Kaydet
a- | +A

Türk edebiyatı, son yıllarda değişik alanlarda genç isimlerin güzel eserleriyle güçleniyor. Tanınmış yazarların yanısıra, ilk eserlerini ortaya koyan imzaların, giderek edebiyat dairesine girdiğini gördükçe mutluluğumuz artıyor. Hanım yazar ve şairlerin açılan bu kapıyı zorladıkları günümüzde, özellikle şiir alanında o kadar güzel örneklerle karşılaşıyoruz ki, Türk şiirinin geleceği üzerindeki olumsuz düşüncelerimiz ortadan kalkıyor. Kahramanmaraş''ta yaşayan ve Türk şiirinin "ak saçlı" büyüğü Bahaeddin Karakoç''un Dolunay okulundan yetişen genç şair İnci Okumuş, yeni ve değişik bir ses olarak yer alıyor günümüz şiirinde. Dolunay Yayınları arasında çıkan "Düğün Gönüle Kurulur" isimli kitabıyla dikkatleri çeken Okumuş, Bahaeddin Karakoç''un, Türk şiiri için bir ışık olduğunun altını çiziyor her defasında.

Şiir çiçek gibi Dolunay okulundan yetişmiş olmanın kendisi için bir onur olduğunu belirtiyor ve ilave ediyor: "Dolunay''la bir bereketi yaşadık. Şiiri bir çiçek gibi koklattı Karakoç. Bizi menzile taşıdı. Onun yanında şiir söylemek çok zor. Onunla yüreğimiz tefekkür ediyor. Kendisi her zaman yeni keşiflere açıyor şiirinin kapısını, bu kapıdan bizleri de götürüyor dünyasına. Benim şiirden anladığım, manada hakikate giden bir çizgiyi yakalamak." İlk şiiri "Gençliğin Sesi" dergisinde (1988) yayımlanan İnci Okumuş, kitabının gördüğü ilgiden memnun. Bahaeddin Karakoç''tan el alarak kotardığı mısralarında köke bağlı, herkesi kucaklayan bir üsluba sığınmaya çalıştığını söylüyor: "Sevgi, volkan haline gelince şiir oluyor. Duygular paylaşılıyor, benim de yapmak istediğim bu..." (0 344 215 52 77) Anneme Mektup Yine Anadolu''dan, bu sefer de Konya''dan güzel bir kitap geldi. Emine Altaş''ın kaleme aldığı şiirler, "Anneme Mektup" ismi altında okuyucuyla buluştu. Sevinç ve hüznü bütünleştirerek sunuyor Altaş. Şiirlerinin bütününe bakıldığında geçmişe dönüşlerin yoğun olduğu izlenimini veriyor; bunu da şu sözlerle açıklıyor: "Geçmişle bağlantımızı koparabilmek mümkün değil. Kaç insan hayatının her dönemini gerektiği gibi yaşayabilir? Dolayısıyla zaman aşımına uğramış, bilinç altına itilmiş duygular veya istekler benzer durumlarda yeniden ortaya çıkacağına göre gelgitleri yaşamam bana doğal geliyor. Şiir aynı zamanda kendine ait sırlarını başkasına yükleyerek söyleme imkanı verdiği için aslında ben çoğu şeyi itiraf ettim."

Ustaca söyleyebilmek Emine Altaş, Türk şiiri için yeni bir soluk olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. İlk şiir kitabıyla bu yola çıktığına göre, gelecekle ilgili neler düşünüyor; öğrenelim: "Duyguların belirli kalıplarla sınırlandırılmaması gerektiğine inanıyorum. Bazen bir kalıba yerleştiremediğimiz cümleler şiire farklı boyutlar kazandırabilir. Bana göre, önemli olan şiirde ahengi yakalayabilmek ve kelimeleri ustaca seçebilmek. Anneme Mektup, benim ilk kitabım. Dolayısıyla bütün şiirlerimde ustaca söyleyişi yakalayabilmem söz konusu değil fakat amacım, daha güzellerini yazabilmek ve paylaşabilmek..." (0 332 352 35 74) ... Her iki hanım şairimize de çıktıkları bu yolda başarılar diliyor ve kendini ortaya koyma noktasına gelip de arkada duranlara örnek olmasını temenni ediyorum.

Belki Seni beklediğim akşamlardan bir akşam İçimde garip telâş, ellerim titrek, Gözlerimde iki adet tomurcuk, Engellemesem damlayacak.

Belki biraz sonra gelir diyorum, Yok! Vakit çok geç artık, Gelmeyeceksin biliyorum Herşeye rağmen, belkilerle yaşıyorum. *Emine Altaş

Yüreğin çiçeği Yine de sevdim açmayan baharı Orada senden bir ahenk vardı Lâkin yüzün... Daha mevsimi gelmeden açardı.

Dağlar üşür ya güneşsiz Neşesiz insandır bir eşi Yüreğin çiçeğini derdim sende Daha açmadan bir eşi. *İnci Okumuş

ALKIŞ

''Aslı'' yüce biri O''nu birçoğumuz Hoca Ahmed Yesevi Vakfı başkanlığından tanıyoruz ama daha da öncesi var Erdoğan Aslıyüce''nin; o aslında bir sendikacı... Uzun yıllar sendikacı olarak hizmet verdiği çatı altında iken de kültür ve sanatla içiçe yaşayan Aslıyüce, emekli olduktan sonra büyük çabalarla onardığı Küçük Hüseyin Ağa Medresesi''nde, Türk dünyasının kültür birikimini toplantı, sergi, kitap, el işleri ile yarına taşıyor. Süreli yayınlar Yesevi ve Bir dergileri kadar, adını geniş kesimlere duyuran "Adım Adım Türk Yurtları" isimli eseriyle de hizmetinin zirvesine çıkan Erdoğan Aslıyüce, ister Kastamonu, ister Samsun, ister Kırıkkale, ister Antalya, ister Kayseri; kısacası Türkiye''nin hemen her noktasında düzenlenen tarih ve kültüre dayanan etkinliklerin aranan ismi, organizatörü... Kumkapı''daki Küçükayasofya Camii''nin hemen bitişiğinde yer alan Hoca Ahmed Yesevi Vakfı, konumu ve hizmet anlayışı ile tamamen dünden bugüne bir kültür köprüsü olma kaygısıyla önemli görevler yerine getiriyor. Aslıyüce, gerek Türk dünyasından, gerekse yurtiçinden gelen misafirlerini, her bir odasında değişik bilgiler, belgeler bulunan vakfı gezdirirken haklı bir gururu da yaşıyor. Çünkü, dişiyle-tırnağıyla bugünlere getirdiği bu önemli kültür yuvasına sahip çıkılmasını istiyor ve bunu da hakediyor. Sevilen şairimiz Ayhan İnal, Aslıyüce''yi şu mısralarla tanıtıyor herkese: Yılmayan bir iradenin timsali/ Alp-erendir zor bulunur emsali/ "Ey iman edenler" diye seslenir/ Türkülerle destanlarla beslenir/ Karakteri Ergenekon nakışlı/ Köroğlu yürekli, Bozkurt bakışlı/ Dostluğu sağlamdır, vefası tamdır/ Sözün özü: Derya gibi adamdır..." Metruk halde bulunan ve himmet bekleyen birçok tarihi eserin yürekler acısı halini gördükçe Aslıyüce''nin hizmetlerini daha da yürekten alkışlıyorum.

NOT

Kâğıtlarla dost olmak Birinin adı Demet Kayar, diğerininki Jon Stigner... Sanat onları ortak bir projede buluşturdu. Onlar, kağıdın sırlı dünyasını keşfettiler; her bir kağıdın kendine has kokusu, rengi ve tadı olduğunu... Kağıtlarla kurdukları dostluk zamanla öylesine güçlendi ki, sonunda yaşadıkları sevgiyi sanata dönüştürdüler. İşi daha ileri götürerek, el yapımı kağıt konusunda Japonya''da dört yıl kalarak kağıt sanatını öğrenmiş İskoç sanatçı Laini Chrismas''tan ders aldılar. İlk sergilerini 1997 yılında Bodrum''da açan "İki Kağıtçı", ikinci sergilerini Doğal Hayatı Koruma Derneği''nin katkılarıyla Galatasaray''daki Nuh''un Ambarı''nda açtılar; bu sergi eylül ayına kadar gezilebilecek. Kayar ve Stigner''e göre, sergide yer alan her parçanın bir öyküsü var. Polonezköy''e günübirlik bir gezintiden Belgrad Ormanı''ndaki kaçamak yürüyüşe, İğneada''nın rüzgarıyla yıkanmış midyelerden balkonda yetiştirdikleri kırmızı bibere, Kariye Camii''nin bahçesindeki arsız sarmaşığın yapraklarından artık giyilmeyecek kadar yıpranmış Levi''s Jean''e kadar pekçok malzemeyi bu serginin hamuruna katmışlar. 40 tablonun yer aldığı sergiyi izleyenler, dünyanın en güzel malzemelerinden biri olan kağıdın bambaşka yüzüyle karşılaşıyor. İlgi duyanlar için galerinin telefon numarasını veriyorum: 0 212 292 92 72.

EZBER

Sizin hiç babanız öldü mü? Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar, aldılar, götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum Siz hiç hamama gittiniz mi? Ben gittim lambanın biri söndü Gözümün biri söndü kör oldum Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak Şöylelemesine maviydi kör oldum Taşlara gelince hamam taşlarına Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi Taşlarda yüzümün yarısını gördüm Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? *Cemal Süreya (Üvercinka''dan)