtarıcıdır adeta. Fikirlerini alırsınız, kullanırsınız, bu fikirlerlerden para kazanırsınız; düşünceleriyle bir noktaya geldiğiniz ustalarınızı, alimlerinizi yokluğa ve yalnızlığa iterseniz.

Gülşendeki güller Aşık olamazsanız; çünkü, aşkı plastik değerlere tercih etmişsinizdir. Kalbinizin bir ilkbahar yaprağı gibi titremesini hissedemez, sokaklardaki insanlara sadece "sürü" gözüyle bakarsınız. Bu yüzden, bir tarafınız hep eksik kalmıştır. Eksik kalmıştır çünkü, şiir yazmamış veya okumamışsınızdır. Gülşendeki gülün dikeni tırmalamış gibidir beyninizi, kurtulamazsınız. Gül yapraklarının kokusuna değişirsiniz ruhsuz banknotları, makamları, mevkiileri... Etrafınızdaki gülşenlerin orkide, zambak, lale ve karanfilleri ruhunuza tebelleş olmuş kaoslara yeni düşmüştür. "Evrensel değer yargıları" nutkuyla karşınıza geçen misyonerlerin, aslında sizin mahalli motiflerinizi, yerli ve milli duygularınızı ortadan kaldırmak için görevli olduklarına inanmazsınız. Girmek istediğiniz kulüplerin, cemiyet veya toplulukların, sizinle aynı şeyleri düşündüğüne, aynı sonuçları paylaştığına inanırsınız ve fakat yanılırsınız. Dünyanın hiçbir yerinde, sizin ülkenizdeki kadar kendi benliğini, zenginliğini ve geleneğini evrensel mesajlar uğruna peşkeş çeken başka bir millet göremezsiniz. Televizyon, radyo, gazete ve dergilerinde de böylesine garip bir durumla karşılaşmazsınız. Kültür adamı olmanız size hiçbir artı değer yüklemez bu toplumda. Manav, bakkal, kasap, züccaciye, sarraf, işportacı olmak kadar onurlu bir iş bile değildir.

İdeallere ne oldu? "İdealleriniz sizin olsun; rantınız kadar konuşun" diye bas-bas bağıran bir iktisadî düzenek içinde varolma kavgası veren herhangi biri olur çıkarsınız. Kitapların arasında kendinden geçen insanların kurduğu bir medeniyetten, kütüphanelerinin rafları örümcek ağı bağlayan bir topluma geçtiğimizi kabul etmek zorundasınız. Yoksa, çukurdan minarenin alemine değil; aleminde oturduğumuzu zannettiğimiz minarenin çukuruna düşmekten kurtulamayız.

ARKA KAPAK Kederli öyküler Genç kuşağın öykü yazarlarından Ayfer Tunç''un "Aziz Bey Hadisesi" adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları''nın edebiyat dizisi arasında çıktı. 1964 Adapazarı doğumlu Tunç''un ilk kitabı, 1989 Yunus Nadi Öykü Ödülü''nü kazanmış olan "Saklı" isimli eseriydi. 1992''de "Kapak Kızı" adlı romanı yayımlanan Ayfer Tunç, çeşitli gazete ve dergilerde de çalıştı. "Mağara Arkadaşları" (YKY) ile 1996''da yeniden gündeme gelen yazarın, "Aziz Bey Hadisesi" isimli eseri son dönemde yazdığı bir uzun, beş kısa öyküden oluşuyor. Bugünün büyük, yeni, küresel dünyasından hiç de hoşnut olmadığını belirten yazar, geceleri kendi kahramanlarını yazıp onların dünyasında iz sürdüğünü, gündüzleri ise tekrar bu yeni, büyük dünyaya bakmak durumunda olduğunu söylüyor. Türdeş, benzeş, sığ ve kitlesel olana "küresel" denen bir dünyada, mütevazı bir yazar olmayı seçen Tunç, belki de bu büyük dünyadan hoşnutsuzluğu sebebiyle, kahramanlarını biraz eski günlerden seçiyor. Dünyanın, çelik ağlarla kaplanmadığı zamanlardan kalan kahramanların kederli öykülerini sunan kitap, insan ilişkilerine başka bir yönden bakmak isteyenler için ilginç olabilir. (Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç, YKY, 0 212 252 47 00)

ALKIŞ Belgeseldeki Osmanlı... Dostumuz Zafer Karatay, Neşe Sarısoy''la birlikte kotardığı "Osmanlı Devleti''nin Doğuşu" belgeselini, televizyonların artık iyice poplaşan yüzüne bir kalite belgesi olarak mıhladı. Engin tarih bilgisiyle bilgeleşen Prof.Dr. Halil İnalcık''ın genel danışman ve kaynak metin yazarı olarak göründüğü, müziğin Evliya Çelebi''si Hasan Cihat Örter''in müziklerini yaptığı belgeselin ilk iki bölümü TRT 2''de yayımlandı. Kaçıranlar üzülmesin, 16 Haziran''a kadar her cuma gecesi saat 21.30''dan itibaren yayınlanacak daha 7 bölümü var belgeselin. Dünya tarihini 6 asırdan fazla bir süre etkileyen ve hâlâ mührü kazınamayan Osmanlı Devleti''ni ele alan belgesel 2 yıllık bir çalışmanın ürünü. Çekimleri, doğuşun yaşandığı tarihî mekanlarda gerçekleştirilen belgesel, dramatik canlandırmalar, tarihî haritaların üç boyutlu grafik çizimleri ve Türkiye''de ilk defa bir belgeselde kullanılan helikopter-Wescam tekniğiyle görsel bir şölene dönüştürülmüş. Televizyon ekranlarında belgeselin, özellikle yerli belgeselin giderek yok olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu başarılı ve iddialı çalışmayı, tarihi bilen, yeni yorumlarla bilgisini desteklemek isteyen ve sıfır bilgiden yola çıkarak kendini geliştirmek isteyen herkesin izlemesini tavsiye ediyorum.

YORDAM İnsan kendisini inandığı, savunduğu, doğru ve güzel bildiği değerlere, düşüncelere, teşebbüslere yiğitçe ve şerefle katabilmelidir. İnsan olma sanatının başdöndürücü incelikleri bu katılıştadır. Bu katılış yoksulluk getirebilir, ölüm getirebilir, yalnızlık getirebilir ama şahsiyet abidelerinin yükseldiği kaide budur... Recep Şükrü Apuhan

EZBER Uykudan önce Sabrın sert sayfalarından Sızar akıl Zaman ister bilgelik Hayat kahkaha Çocuk ana

Sen okunursun Uykuya yatan çocuklara Bense Bir çocuk kadar Muhtacım sana. Öner Özcan