Şöyle başlıyor şair: Bilirim yıllar sonra ayrıldığımız yerden Boynun bükük, elin boş, beni bekleyeceksin "Rastlar mıyım bir daha acaba" diyeceksin... Veya şöyle devam ediyor: Önce yalnızlıklarım başlıyor, bir masal gecesinde Uzatmalı aşklar yakamda gül kurusu Yere düşen yaprağın önünde eğilmektir bu Unutmak yılları, sonra hep seni anmak Kim ne derse desin, bir korkunç sevmektir bu...
''Menekşe Gözler'' Ziya Özanlar''ı herkes aktör olarak tanıdı yıllarca. Yüzlerce filmlerde rol aldı, sevenleri onu ayakta alkışladı ve genç yaşında Türk sineması "sinema" iken rol aldığı filmleri gişe rekorları kırdı. O şimdi "Menekşe Gözler" isimli şiir kitabı ile de tanınıyor. Şiir yönünü pek ortaya çıkarmayan, yaptığı fedakârane çalışmalarıyla Türk sinemasının duayenlerini kamuoyuna tanıtmaya çalışan ve nisyana terkedilen itibarlarını yeniden hatırlatmak için var gücüyle çabalayan bu gerçek sanat adamı, son günlerde, Beyoğlu Belediye Başkanlığı''nın katkılarıyla gerçekleşen 14 Kasım Sinema Bayramı etkinlikleri için mesaisini harcıyor.
Kimdir Özanlar? Peki, kimdir Ziya Özanlar ve neden kendini popüler akışa bırakmamıştır? 1941 yılında Adana''da dünyaya gelen sanatçı, lise de dahil olmak üzere ilk tahsilini bu ilde yaptıktan sonra İstanbul''a gelerek Atatürk Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü''nü bitirdi. 1960-62 yılları arasında Adana Şehir Tiyatrosu''nda çalıştı. Aynı yıllarda "Şehvet Uçurumları" isimli filmde küçük bir rol oynadı. "Hamal", "Erkeğim", "Rezil", "Çılgın Dilber", "Son Saat", "Kahpe", "Rüzgar", "Acı Zafer", "Dünya Kadınla Güzeldir" gibi filmlerde önemli roller üstlendi. Hayat şartları sebebiyle uzun bir süre sinemadan uzak kalan Özanlar, televizyon dizileriyle tekrar kamera karşısına geçti ve "Ustura Kemal", "Tersine Dünya", "Dullar Pansiyonu", "Bizim Aile", "Kralın Hayatı", "Solan Gül", "Mahallenin Muhtarları", "Ana Kuzusu", "Acı Günlerim", "Kara Melek", "Marziye" ve "Deli Yürek" gibi yapımlarda oynadı. Şiir ve denemeleri bulunan, senaryo çalışmaları yapan, FİLM-SAN üyesi olan ve son dönemlerde sinema arşivi toplayan sanatçının eğitimci yönü de pek bilinmiyor.
''Ben''ini oynuyor SO-DER''de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi''nde, Kültür Bakanlığı''yla yapılan toplantılarda, anma merasimlerinde, ödül törenlerinde sinema adına bir şeyler konuşuluyor ve üretiliyorsa, o bütün bu yerlerde var. Özellikle, Yeşilçam dönemine mührünü vurmuş ve bugün köşelerinde oturan ünlü sanatçılara dikkat çekmek için bütün faaliyetlerde kendini gösteren Ziya Özanlar, İstanbul''u bir baştan diğer başa kuşatan sanat toplantılarında dostlarını yalnız bırakmıyor. Şiir gibi bir hayat yaşamaya çalışıyor sanatçı. Yıllarını verdiği eğitim ordusundan ayrıldığı her halinden belli bir vakarla kendini ortaya koyuyor. Yeşilçam''ın bitmiş olmasına hayıflanıyor, yeni yetişen sanatçıların gerçek "sanat" kavramıyla örtüşmeyen davranışlarından rahatsızlık duyuyor ve özellikle dostluklarla geçirilmesi gereken hayatta yarına taşınacak dostluklar kurmaya çalışıyor. Özanlar, şiirlerinde de sık sık temas ettiği gibi bir sevgi adamı rolünü üstlenmiş görünüyor. Bu rolü seviyor aslında. Çünkü gerçek "ben"ini oynuyor hayat karşısında. Hayatın acımasızlıklarına karşı sanatla, edebiyatla dikilerek...
Sensizlik masalı Bitmeyen bir masaldı seninle geçen yıllar Öyle derin ve duru bir pınardı gözlerin Belki şimdi o ipek saçından esen yeller Dinletir şarkısını sana eski günlerin Hiç duymadım bu kadar sensizliği içimde Sürüp giden bir kahır ve çilesin başımda Hangi diyara gitsem gezer durur peşimde Bir kara gölge gibi o yemyeşil gözlerin Ölmemek kolay değil, ya da seni sevmemek En güzeli belki de yine sana el açmak Yaşamak seni her an ve seninle büyümek Damarımda kan gibi dolaştıkça hasretin... Ziya Özanlar
PORTRE: ''Sağlıklı kültür''e doğru "Hatta öğrenciler ikinci bir yabancı dili de öğrenmelidirler. Bütün bunlar yapılırken Türkçe asla ihmal edilmemelidir. Aksi takdirde kendi anadilini düzgün konuşamayan ve meramını anlatamayan nesiller ortaya çıkmaktadır ki, böyle bir kişi bilgi küpü olsa ne farkeder?" Bu sözler, kendisini Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahı olarak tanıdığımız Doç.Dr. Ahmet Yıldızhan''a ait... Yıldızhan, başarılı bir cerrah olmasının yanısıra kültür adamlığı da ön plana çıkan isim. "Sağlığınız", "Kültür Dünyası", "İnsan Adına" gibi başarılı dergiler çıkaran ve sadece bu hizmetleri yapabilmek için kurumlaşmayı dikkate alan Yıldızhan, son birkaç yıldır Türkiye''deki dergiler arasında anlamlı ve ayrıcalıklı yer edinen "Eğitim Bilim" dergisini her ay okuyucularıyla buluşturuyor. İhlas Koleji tarafından yayımlanan dergiye bir yazı ve sağlıklı insan üzerine görüşlerini açıkladığı bir de röportaj veren ünlü bel fıtığı uzmanı Ahmet Yıldızhan, 1956 yılında Samsun''da başlayan hayat macerasını İstanbul''da "kültür ve sağlık" yolundaki başarılı çalışmalarıyla sürdürüyor.
Eğitimin önemi Peki, onu kültür adamlığına iten güç nedir? "Herkesin eğitimin önemini kavrayıp üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor. Bunun ıstırabını duyması lazım. Miras olarak iyi bir eğitim bırakmak gerekiyor. Eğitimle şekillenen ve günümüze uzanan bir kültür bırakmak gerekiyor. Bu ana kültür hamuru geleceği de şekillendirecek, tam kamil insan olma yolunda kişiliğe önemli katkılar sağlayacaktır." Bu sözler de Yıldızhan''a ait. Muayenehanesini adeta bir sanat galerisine dönüştüren, gelenekten çağdaşa uzanan bir kültür davası güden ve son aylarda sürekli Borges okuyan Ahmet Yıldızhan, sağlık ve kültür alanında yapacak çok şeyi olduğunu, yaptıkları ile isbat ediyor... Ömrü boyunca ümitsizliğe kapılmamasını, kültürümüzü beslemesini ve hayırlı işlere imza atmasını diliyorum.
YORDAM Hem karanlık, hem aydınlık; hem keder, hem neşe; hem gülmek, hem ağlamak hepsi, hepsi bizim dünya misafirliğimizde alnımıza yazılmıştır. Bütün mesele irademizi, iyi niyetimizi, yaşamak azmimizi, daha iyi olmak ve daha iyiyi bulmak hevesimizi kaybetmemekten ibarettir. Şevket Rado

