Kaydet
a- | +A

Eser Tutel, İstanbul''u, Doğu ve Batı''nın kesişme noktasında bulunan bu makas şehri, derinliklerine inerek kitaplaştırmayı sürdürüyor. Dünya Yayıncılık arasında çıkan "Haliç-Dünden Bugüne Yedi Tepenin Koynunda Uyuyan Büyülü Cennet" isimli kitap, hem metinleri, hem de fotoğraf ve gravürleri ile "Altın Boynuz"u dündeki ihtişamı ile yeniden hatırlatmayı amaçlıyor. İstanbul''da hüküm sürmüş medeniyetlerin hepsini etkilemiş olan bu sahil şeridi, bir yanda Doğu''nun gizemli ve egzotik havasını yansıtırken, başka bir sınırıyla da Batı''ya açılan Galata''yı çekiyor sınırları içine.

Uygarlığın kalbi Haliç, o eski güzel Haliç değil artık. Bulanık suları, durgun havası, balçıklaşmış denizi, yorgun insanları ile geçmişini özlüyor. Eser Tutel, "Temennimiz, sarfedilen bunca emek, harcanan bunca para boşa gitmesin! Şıkır şıkır sularında yine balıklar yaşasın, tertemiz havası yine cana can katsın! Yakın bir gelecekte, bağlık bahçelik güllük gülistanlık bir Haliç''e kavuşmamız dileğiyle..." dese de, bu temenninin kısa süre içinde gerçekleşme şansı görülmüyor. Tutel''in, son söz yerine kaleme aldığı şu cümleler bir perspektif sunması açısından önem taşıyor: "Bizans döneminde koca şehrin kalbi hep burada atmış. Yalnız koca şehrin değil, bütün uygar dünyanın kalbi... Yüzyıllar boyunca koca şehri gelen kuşatmış, giden kuşatmış.. Fatih, şehri almayı kafasına koyduğu zaman gemilerini karşı tepelerden aşırtarak Haliç''in berrak sularına indirmiş. Bu yetmemiş, bir de fıçılardan köprü kurdurtarak askerini karşıdan karşıya geçirmiş."

Bir trajik hikâye Bir yanda sahilsarayları, yalıları, bağları, bahçeleri ve kahvehaneleri ile dikkat çekmiş, diğer yanda ise boydan boya tersaneler uzanmış Haliç, Kağıthane''deki mesire yerleri ile de şehrin keyif sığınağı haline gelmişti. Son yüzyılda içinden çıkılamaz bir kirliliğe terkedilen bu güzelim beldenin trajedisini Eminönü''nden başlayarak Kağıthane''ye kadar bütün yönleriyle kaleme alan Eser Tutel, sadece fotoğraf ve metinlerle değil, grafiklerle de zenginleştiriyor çalışmasını... Ne diyelim, biz de Tutel''in dileğine katılıyor, bu kitabın bir uyarı olarak okunmasını ve Haliç''in eski güzelliğine kavuşturulması çabalarının ciddiye alınarak sürdürülmesini istiyoruz... (0 212 629 08 08)

YORDAM: Başlarınız, düşünceler yön değiştirebilsin diye yuvarlaktır. Francis Picabia

EZBER: Kalp ağrısı İşte yine başbaşayız içimin acısı yine bizbizeyiz ver elini sus ve ne olur incitme beni.

Ey kalbimin ağrısı, ver elini, çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce, bu karanlık ve uğultulu ormandan...

İçimin acısı, kalbimin ağrısı, aşkım işte yine başbaşayız ver elini sus ve ne olur incitme beni... Cezmi Ersöz (Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine''den)

ALKIŞ: Gedik kapanıyor Ülkemizi derinden etkileyen ve verdiği acılar henüz taze olan 17 Ağustos depreminden sadece insanlar etkilenmemiş; bazı yollar, köprüler, camiler, kütüphaneler de depremin şiddetine dayanamamış ve birçoğu kullanılamaz hale gelmişti... Depremde, İstanbul kara surlarında da önemli çatlaklar oluşmuştu. Şehrin en değerli tarih ve kültür varlıklarından olan tarihi surlarda oluşan bu çatlakları onarmak için kolları sıvayan Büyükşehir Belediye Başkanlığı, 1 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu''na yazdığı dilekçeye aldığı 17 Mayıs 2000 tarih ve 11821 sayılı kararla çalışmaları başlattı. "İstanbul genelinde tarihi sur duvarlarının inşaatı işi" kapsamında ele alınan projede, sadece 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde zarar görenler değil, yeni depremlerde yıkılması muhtemel surların onarımı da öngörülüyor. Hem tarihi varlıkların korunması, hem de can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşıyan bu çalışma için yetkilileri kutluyoruz...