Kaydet
a- | +A

Göksu''yu gezerken, sahilin her iki yanına baktım. Kazanmış gibi göründüğümüz binaların, yolların, arabaların, parkların aslında devasa kayıplarımız olduğunu düşündüm. Yahya Kemal''in "sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer" dediği İstanbul''u neden bu kadar çok sevdiğimi anlamaya çalıştım ve niye bu kadar hüzünlendiğimi de... İstanbul''u bilmeye, yorumlamaya, eski güzelliğini hatırlatmaya dönük gayretleriyle yakından tanıdığımız Haluk Dursun''un İstanbul Bülteni''nin son sayısında çıkan "İstanbul Bitti mi?" başlıklı yazısı, benim düşüncelerime de yardımcı oldu. İnce yaşmakla cuma günleri seyre çıkacak güzeller bulunsa da, İstanbul''da artık kayıkla gezilecek tatlı suyun olmadığını söylüyor Dursun; "Gidelim Göksu''ya bir alemi ab eyleyelim diyen, Küçüksu''da gördüğü sevgilisini gözlerinden bilen, çeşm-i celladı Kağıthane''de mecnun misali dolaşan, çağlayanlarla beraber çağlayan aşıkların günleri mazide saklı..."

Eldekini sevmek İstanbul, bir sevgili benim gözümde... Kendini dünde saklayan ama bugün ancak görebilen gözlerin yaşadığı ve hissettiği... Elini tuttuğu, gözüne baktığı, dizine dokunduğu... Artık eski günlerin aziz İstanbul''undan geriye bir şey kalmamış olsa da, elimizde kalanlarla yetinmek zorunda olduğumuz bu şehirde, geçmişin hatıralarını bugün yaşadıklarımızla ayakta tutmalıyız. Kanlıca, Mihrabad Korusu, Hemşinli İsmail Ağa''nın kahvesi, İskender Paşa''nın camii veya bunların hepsi birden üşüşünce beynime, ulu çınarın altında oturup sıcak bir çay eşliğinde yadetmek, eldekini sevmekle çoğalan şehri. Haluk Dursun, yazısında gençlere sesleniyor ve ben de ona eşlik ediyorum; davetimiz elbette her zaman genç kalanlara: Haydi Kandilli''ye... Adile Sultan Kasrı''nın önündeki tepeden aşağıya vadiye, karşıya Cemile Sultan Korusu''na, ta ötelere Küçüksu Kasrı''na ve Boğaz''ın bir yılan gibi kıvrılan görüntüsüne dalmaya, haydi sonra Anadoluhisarı''na, denizin dudağındaki leb-i derya Amucazade Hüseyin Paşa Yalısı''nın son günlerini bir kere daha görmeye, Otağtepe''den Göksu kıyısındaki mezarlıkta bülbül dinlemeye, dere ağzındaki balıkçı kahvesinde çay içmeye, yanındaki köftecide taam eylemeye, sonra Kanije Sokağı''ndan yukarılara doğru Muhaşşu Sinan Camii''nin zarif minaresini seyreylemeye. Sonra Çengelköy''e.. Muhteşem çınarın dibinde Bostancıbaşı Abdullah Ağa''nın yaptırdığı camiin restore edilmiş bekleyen yalısının önünde sandala binmeye, lüfer peşine düşmeye, Sadullah Paşa''nın yalısını seyretmeye...

Kır saçlı şehir İsterseniz Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camii''ne bakın. Oradan iskele kahvesinde çay içmeye, Mimar Sinan''ın Üsküdar''daki Kuşkonmaz Camii''nden İskele''deki Mihrimah Sultan Camii''ne, Atik Valide''ye, Kanlıca''ya, Çubuklu''ya, Beykoz''a, Kandilli''ye; yani Boğaz''ın bütün Anadolu yakası, bir sevgili gibi kucaklıyor kendine gelenleri. Bir sevgili gibi heyecanla ve hasretle... Boğaz''ı gezerken, Eminönü''nden başlayıp Rumelikavağı''na kadar bütün bir Rumeli sahili de aynı heyecanla bekler kendini bilen, özleyen insanları. Büyük sevgilerin yaşandığı bu sevda şehrine, "içinde büyük bir aşkı yaşıyorum/ anla kır saçlı şehir/ şiirlerim sana adanmış/ şimdi kaç şarkı biliyorum senin için/ anla kır saçlı şehir/ sana yazılmış bir şarkıdır hayatım" mısralarını hediye ettim ben. "Büyüdük her birimiz/ şehir olduk suç olduk/ kararan ruhumuza ağladık günlerce/ İstanbul olduk" derken, şehrin kaba-saba ve estetikten mahrum arka yüzünü anlatmaya çalışmıştım. Fakat şimdi, İstanbul''u sevmek, bu şehirde aranmış, beklenmiş, bulunmuş sevgiliyi sevmekle aynı anlamı taşıyor.

EZBER: Bu ayrılığı anlatamam Kökleri derin bu ayrılığın Bu ayrılığı anlatamam caan Bütün sözlerin anlamı hüzün çünkü Bütün sesler boğum

boğum boğazımda Bu belkıran Bu bizi her yandan saran Yangın yok mu

Kökleri derin bu ayrılığın Bu ayrılığı anlatamam caan. A.Vahap Akbaş - (Gül Kıyamı''ndan)

ARKA KAPAK: Kerkük''ten Perdeler Küçücük olmasına rağmen, yüreği, duyguları ve hasretleri büyük olan bir şairin kitabı "Kerkük''ten Perdeler"... Kitapta, yüzyıllardan bu yana Irak topraklarında yaşayan Türkmenler''in haykırışları, şiir ve hoyratlarla dile getirilmeye çalışılıyor. Cengiz Ketene, cılız birer haykırış olan ve dünyanın görmezden geldiği trajediye dikkat çektiğini belirtiyor şiirlerinde... Musul, Telefar, Erbil, Altınköprü, Kerkük, Dakuk, Tuzhurmatu, Kifri, Mendeli, Hanekin, Kızlarabat''ın sesiyle konuştuğunu söylüyor: "Yıllardır çekilen acıları ancak çekenler bilir. Bir zamanlar Nesimi''nin, Fuzuli''nin ve Ruhi''nin gazellerine nam salan bülbüller, artık eskisi gibi ötmüyor bu diyarlarda. Bülbüllerin ve kumruların yerine kargalar dolaşıyor Tazehurmatu''nun bağlarında. Davul zurna sesleri duyulmuyor Kerkük ovalarında. Hoyratçıların bile eskisi gibi gürlemiyor sesleri hoyratlarında. Ama her şeye rağmen ümit var gençlerimizin yarınlarında..." (0 312 384 31 20)

ALKIŞ: Şehir gezginleri İnsandan, güzelden, sanattan ve estetikten yana olan her şeyin başımızın üstünde yeri var. Sermayesini güzelliklerin keşfine, emeğini estetik tavırların gelişmesine, mekanlarını kaosa dönen dünyada insanlara güzel şeyler yansıtmaya adayan bütün çabaları alkışlamak gerekiyor. Zeytinburnu''nun çehresini değiştirmek üzere yola çıkan Olivium da alkışı hak eden kurumlarımız arasında yer alıyor. Sinema salonları, ferah alışveriş imkanı ve en önemlisi sanata yaptığı yatırım ve verdiği katkılarla birkaç ay içinde dikkat çekmeyi başaran ticaret merkezinin pazarlama sorumlusu Engin Yıldırım, o kadar keyifli işlere imza atmaya başladı ki, aynı işi yapan diğer kuruluşlara da örnek oluyor. Olivium Zeytinburnu''nun son sanat atağı, Marmara, Mimar Sinan ve Trakya üniversitesi öğrencilerinin ortak projesi olan "Yüzler, Eller, Siz ve Biz" başlıklı fotoğraf sergisi... Üniversiteli fotoğrafçılardan kurulu "Şehir Gezginleri"nin 30 renkli, 16 siyah-beyaz çalışmasının yer aldığı bu ilk fotoğraf sergisi, 12 Eylül''e kadar gezilebilecek. Yüzler, eller ve tamamıyla insanları yansıtan fotoğrafları sergileme imkanı bulan öğrenciler oldukça mutlu; bu mutluluklarını biz de paylaşıyor, zamanı olanların ve daha önemlisi sanatı sevenlerin bu sergiyi gezmelerini tavsiye ediyoruz.

YORDAM: Yaşamaya zaman ayırın çünkü zaman bunun için yaratılmıştır. Çalışmaya zaman ayırın, başarının bedeli budur. Düşünmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur. Çevrenize nazik davranmaya zaman ayırın, mutluluğa giden yol budur. Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır. Gülmeye zaman ayırın, ruhunuzun müziği budur. Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur. Goethe