Haluk Cecan''ı tanır mısınız? Belki, ama onu tanımamız gerektiğine inanıyorum ben. Haluk Cecan, gece gündüz demeden saatlerce suyun altında kalarak, balıkları mağarasından çıkaran ve onların tek kare pozlarını alabilmek için çalışan bir deniz adamı; denizaltı ödül avcısı... Bütün başarılı çalışmaların bazı gazete ve televizyon haberlerinden çıkarılıp daha geniş kesimlere duyurulması gerekiyor. Cecan da böylesine bir ilgiyi ve değeri hak ediyor... Fransa''nın Marsilya yakınlarındaki Berre kentinde düzenlenen Uluslararası Objektif 2000 adlı sualtı filmleri festivalinde Haluk Cecan''ın "Mahşer''in Atlıları" adlı çalışması organizasyonun en ilginç filmi seçilerek, L''etrange Ödülü Anfor''u kazandı. Balıkların dostu Aynı film, geçen aylarda Fransa''nın Strasbourg şehrindeki 13. Uluslararası Sualtı Filmleri Festivali''nde de büyük ilgi görmüş ve üçüncülük ödülü Bronz Balina heykelini kazanmıştı. Berre Festivali''nde de beğeniyle karşılanan "Mahşerin Atlıları", festivale katılanlar arasında en fantastik film olarak da dikkati çekti. Kaptan Cousteau''nun Calipso ekibinin de hazır bulunduğu festival sırasında film, şehirdeki sinemalarda izleyici karşısına çıktı. Aynı festivalde, Cousteau''nun Calipso gemisinde 20 yıl boyunca sualtı kameramanlığı yapan Andrea Laban''ın filmi ise Arkeoloji Enstitüsü Ödülü''ne uzandı. Filmi en çok beğenen kişi, festival başkanı Jean Claud oldu. Claud, çok ilginç bir çalışma olarak değerlendirdiği "Mahşerin Atlılar"nın yönetmeni Cecan''a ortak bir proje için teklifte bile bulundu. Andrea Laban''la bu yaz boyunca Türkiye''de film çekecek olan Haluk Cecan, kendisine gösterilen uluslararası ilgiden oldukça memnun ama o, ülkemizde de aynı ilgiyi görmek istiyor. Son filminin Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan gibi ülkelerdeki festivallerde gösterilecek olmasından mutluluk duyduğunu söyleyen Cecan, "Benim ülkemde de bu sanatın anlaşılması ve hak ettiği yeri görmesi gerekiyor" diye konuşuyor. Balıklarla dost olup konuşan, günlerce, gece-gündüz demeden bir poz yakalamak için su altını mekan tutan Haluk Cecan, Türkiye''nin ilk sualtı adamlarından biri olmanın mutluluğunu yaşıyor. Dalgıçlığının olmasının yanısıra çektiği filmlerle de bu alanda ilklere imza atan Cecan, "balıkların rejisörü" tamlamasını da hak ediyor. 1982''den bu yana Fransa, Çek Cumhuriyeti, İspanya, Tunus, Slovakya gibi ülkelerle birlikte ülkemizdeki birçok kurum tarafından da ödüllendirilen Haluk Cecan''ın, 1995 yılında, TGRT için çektiği "Mavi Derinliğin Sırları" isimli sualtı belgeselinin enfes görüntülerini hâlâ unutamadık. Dileriz, bu değerli sanatçımız daha çok film çeker ve ülkemize kendi alanında daha fazla ödüller kazandırır... ALKIŞ: Medya nereye? Günümüz medyası hangi yönden bakarsak bakalım, ciddi bir açmazın içinde. Sorgulanan, alay edilen ve daha da önemlisi artık saygınlığını yitirmeye başlayan bir meslek grubunun mensubu biz gazeteciler de olup bitenlerin nasıl geliştiğini ve nereye doğru yol aldığını bilmiyoruz. Zaman zaman ümitsizliğe kapılsak da, sonuçta bu ülke için gazete, radyo ve televizyonların gerekli olduğunu, hatta vazgeçilmezlerimiz arasında en ön sırayı aldıklarına inanıyoruz. Peki asıl mesele ne?... Bazı medya kuruluşlarının, bütün alanlarıyla toplumu kuşatmadığı, yansıtmadığı ve artık saygın bir iletişim köprüsü olmaktan çok uzaklaştığını kabul ediyoruz. Kangren haline gelen ilişkiler yumağı içinde kendine yer bulan birkaç ismin dışında, medyada karşılığı olmayan kitlelerin sesini duyurmak amacıyla yola çıkan Kandemir Konduk''un "Medya Medya Nereye?" isimli tiyatro eseri, bu konuyu enine boyuna irdeliyor. Ahmet Gülhan''ın sahneye koyduğu, Ali Kocatepe''nin müziklerini yazdığı, Tayfun Sav''ın koreografisini yaptığı Fatoş Narin''in kostümlerini hazırladığı oyun, Türkiye''de medyanın son dönemini anlatıyor. Yazılı ve görsel basının halini "güle oynata" bir daha hatırlatıyor. Konduk, oyunu kaleme alırken, "Saygınlığını yitirmeden medyadaki üretimini sürdürenlere hiç lafımız yok. Ama tersini yapanlara, yozlaşmayı, düzeysizliği pompalayanlara ve halkı unutup, tiraj kovalayanlara lafımız çok" anafikrinden yola çıktığını vurguluyor. Akatlar Kültür Merkezi''nde sadece medya mensupları için özel gösterimi yapılan 2 perdelik müzikal oyuna basın camiasından pek az ismin katılmış olmasını, yazarın kaygılarını kuvvetlendirici bir işaret olarak algıladık. YORDAM: Şiirin orta hallisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir. Ama iyisi, yükseği, harikuladesi tam ve sağlam olarak görenler bir şimşeğin ihtişamına benzer bir parıltı görmekle kalırlar. Büyük şiir muhakememizi tatmin etmez, allak bullak eder. Montaigne ARKA KAPAK: Başarının ''Türkçe''si Kişisel gelişim alanında yaptığı çalışmalarını dikkatle takip ettiğim Mümin Sekman''ın önemli bir kitabı daha yayımlandı: "Türk Usulü Başarı".... "Türk başarı kültürünü yazılı düşünme düzleminde ele alarak incelemek gerektiği inancındayım. Bu nedenle de aynı konuda farklı yazarların eserleriyle zenginleştirilmiş bir dizi hazırlamak istiyorum" diyerek asıl fikrini açıklayan Sekman, eserinde Cin Ali''den Ciguli''ye, Akşemsettin''den Sakıp Sabancı''ya, Atatürk''ten Naim Süleymanoğlu''na, Mahsun Kırmızıgül''den Merzifonlu Kara Mustafa Paşa''ya kadar, Türk''ün başarı coğrafyasına katkıda bulunmuş isimlerin hikayelerini anlatıyor. Kitap, "bizim insanımız" üzerine ilginç gözlemler yapılması bakımından dikkat çekici. (Arıtan Yayınları, 0 212 576 87 41) NOT: Maraş''tayız... Şiirin coğrafyası yoktur; dünyanın neresinde olursa olsun, akacağı mecrayı bulan söz, kendini ortaya koyar. İşte Kahramanmaraş, böyle bir şiir şehir. Toprağından nice şairler çıkarıp topluma hediye eden bu kahraman şehrimiz, "aksaçlı" şairi Bahaeddin Karakoç''un sayesinde yıllardır has şiirin nefes aldığı bir "Dolunay" maverasına döndü. Biz de, bu maveranın kenarına tutunmak için 29 Nisan cumartesi günü, Sabancı Vakfı Kültür Sitesi''nde, saat 14.00''ten itibaren sevgili şiir dostlarıyla birlikte olacağız. İmkanı olan ve bu güzel şöleni paylaşmak isteyenler, Özcan Ünlü dışında kimlerin şiirlerini mi soluklayacaklar; sayalım: Abdurrahim Karakoç, Abdulvahap Akbaş, Adem Turan, Ahmet Tevfik Ozan, Arif Eren, Aysen Akdemir, Bahaeddin Karakoç, Bestami Yazgan, Bedirhan Gökçe, Celalettin Kurt, Çigdem Artar, Durdu Şahin, Hasan Akçay, Hasan Ejderha, Hayati Tek, Hayrettin Orhanoğlu ve İnci Okumuş.

