Kaydet
a- | +A

Yaşasaydı, 60 yaşında olacaktı. Mavera belki hâlâ yayınlanıyor olacaktı ve kimbilir bizler, kurak bir çöle dönmeye başlayan edebiyat vadisinde başka heyecanlar içinde O''nun gösterdiği işaretlerle yeni menzillerin arefesinde olacaktık. Bu dünyayı tam 13 yıl önce terketti Cahit Zarifoğlu... Her biri yeni anlam teknesi olan şiirlerini bize bırakıp gitti kaçınılmaz gerçeğin bağrına... Şimdi, O''nu yeniden okumanın, yeniden anlamanın ve yeniden yorumlamanın gereğine inanarak, yeniden ve yeniden dönmek zorundayız şiirdünysının sihirli haritasına, şimdi bizler, Zarifoğlu''nun işaret ettiği şiirin izini sürmeye çalışanlar, daha da sarılmalıyız kitaplara ve kalemlere. Bir Kahramanmaraş gezisi sırasında, dostumuz Serdar Yakar, Cahit Zarifoğlu hakkında yeni bir ipucu sunma ihtiyacı hissetmiş olacak ki, ustanın 1960 yılıda Maraş''ta yayımlanan "İnkılap" gazetesinden birkaç nüshanın fotokopisini verdi. Gazetenin ilk sayısında "İnkılap Bir" başlıklı bir makale kaleme alan Zarifoğlu, 30 Ağustos 1960 tarihinde şunları not etmiş haftada bir yazacağı köşeye. "İnkılap, iyi niyet, iyi amaçla çıkıyor. Bu inklapın ilk sayısı, benim de burda ilk yzım. inklap çıkış amaçlarını unutamdığı müddetçe burada yazacağım. hemen şunu da söylüyorum. Ben, bu kentte şahsi yararlar ön safa alınmadan bir gazetenin yaşayacağına inanmıyorum." Bu dertler bizimdi Bir heyecan dönemidir o, ancak 2 Haziran 1961 tarihine kadar devam edebilmiştir. Zarifoğlu, "Bitti" başlığıyla kaleme aldığı yazısında gazetenin neden daha fazla yaşayamadığını, nasıl borç-harç o günlere kadar gelebildiğini, çıkışındaki ana felsefenin nasıl piyasa şartları karşısında dumura uğradığını trajik bir üslupla ele alıyor. "960 yılının 30 Ağustosunda çıkmaya başlamıştık. Bu şehir, bu dertler bizimdi. Kendi hesabımıza sorumluluk duyuyorduk, elimiz kalem tutyordu. Boş duramazdık. Hiç denecek kadar az olan imkanlarımıza aldırmadık... Gel zaman git zaman böyle oldu işte. Gazete tek başıma bana kaldı. Tasalar arttı, destekler tükendi. Maddi yokluklar içinde çabaladık. Kâğıt çoğu zaman bitti. Kağıt için gittik, onu bunu dolandırdık. Veresiye kağıt aldık, üç gün sonra veririz dedik, aylarca veremedik. Mürettipler para alamadıklarında, gazeteyi, bizi yüzüstü bırakıp gittiler. Kolları sıvadık, bu işi biz yapalım dedik, yaparız dedik, yaptık. Çoğu gün cebimizde sigara parası olmadı... Aldırmadık. Tek kelime ile, dayandık..." Mustafa Özer''in sahipliğinde Kahramanmaraş''ın günlük hayatında önemli izler bırakarak tam 213 sayı yayımlanan İnkılap, Cahit Zarifoğlu''nun biyografisinde önemli bir yere sahip. Sadece adı geçen gazete değil, yine Kahramanmaraş''ta yayımladığı "Açı" (1962) dergisi ile de basın-yayının içinde olan "Menziller"in şairi, şöyle bitiriyor "Bitti" yazısını: "Tam" bu sırada yeni bir kararname çıktı. Ekmeğimize bal çaldı. Yani otomatikman kapanma hükmü giydik. Yani bittik. Çünkü suçluyduk. Çünkü topluma, bütün kalleşliğine rağmen hizmete çalışmak suçtur ve yahut aptallık. Toplum teper... Kör ve sakat düzeni adam olmaz... Kötülüğün yanında iyiyi, faydasızın yanında faydalıyı... Teper. Gerçek ve ideal bir hareket yapar, ama kısa zamanda yapılanın süfli edebiyatına geçer, gerçeklerden kaçar, sıyrılır, dedikodu, safsata ve hayalle uğraşır... Kuru kuru, faydasız öğünür. Yani as hüviyetine bürünür. Değer takdir etmek değer yaşatmaz... Bununla mesela biz, ''bir değer dikimi demek istiyorum yani... Evet resmen bunu söylüyorum. Peki ne yapmalı şimdi, kader deyip günahın hepsini Tanrı''ya mı bırakmalı... Bu şehirden kaçmak zamanı artık" Olağanüstü çağrışımlar İrkilten, Mavera ikliminde yeni imzaları yetiştirmek için var gücüyle çalışan ve adını hakettiği biçimde edebiyat dünyamıza kazıyan Cahit Zarifoğlu, bu işte böyle zarif bir adamdı. Ahmet Sağlam, Vedat Can, Abdurrahman Cem müstearlarıyla kaleme aldığı yazılarındada aynı hassasiyetini korudu. 7 Haziran 1987 yılında ebediyete uğurladığımız usta şairimizi rahmetle anarken, onun sanatını en iyi şekilde anlatan İsmail Kıllıoğlu''nun güzel bir tespitini sunmak istiyorum: "Cahit Zarifoğlu''nun sanatında hayatın ve ölümün, aşkın ve şehvetin, inanmanın ve inkarın, teslim olmanın ve isyanın, insanın iç dünyasının ve doğanın ve doğal olan vb. benzeri antinomi, çatışkı ve karşıtlarıyla nasıl birbirlerini bütünledikleri, bir olağanüstü denecek çağrışımda anlatılır." NOT: Cahit Zarifoğlu''na dönmek ve onu yeniden okumak isteyenler için Mavera dergisinin ilk sayılarının yanısıra şairin "İşaret Çocukları", "Yedi Güzel Adam", "Menziller", "Korku ve Yakarış", "Yaşamak", "Savaş Ritmleri", "Bir Değirmendir Bu Dünya" isimli kitaplarını tavsiye ediyorum.

EZBER

Güzelcin Koşu koşuver nargözlüm Yuvarlak biçimli ayakların Küheylan kolanı gibi kuşağın gürbüz kalçalarının üzerinde Koştur azaplardan kaçalım Koruklar üzümlenmiş mi

bakalım Bir söze iki gülüş bir öpücük İki bedeni birbirine katalım Ruhsatlım sevdamsın beri gel Kanın höpürtülü başın dik O seven yuyan bakışınla İçimi yu mermer döşe gel Dorukta yeni ay ince işaret Geceye bir şey olmaz gayri Ne kem gözler gezinir karanlığa Ne evin sevincinden korkan

bulunur Asmalarda güneş ve çocuklarımız Çardakta ıslak ve ekşi uyur Bacın bazlama yağlasın

sahana Mutluyuz tüm dünyaya duyur.

Cahit Zarifoğlu

ARKA KAPAK

Ayışığı Ezgileri İbrahim Tezölmez''in "Ayışığı Ezgileri" isimli şiir kitabı yayımlandı. Şanlıurfa Anadolu Lisesi''nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri veren İbrahim Tezölmez''in ilk şiir kitabı bu. 60 şiirin yer aldığı kitap, eski zaman güzeline ezgiler ve hayalşehre şiirler diye iki bölümden oluşuyor. Hayâlşehre şiirler bölümünde Urfa ile ilgili şiirler yer alıyor. Şiir ve yazıları, Anzılha, Bizim Urfa, Edessa gibi dergilerde yayımlanan Tezölmez''in, "11. Yüzyıldan Günümüze Seçme Mısralar, Beyitler Antolojisi" adlı bir çalışması da bulunuyor.

YORDAM Ölümü düşünmeyen soyutlayamayan toplumlar, yalnız kendilerini öldürmekle, yok etmekle kalmaz. Bütün insanlık hasletlerini, ölümün insanları uyaran, düşündüren, eğiten, anlamlandıran, umutlandıran ve sonsuzlukla müjdeleyen mesajını da öldürür, beraberlerinde götürürler. Böylece geride kalan toplumları da cehl ile öldürmüş sayılırlar.

(Ömer Öztürkmen, Gözyaşı Medeniyeti, s. 198).