Kubadabat, Tondino, Topkapı, Hurde Rumî, Çintemanî, Turkuaz, Altın, Üç Top, Lale, Papatya... İlk bakışta bir anlam ifade etmiyor bu kavramlar değil mi?... Kurulduğu Şubat 2000''den bu yana, Nejla Anıl''ın gayretleriyle saygın ve seçkin bir kurum olarak, çalışmalarını, geleneği yaşatmak ve günlük hayatta yaşamak üzere kurulan Anı Tasarım/ "MOZ''ART", çini sevgimize yeni heyecanlar katmayı sürdürüyor. Dekorasyon dünyamıza yeni ve renkli bir boyut getirmeyi amaçlayan kurum, "önceleri düş" olan ve fakat ortaya çıkan eserlerle günlük hayata giren ürünleriyle ne kadar gurur duysa hakkıdır. Mozaik ve sanatı "MOZ''ART" ismiyle birleştiren Anıl, sanatın hayata nasıl döndürülebileceğini de isbat ediyor. Çininin müzelerdeki sürgünlüğü, duvarlardaki tutsaklığı bitiyor artık; tarih, yaşayan bir çiniye dönüşüp, evlerimizde her gün kullandığımız bir eşyaya dönebiliyor.
Tarihin esareti Kuruluşunun üzerinde on ay geçmiş olmasına rağmen, sıraltı tekniğiyle boyanmış kuvartz çintemanileri, hurde rumileri, turkuaz ve erguvan laleleri, sedeflenmiş mozaikleri ile aslından hiçbir farkı olmayan onlarca eşya üreten MOZ''ART, tarih ve sanatı yeniden yorumlayarak günlük objelere uyguluyor. Şirketin temel amacı da yaptığı işlerle doğru orantılı: "Türk Çini Sanatı''nın yeni nesillere taşınması ve hakettiği değeri bugün de bulması için, çiniyi müzelerden ve uygulandıkları tarihi ortamlardan yaşamın içine, günümüz insanının yaşadığı mekanlara getirebilmek..." Prof.Dr. Kerim Silivrili''yi kendine danışman olarak seçen MOZ''ART, Türk çini sanatının yaklaşık bin yıllık geleneğine saygıyı ön planda tutuyor. Şirketi, bizden uzak gibi duran ve artık müzelik eserler olarak bir kenarda tutulan çini sanatını, sehpa, konsol, ayna, saksı ve
birçok dekoratif ürünle birleştirerek günlük hayata kazandırdığı için kutluyorum. (0 216 449 12 31-32)
Çininin tarihi Yaklaşık bin yıllık geçmişi olan çini sanatının macerası, Karahanlılar''ın binalarında çiniyi kullanması ile başladı. Bu gelenek Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları döneminde de sürdü. Daha sonra Anadolu''daki beyliklerin de kullandığı çini, Osmanlı Devleti''nin kurulması ile muhteşem bir yolculuğa çıktı. Beylikler döneminin ünlü eserlerinden Karamanoğlu İbrahim Bey''in yaptırdığı camiin mihrabı İstanbul''daki Çinili Köşk; Konya Beyhekim Mescidi''nin mihrabı ise Berlin Devlet Müzesi''nde bulunmaktadır. İlk Osmanlı dönemindeki Nakkaş Baba''ya ayrıca dikkat etmek gerekiyor. Binlerce esere çini süslemelerinin yapıldığı, bugüne kalan örneklerden yola çıkılarak anlaşılabilir. İznik, bu konuda ciddi bir merkez konumunu yüzyıllar boyunca korumuş, bugün de İznik çinileri aranan en önemli örnekler arasında yer almıştır. Duvar ve kullanma çinileri (evani) olarak ikiye ayrılan çini sanatımızı İznik Vakfı ile Anı Tasarım gibi özel kurumlar yaşatmaya çalışıyor.
YORDAM: Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocuklarının felâketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür...
Peyâmi Safâ
EZBER: Gurbet türküsü Yine akşam çöktü yaban ellere Ayrılık rüzgârı esti neyleyim Ben de ne ettim ki zalım feleğe Sılada rızkımı kesti neyleyim Elin vatanında doğdu dölümüz Gene buralarda kaldı ölümüz Bir günün içinde soldu gülümüz Kavuşmalar bize küstü neyleyim. Fatih Kısaparmak - (...Ve Ağır Sevdam''dan, Bîrun Yayınları)
İĞNE: ''Ana''mızı kaybettik! O, çok meşhur değildi. Magazin basınına malzeme olmamıştı. Zaten yaşlıydı da... Hem, hayatı boyunca sadece işini yaptı. Tiyatro perdeleri açıldığında seyircileriyle buluştu, sinemada kamera önünde göründü sadece... Artık yok... Gidişi de, hayatı kadar sessiz oldu... Tiyatro ve sinemamıza uzun yıllar emek veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Şükriye Atav (Boratav)''dan söz ediyorum. 83 yaşında hayata gözlerini kapatan sanatçı, Türk sinemasında "ana" rolleri ile sevdirmişti kendini. Birçok popüler ödülün yanısıra "Devlet Sanatçılığı" unvanı da bulunan Şükriye "Ana", vefatına kadar yüzden fazla oyunda rol almıştı. "Nuh","Kış Masalı", "Crampton", "Ayarsızlar", "Gülgeler", "O Böyle İstemezdi", "Bana Dokundun", "Köprüden Görünüş", "91 Numaralı Kadın", "Çöpçatan", "Çalıkuşu", "İsyancılar" isimli oyunlar bunlardan sadece birkaçı... Vefat ettiğinde Antalya''nın Kalkan ilçesinde idi ve isteği üzerine burada defnedildi... O''na rahmet diliyor, yaşayanların kıymetini bilmemiz gerektiğinin altını bir kere daha çizmek istiyorum.

