Kaydet
a- | +A

Her gün kendi köşesinde dünya ve Türkiye''nin siyasi haritasını çizgileriyle yansıtan Yurdagün Göker''e böyle bir soru sorsak, karikatürün tarihi gelişiminden bugüne nasıl bir yolculukla geldiğini, ülkemizdeki karikatür dergileri ve karikatüristlerin ne kadar yeterli/yetersiz olduğunu rahatlıkla öğrenebiliriz. Vereceği cevap aynen şöyle olacaktır: "Karikatür yüzde yüz sanattır. Hatta dünyanın en saygın sanatlarından..." Peki, karikatür dünyanın en saygın sanat dallarından biri ise neden müthiş bir çöküşü yaşıyor bugünlerde?... Türk karikatüristlerinin birçoğu neden değişen/gelişen/dönüşen dünyayı yorumlamaktan aciz? Mizah dergileri neden üç-beş seçkin örnek dışında "saygın" karikatürden uzaklaştı? Bu sorulara cevap bulunması gerekiyor.

Sanat, kendini yiyor Türkiye''de düzenlenen birkaç karikatür yarışması dışında, uluslararası etkinliklerde sanatının hakkıyla boy gösteren, ülkemizi temsil eden ve literatüre girmiş kaç karikatür sanatçımız var Allah aşkına!... Şiir, kelimelerle yazılır. Bütüne, kelimeler ruh verir. Karikatür de çizgilerle yazılır, sözle beslenir. Sadece grafik olarak algılanabilecek çizimler de karikatür olarak yorumlanabilir ancak, söz ve çizginin birleşmesinden ortaya çıkar gerçek karikatür. Ülkemizin usta çizerleri yavaş yavaş gidiyor ve yerlerini başka anlayışlara; yani bilgisayar marifetine sığınanlara bırakıyorlar. Bu sanat, maalesef yine kendi sanatçıları tarafından terkediliyor. Bugünlerde çok resimli hikaye tarzına dönüşüyor çizgiler...

Yorumların kıtlığı Sanatçılarımız, bulundukları noktayı değerlendirmekten ve yorumlamaktan çok uzak. Kendi bölgelerinden, dünyaya nasıl bakacaklarını tam olarak anlayamadılar. Ülkeler kendi mizahını yaparken, hızlı bir küreselleşmenin yaşandığı topraklardaki insanlar da kendine dönüyor. Yani mizahı, yani karikatürü insan için yapıyor başka sanatçılar; günlük tüketim maddeleri olarak değil. Mahalli karikatürle, evrensel karikatürü da ayırmak gerekiyor herhalde. Gırgır ile başlayan bu sevimli tarz, bugünlerde birkaç dergi (bizim de yayınlarımız arasında çıkan Amele dergisi de aynı kaygıları taşıyor) dışında maalesef yozlaştırıldı. Bir dönemde evrensel seviyeyi yakalamış karikatür, yeni anlayışla popülerleşerek mahallileşti. Bu talihsiz sonuç için suçlu aramak da gereksiz çünkü halkımız karikatürü fazla ciddiye almadığı için (mesela sinema, tiyatro, müzik, futbol kadar...) evrensel çizgileri de anlayamadı. Eskiden yazısız karikatür vardı ve anlaşılıyordu. Daha sonra tek esprili karikatürler çıktı ve sevildi. Şimdi sadece eğlencelik karikatürler yapılıyor. Yani sadece gülmece olsun diye çiziliyor. Böyle de olsa, çizgi, düşünceyle buluşamıyorsa bu sanat dalı tartışılmalı... Karikatür, yüzde yüz sanattır. Çizgi ustalarının ya kendileri veya bağlı oldukları kurumlarla bir araya gelerek, bu sanat dalını sorgulamaları; televizyon, sinema ve diğer kitle iletişim araçları ile günlük hayatın estetiğinden uzaklaştırılmaya çalışılmasının sebep ve sonuçları, çözüm teklifleriyle birlikte yorumlanmalıdır...

ARKA KAPAK: Ufkumuzun kitapları Osmanlı Devleti''nin dünyayı derinden etkilediği ve bu etkinin günümüzde de devam ettiği gerçeği, hakkında hemen her ay en az bir kitabın yayınlanmasıyla daha iyi anlaşılıyor. Ufuk Kitapları da son aylarda üstüste yayınladığı kültür ve fikir eserleriyle, tarihimize ışık tutmaya çalışıyor. Kemal Karpat tarafından hazırlanan "Osmanlı ve Dünya" isimli kitapta ünlü Osmanlı araştırmacıları Arnold Toynbee, Halil İnalcık, Willam McNeill, Albert Hourani, Kemal Karpat, Stanford J. Shaw ve Charles Issawi''nin makaleleri bir araya toplanıyor... Beşir Ayvazoğlu''nun "Doğu-Batı Arasında Peyami Safa" isimli eseri de aynı yayınevi tarafından okuyuculara sunuldu. Peyami Safa''nın eserlerindeki geleneksel hayatı savunan fikirler ile Batı tesirindeki bir hayat arasındaki gidiş gelişlerin tahlil edildiği kitap, dikkat çekici bir çalışma. Ümit Meriç Yazan ve Selma Ümit Karışman ortaklaşa hazırladığı "Ebediyetin Huzurunda Ahmet Hamdi Tanpınar" ise, yazarın eserlerinden alıntılarla fikir dünyasını tahil etmeye çalışıyor. Prof.Dr. Mehmet Aydın''ın "Alemden Allah''a" isimli eseri de, Batı fikir adamlarının "inanç" denklemini kurdukları temeller üzerinde yoğunlaşarak, Allah inancının onlara göre yorumunu ortaya koyması bakımından dikkat çekici... (Ufuk Kitapları, 0 212 232 17 10)

YORDAM: Asıl mühim olan şey insandır. Gerisinden bana ne?... Belki bir insan hayatı, zamanın fırınında ateşe attığımız bir kâğıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat, hakikaten bazı filozofların dediği gibi, gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın karar kılıklı, tereddüt ve küçük, ümitsiz savunmalardır, hatta hülyadır. Ama, gerçekten yaşamış bir insanın ömrü yine mühim bir şeydir.

A.Hamdi Tanpınar